29

De ki:

"Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin". Gerçekten biz zâlimler için bir ateş hazırladık ki, duvarları onları kuşatmıştır. Eğer yardım isterlerse erimiş maden gibi, yüzleri kavuran bir suyla onlara yardım edilir. Ne kötü içecek ve ne kötü yaslanacak yer.

"De ki: Hak Rabbinizdendir": Zeccâc, mana şöyledir, demiştir: De ki: Size getirdiğim şey'Rabbinizden haktır.

"Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin":

Bunda da üç görüş vardır:

Birincisi: Allah kimi dilerse o iman etsin. Bu İbn Abbâs’tan rivayet edilmiştir.

İkincisi: O, tehdit ve uyarmadır; emir değildir, bunu da Zeccâc, demiştir.

Üçüncüsü: Manası şöyledir: İmanınızla Allah’a fayda veremez, küfrünüzle de O’na zarar veremezsiniz. Bunu da Maverdi demiştir. Bazıları da: Bu ihtiyaçsızlığım göstermedir, küfrü serbest etme değildir, demişlerdir.

"inna a’tedna": Biz hazırladık, temin ettik, demektir. Biz de bunu:

"Ve a’tedet lehünne mütteka” (Yûsuf: 31) âyetinde şerh etmiş bulunuyoruz.

Müfessirler: Zâlimler ifadesi için de: Onlar kâfirlerdir, demişlerdir.

Zeccâc şöyle demiştir: Süradık: Bir şeyi kuşatan nesnedir, meselâ büyük çadırın bölmeleri veya bir şeyi kuşatan duvar gibi,

İbn Kuteybe de: Süradık: Çadırın etrafındaki odalardır, demiştir. Ben dilci Şeyhimiz Ebû Mansur’dan şöyle okudum: Süradık: Farsça’dır, Arapçalaşmıştır, aslı Farsça’da: Seradar’dır, o da dehliz, demektir. Şair Ferezdak şöyle demiştir:

Sen onları arzuladın, onlara kavuşunca da

Çadırdan önce dehlizi onlara bıraktın.

Bu süradık’tan ne murat edildiği hususunda da iki görüş vardır:

Birincisi: O, ateşten duvardır, Ebû Said el - Hudri, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cehennemin dehlizinin dört kalın duvarı vardır; her duvarının uzunluğu kırk yıllık yoldur. 3

3 - Tirmizî, Sıfatü cehennem, bab, 4; Ahmed, Müsned, 3/29.

Ebû Salih’in de İbn Abbâs’tan rivâyetinde şöyle demiştir; Süradık: Ateşin dilidir, ateşten çıkar, hesap bitinceye kadar insanların etrafını kuşatır.

İkincisi: O, kıyamet gününde kâfirleri kuşatan bir dumandır, Allahü teâlâ’nın Mürselat: 30’da, üç dala ayrılan gölge, dediği odur. Bunu da İbn Kuteybe, demiştir.

"Eğer yardım isterlerse": İçinde bulundukları azap ve şiddetli susuzluktan,

"onlara erimiş maden (mühl) gibi bir su ile yardım edilir":

Bunda da yedi görüş vardır:

Birincisi: O, zeytinyağı tortusu gibi koyu bir sudur, bunu da el - Avfi, İbn Abbâs’tan rivayet etmiştir.

İkincisi: O, eriyerek sıvı haline gelen her şeydir, bunu da İbn Mes’ûd demiştir. Ebû Ubeyde ile

Zeccâc da şöyle demişlerdir: Bakır veya kurşun veya buna benzer erittiğin her şeye mühl, denir.

Üçüncüsü: O, zeytinyağı posası gibi irin ve siyah kandır, bunu da Mücâhid, demiştir.

Dördüncüsü: O, eritilmiş gümüş ve kurşundur, yine bu da Mücâhid’ten rivayet edilmiştir.

Beşincisi: O, son derece sıcak şeydir, bunu da Said b. Cübeyr, demiştir.

Altıncısı: O, cerahattir, bunu da İbn Enbari zikretmiştir. Muğis b. Sümey de şöyle demiştir: O, mahşerdekilerin terinden ve gözyaşlarından akan, onlardan sızan kan ve İrindir. Bunlar cehennemde bir dereye akar, cehennem onu pişirir, ateş halkına ilk sunulacak şey odur.

Yedincisi: O, fırından çıkan ekmekten silkilen küldür, bunu da İbn Enbari zikretmiştir.

"Yüzleri kavurur":

Müfessirler şöyle demişlerdir: Ona yaklaştığı zaman yüzünün derisi içine düşer. Sonra onu kınayıp:

"Ne kötü içecek” ateş de

"ne kötü yaslanacak yer (mürtefaka)” dedi.

Bunda da beş görüş vardır:

Birincisi: O, menzil, konaktır, bunu da İbn Abbâs, demiştir.

İkincisi: Toplanacak yerdir, bunu da Mücâhid, demiştir.

Üçüncüsü: Yaslanacak yerdir, bunu da Ebû Ubeyde, demiş ve şu beyti delil getirmiştir:

Gece uykusuz kaldım, geceyi bir yere yaslanarak geçirdim,

Gözüm de sütleğen sıvısı değmiş gibiydi yanıyordu.

Beyitte geçen zebh kelimesi: Sütleğenin sıvısı demektir.

Zeccâc şöyle demiştir:

"Mürtefeka": Temyiz olarak mensubtur, manası da dirsek dayayacak yerdir.

Dördüncüsü: O ne kötü meclistir, bunu da İbn Kuteybe, demiştir.

Beşincisi: Ne kötü yumuşaklık aranacak yerdir, çünkü kim ondan yumuşaklık ararsa, yoksun kalır. Bunu da İbn Enbari zikretmiştir. Bu görüşlerin manaları birbirine yakındır. Esas mirfak lügatte: İstifade edilen şeydir.

29 ﴿