19

Böylece onları aralarında sormaları için uyandırdık. İçlerinden bir sözcü: "Ne kadar kaldınız?” dedi. Onlar da:

"Bir gün yahut bir kısmı” dediler. Dediler: "Rabbiniz ne kadar kaldığınızı daha iyi bilir. Birinizi şu gümüş paranızla şehre gönderin de hangi yiyecek daha temiz ise baksın, ondan size bir rızık getirsin. Dikkat etsin ve sakın sizi kimseye sezdirmesin".

"Böylece onları uyandırdık": Yani onlara bu zikrettiğimiz şeyleri yaptığımız gibi, onları o uykudan da uyandırdık.

"Sormaları için": Yani ne kadar kaldıran hakkında soru sorsun ve tartışsınlar, diye. Soru sormaları onların hallerinden ibret almayı doğurur.

"İçlerinden bir sözcü:

"Ne kadar kaldınız?” dedi. Yani mağaraya girdikten sonra ne kadar zaman geçti, demektir.

"Onlar da: Bir gün yahut bir kısmı, dediler": Çünkü onlar sabah erkenden içeri girdiler, Allahü teâlâ da onları gündüzün sonunda uyandırdı. Bunun için: Bir gün, dediler. Güneşi görünce.

"Yahut bir kısmı” dediler.

"Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir, dediler":

İbn Abbâs şöyle demiştir: Bunu diyen, başkanları olan Yemliha idi, bunun ilmini Allahü teâlâ'ya iade etti.

Başka bir rivayette de: Bunu Mekselina, dedi, demiştir ki, o, en büyükleri idi.

Ebû Süleyman şöyle demiştir: Bu, içlerinden daha çok kaldıkları geçtiğini gösterir. Şöyle de denilmiştir: Böyle demeleri saç ve tırnaklarının çok uzadığını görmüş olmalarındandır.

"Birinizi gönderin":

İbn Enbari şöyle demiştir: Neden

"ahadeküm” dedi de vahideküm demedi? Çünkü övülen ve tazim edilen o kişi karışmasın. Çünkü Araplar: Raeytü ahedel kavmi derler, reaeytü vahidel kavmi, demezler. Ancak önemli kişi olduğunu bildirmek isterlerse vahidel kavmi, derler. Burada sıradan biri kastedilmiş, en şereflileri demek istenmemiştir.

"Biverikıküm": İbn Kesir, Nâfi, İbn Âmir, Kisâi, Hafs da Âsım'dan rivayetle, meksur ve şeddesiz ra ile "verikıküm” okumuşlardır; Ebû Amr, Hamze, Ebû Bekir de Âsım’dan rivayet ederek, sakin ra ile okumuşlardır. Ebû Amr’dan da hafif şeddeli gösterir şekilde okuduğu rivayet edilmiştir.

Zeccâc da: O zaman tam kâf olur (verikküm) demiştir.

Ferrâ’ şöyle demiştir: Verik, hicaz halkının şivesidir. Temimliler: Verk, derler. Bazı Araplar da meksur vav ile

"El - Virk, derler.

İbn Kuteybe şöyle demiştir: Verik, sikkeli olsun olmasın gümüştür. Arfece hadisi de bunu gösterir ki: Verik’ten takma burun edindi, denilmiştir.

"Şehre": Çıktıkları şehri kastediyorlar, adı: Daksus idi. Bugün, Tarsus denen şehir de denilmiştir.

"Baksın hangisi": Şehir halkından hangisi, demektir.

"Yiyeceği daha temiz":

Müfessirlerin bunun manasında altı görüşleri vardır:

Birincisi: Kesimi helâl olan, bunu İbn Abbâs ile Atâ’, demişlerdir. Şöyle ki, onların şehir halkının çoğunluğu kâfir idiler, putları için kurban keserlerdi. İçlerinde imanlarını gizleyen bir topluluk da vardı.

İkincisi: Yiyeceği helâl, demektir. Bunu da Said b. Cübeyr, demiştir.

Dahhâk da şöyle demiştir: Onların mallarının çoğu gasb idi.

Mücâhid de şöyle demiştir: Arkadaşlarına: içinde ne zulüm ne de gasp olan yiyeceği satın alma, dediler.

Üçüncüsü: Ezkâ, daha çok demektir, bunu da İkrime, demiştir.

Dördüncüsü: Daha hayırlı, yani daha kaliteli, demektir. Bunu da Katâde, demiştir.

Beşincisi: Daha temiz, demektir. Bunu da İbn Saib ile Mukâtil, demişlerdir.

Altıncısı: Daha ucuz, bunu da Yeman b. Reyyab, demiştir.

İbn Kuteybe: Aslında zekâ artma ve çoğalma manasınadır, demiştir.

"Size ondan bir rızık getirsin": Yani yiyeceğinizi demektir.

"Dikkat etsin": İyi baksın, kimsenin fark etmemesine çalışsın, demektir.

"Sizi sezdirmesin": Yani kimseye yerinizi bildirmesin, demektir.

19 ﴿