18

Onları uyanıklar zannedersin, hâlbuki onlar uyuyorlar. Onları sağ yanlarına ve sol yanlarına çeviriyoruz. Köpekleri de kollarını eşiğe / geniş yere yaymıştır. Eğer onlara varsaydın muhakkak kaçarak onlardan arkanı dönerdin ve için korku dolardı.

"Onları uyanıklar zannedersin": Yani onları görseydin, uyanıklar zannederdin.

Zeccâc: Eykaz: Uyanıklardır, tekili: Yakız ve yakzan’dır, çoğulu da: Eykaz’dır, demiştir. Rukud ise: Uyuyanlardır.

Ferrâ’ da şöyle demiştir: Eykaz’ın tekili: Yekuz ve yekız’dır.

İbn Saib de şöyle demiştir: Onların uyanık zannedilmeleri uyurlarken gözlerinin açık olmasındandır. Uyanık zannedilmeleri: Sağa sola dönmelerindendir, diyenler de olmuştur. Bazı ilim adamları da, gözlerinin açık olma hikmetini şöyle izah etmişlerdir: Eğer devamlı kapalı olsa idi, gözleri erirdi.

"Ve nükallibühüm": Ebû Recâ’ meftuh te, sakin kaf ve şeddesiz meksur lâm ile "Ve taklibuhum” okumuştur; Ebû’l - Cevza ile İkrime de öyle, ancak nun ile "ve naklibuhum” okumuşlardır. "Sağ yanına": Yani sağlarına ve sollarına çeviriyoruz, demektir.

İbn Abbâs şöyle demiştir: Her sene iki defa çevriliyorlardı: Altı ay bir tarafa, altı ay da bir tarafa. Bu da bedenleri çürümesin diye yapılıyordu.

Mücâhid de şöyle demiştir: Onlar üç yüz sene bir yanları üzerine kaldılar, sonra da dokuz sene öbür yanlarına çevrildiler.

"Köpekleri de kollarını eşiğe yaymıştır": Burada köpeklerinin de aynı şekilde uykuya daldığım haber vermiştir. Ancak gözle bakıldığı zaman uyanık zannedilirdi.

Vasid hakkında da dört görüş vardır:

Birincisi: O, mağaranın avlusudur, bunu İbn Ebi Talha, İbn Abbâs’tan rivayet etmiş; Said b. Cübeyr, Mücâhid, Dahhâk, Katâde ve Ferrâ’ da böyle demişlerdir.

Ferrâ’ şöyle demiştir: Vasid ve asid ikisi de lügattir, 'tıpkı: İkaf ve vikaf, errehtül kitabe ve verrahtü, vekkettül emre ve ekkettü gibi. Hicazlılar: Vasid, Necitliler ise: Asid, derler. O da ağıl ve avludur.

İkincisi: O, kapıdır, bunu İkrime, İbn Abbâs’tan rivayet etmiş; Süddi de böyle demiştir.

İbn Kuteybe, mana şöyle olur, demiştir: Köpekleri kapıda kollarını döşemiş duruyordu. Şair de şöyle demiştir:

Açık bir yerde, kapısı kapanmaz benim üzerime,

İyiliğimi de kimse inkâr edemez.

Üçüncüsü: O, said yani topraktır. Bunu el - Avfi, İbn Abbâs’tan rivayet etmiş; Said b. Cübeyr ile Mücâhid de, onlardan gelen bir rivayette böyle demişlerdir.

Dördüncüsü: O, kapının eşiğidir, bunu da Atâ’, demiştir.

İbn Kuteybe de şöyle demiştir: Bu, çok hoşuma gidiyor, çünkü Araplar: Evsıd babeke derler ki: Kapını kapat, demektir.

"İnneha aleyhim mu’sadeh” (Hümeze: 8) kavli de böyledir ki, cehennem onların üzerine kapanmıştır, demektir. Aslı: Kapı kapandığı zaman kapının eşiğe bitişmesidir. Bunu izah eden şeylerden biri de şudur: Köpeği avluya koyduğun zaman mağaranın dışında kalır. Eğer onu eşiğe alırsan, mağaranın içinde kalabilir. Mağaranın her ne kadar kapısı ve eşiği yoksa da, köpek eşik ve kapı yerinde duruyordu, demektir; istiare yolu ile böyle denilmiştir.

"Levittala’te aleyhim": A’meş ile Ebû Husayn vavm zammı ile "levuttala’te” okumuşlardır.

"Muhakkak arkanı döner onlardan kaçardın": Korkundan dolayı.

"Velemuli’te": Âsım, İbn Âmir, Ebû Amr, Hamze ve Kisâi, şeddesiz ve hemzeli olarak "velemuli’te” okumuşlardır. İbn Kesir ile Nâfi de şeddeli ve hemze ile "velemulli'te” okumuşlardır.

"Ru'ba": Panik ve korkudan demektir. Şöyle ki, Allahü teâlâ onlara bir korku vermişti ki, yanlarına kimse girmesin. Onların saçları ve tırnakları çok uzamıştı, onun için eğer bir ileri onları görseydi, korkusundan kaçardı. Bunu da Zeccâc hikaye etmiştir.

18 ﴿