22

Üçtürler, dördüncüleri köpekleridir; beştirler, altıncıları köpekleridir” diyecekler, karanlığa / gaybe taş atarak. Yedidirler, sekizincileri köpekleridir” diyecekler. De ki: "Rabbim onların sayısını daha iyi bilir". Onları ancak pek azı bilir, öyleyse onlarla zahiri bir mücadele dışında mücadele etme ve onlar hakkında onlardan hiç kimseden fetva isteme.

"Seyekulune selasetün":

Zeccâc şöyle demiştir: "Selasetün” manadan anlaşılan mübteda ile merfudur, takdiri şöyledir: Seyekulullezine tenazeu fiemrihim hüm selasetün (tartışanlar: Onlar üçtürler, diyecekler).

Bunu diyenler hakkında iki görüş vardır:

Birincisi: Onlar Necran Hıristiyanlarıdır, Ashab-ı Kehf hakkında Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile münazara ettiler; Melekîler: Onlar üçtürler, dördüncüleri köpekleridir, dediler. Yakubiler: Onlar beştirler, altıncıları köpekleridir, dediler. Nasturiler de: Onlar yedidir, sekizincileri köpekleridir, dediler. Bunun üzerine bu âyet indi. Bunu Dahhâk, İbn Abbâs’tan rivayet etmiştir.

İkincisi: Onlar Ashab-ı Kehfi fark etmeden önceki şehir halkıdır, bunu da Maverdi zikretmiştir.

"Gaybe / karanlığa taş artarak": Yani kesin olmayan zan ile böyle derler.

Şair Züheyr şöyle demiştir:

Savaş başka değil ancak bildiğiniz ve tattığınız şeydir,

O karanlığa atılan taş değildir (zandan ibaret değildir).

"Vesaminühüm kelbühüm"deki vav ne için gelmiştir?

Bunda da dört görüş vardır:

Birincisi: Onun gelmesi ve gelmemesi birdir, bunu da Zeccâc, demiştir.

İkincisi: Vavın

"ve saminühüm kelbühüm (sekizincileri köpekleridir)” kavlinin başına gelmesi, onun geçen iki cümlede de irade edildiğini göstermek içindir; burada zikretmekle onun daha öncekilerde de irade edildiğini bildirmiş oldu. Hazfedilmesi ise, sadece dile kolaylık sağlamak içindir. Bunu da Ebû Nasr, "Luma” şerhinde zikretmiştir.

Üçüncüsü: Onun gelmesi kıssanın orada bittiğini ve sözün tamamlandığını gösterir. Yine bunu da Zeccâc zikretmiştir. Bu da Mukâtil b. Süleyman’ın görüşüdür. Çünkü vav, daha önceki sözün bittiğini ve ondan sonra yeni bir söz başladığını gösterir.

Sa’lebî de şöyle demiştir: Bu vav hüküm ve tahkik vavıdır, sanki Allahü teâlâ onların ihtilaflarını anlatmış,

"yedidir derler"de cümle tamam olmuştur, sonra da onların sekiz olduklarına hüküm vermiştir. Bazı tefsirlerde şöyle gelmiştir: Müslümanlar, Hıristiyanların ihtilaf ettiklerini görünce: Onlar yedidir, dediler: Allahü teâlâ da Müslümanların sözünü tasdik etti.

Dördüncüsü: Araplar yedinin üzerine vav ile atıf yapıp: Sittetün, seb’atün ve semaniyetün, derler. Çünkü onlara göre birler basamağı yedidir, tıpkı:

"Ettaibunel abidune...” kavlinde olduğu gibi ki, sekizinci sıfatta:

"Vennahune anil münker” (Tevbe: 112) dedi ve cennetin sıfatında da: "Ve fütihat ebvabuha", cehennemin sıfatında ise:

"Fütihat ebvabuha” (Zümer: 71 - 73) dedi. Çünkü cehennemin kapıları yedidir, cenetin kapıları ise sekizdir. Bu manayı Ebû İshak Sa'lebi zikretmiştir.

Âlimler onların sayısında iki görüş halinde ihtilaf etmişlerdir:

Birincisi: Onlar yedi idiler, bunu İbn Abbâs, demiştir.

İkincisi: Sekizdir, bunu da İbn Cüreyc ile İbn İshak, demişlerdir.

İbn Enbari de şöyle demiştir:

"Sekizincileri köpekleridir” kavlinin manasının "köpeğin sahibidir” denilmiştir. Nitekim: Essehau Hatimun (Hatim Tai cömertliktir), eşşi’rü Züheyrün (şiir Züheyr’dir) derler ki: Essehau sehau Hatimin (cömertlik Hatim’in cömertliğidir), eşşi’rü şi’rü Züheyrin (şiir Züheyr’in şi’ridir) demektir. İsimlerine gelince, Hüşeym şöyle demiştir: Mekselina, Yemliha, Tarinus, Sedinis, Serinus, Nevases ve Yeranis. Tefsirlerde isimlerinde ihtilaflar vardır ki, ben onları uzatmak istemedim..

Köpeklerinin kime ait olduğunda da üç görüş halinde ihtilaf etmişlerdir:

Birincisi: O, rastladıklan bir çobanındır; çoban ve köpeği onların arkasına düştü. Bunu da İbn Abbâs, demiştir.

İkincisi: O, avlandıkları bir köpektir, bunu da Ubeyd b. Umeyr, demiştir.

Üçüncüsü: Onlar bir köpeğe rastladılar, köpek arkalarına düştü; onu kovdular, o da tekrar döndü. Bunu birkaç kere yaptılar; köpek onlara:

"Benden ne istiyorsunuz, benden taraf korkmayın, ben Allah'ı sevenleri severim. Siz uyuyun, ben sizi beklerim, dedi. Bunu da Ka’bu’l - Ahbar, demiştir.

Köpeğin ismi hakkında da dört görüş vardır:

Birincisi: Kıtmir’dir, bunu Ebû Salih, İbn Abbâs’tan, demiştir.

İkincisi: İsmi Rakîm’dir, biz de bunu Said b. Cübeyr’den zikretmiş bulunuyoruz.

Üçüncüsü: Katmur'dur, bunu da Abdullah b. Kesir, demiştir.

Dördüncüsü: Humran’dır, bunu da Şuayb el - Cubai, demiştir.

Onun sıfatı (donu) hakkında da üç görüş vardır:

Birincisi: Kırmızıdır, bunu Sevri hikaye etmiştir.

İkincisi: Sarıdır, bunu da İbn İshak hikaye etmiştir.

Üçüncüsü: Başı kırmızı, sırtı siyah, karnı beyaz ve kuyruğu alacadır. Bunu da İbn Saib, demiştir.

"Rabbi a’lemu biiddetihim": İbn Kesir, Nâfi ve Ebû Amr, yenin harekesiyle, diğerleri ise sükunu ile okumuşlardır.

"Onları ancak pek azı bilir": Yani onların sayısını insanlardan ancak azı bilir, demektir.

Atâ’: Pek azı ile ehl-i kitap kastedilmiştir, demiştir.

İbn Abbâs da: Ben o azdanım, onların, yani Ashab-ı Kehfin sayısı yedidir, çünkü Allahü teâlâ onları saymış, yedide son vermiştir, demiştir.

"Öyleyse onlarla zahiri bir mücadele dışında mücadele etme": İbn Abbâs ile

Katâde: Kimse ile mücadele etme, onların kıssalan ile ilgili anlattığım sana yeter, demişlerdir.

İbn Zeyd de şöyle demiştir: Onların sayısında şöyle demenin ötesinde bir tartışma yapma: Sizin dediğiniz gibi değildir, sizin bildiğiniz gibi değildir.

"Zahiri tartışma": Açık delille olandır, denilmiştir. Bunu da Maverdi hikaye etmiştir. Mira lügatte: Tartışmadır, mârâ yümâri mümâraten ve miraen denir ki, tartışmak ve mücadele etmektir.

İbn Enbari, âyetin manası şöyledir, demiştir: Ancak haber gerçeğini kesin bilen birinin mücadelesi gibi mücadele et, çünkü Allahü teâlâ sana öyle bir şey vermiştir ki, içine bâtıll kanşmaz. Mirâ kelimesinin lügatteki karşılığı: Mücadele eden kimsenin öfkesini çıkarmaktır, bu da: Mereytüşşate kavlinden gelir ki: Koyunun sütünü çıkardım, demektir.

"Onlar hakkında fetva isteme": Yani ashab-ı kehf hakkında demektir.

"Onlardan":

İbn Abbâs: Kitap ehlinden, demiştir.

Ferrâ’ da şöyle demiştir: Ona Hıristiyanlardan Nasturi ve Yakubi denen iki fırka geldi; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara Ashab-ı Kehfin sayılarını sordu, o da bundan men edildi.

22 ﴿