60Hani, Mûsa, genç adamına: "İki denizin birleştiği yere varıncaya değin durmadan yürüyeceğim yahut uzun süreler geçireceğim” demişti. "Hani, Mûsa genç adamına demişti...” Mûsa aleyhisselam’ın bu yolculuğa çıkmasının sebebi şudur: İbn Abbâs'ın, Übey b. Ka’b’ten rivâyetine göre Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: Mûsa İsrâil oğullarında kalkmış hutbe okuyordu, kendisine, insanların en alimi kim, diye soruldu, o da: Ben, dedi. Aziz ve celil olan Allah, Allah bilir demediği için ona sitem etti ve ona, iki denizin birleştiği yerde senden daha alim bir kulum var, diye vahyetti. Mûsa da: "Ya Rabbi, onu nasıl bulabilirim?” dedi. O da: Yanına bir balık al, onu büyük bir sepete korsun, onu kaybettiğin yerde, o oradadır, dedi. Mûsa, genç adamı Yuşa b. Nun ile gitti, kayaya geldiler; başlarını yere koyup uyudular. Sepetteki balık kımıldadı, ondan çıkıp denize girdi. Denizde bir yol tuttu. Allah balığa suyu akıtmadı, su balığın üzerinde kemer (dehliz) gibi oldu. Uyanınca adamı ona balığı haber vermeyi unuttu. Bir gün bir gece gittiler. Sonunda sabah olunca Mûsa, uşağına: Sabah yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan yorulduk, dedi. Mûsa Allah’ın kendisine emrettiği yeri geçmedikçe yorgunluk hissetmedi. Uşağı: "Gördün mü, biz kayaya varınca... balık şaşılacak şekilde denizde yolunu tuttu” dedi. Diyor ki: Balık için denizde bir dehliz oluştu, bu dâ Mûsa ve uşağı için şaşılacak bir şey oldu. "Mûsa: İşte aradığımız o idi, dedi ve izlerini sürerek geri döndüler". Diyor ki: İzleri üstü geri döndüler, nihayet o kayaya vardılar. Baktılar ki, aradıkları adam, elbisesine bürünmüş duruyor. Mûsa ona selam verdi. Hızır da: "Buralarda bu selam ne gezer, sen nerelisin?” dedi. O da: Ben Mûsa’yım, dedi. O da: "İsrâil oğullarının Mûsa’sı mı?” dedi. O da: Evet, senden ilm-i ledün öğrenmek için geldim, dedi. O da: Buna dayanamazsın, ey Mûsa, ben Allah’ın bana öğrettiği bir ilme sahibim ki, onu sen bilmezsin, sen de Allah’ın sana öğrettiği bir ilme sahipsin ki, ben de onu bilmem, dedi. Mûsa: İnşallah beni sabırlı bulursun, hiçbir emrine karşı gelmeyeceğim, dedi. Hızır da ona: Eğer bana tabi olursan, ben sana anlatmadıkça bana bir şey sorma, dedi. Sahilde yürüyerek gittiler, bir gemi geçti, kendilerini ona almasını istediler, onlar da Hızır’ı tanıdılar, onu navlunsuz (ücretsiz) olarak bindirdiler. Binince Hızır hemen geminin bir tahtasını keserle söktü; Mûsa ona: Adamlar bizi ücretsiz olarak gemiye bindirdiler; sen ise yolcuları batırmak için kalktın gemiyi deldin, dedi... Mûsa da: beni mazur gör, dedi. Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: Mûsa’nın ilk hareketi unutma idi, dedi. Diyor ki: Bir serçe kuşu geldi, geminin kıyısına kondu, denizden bir yudum su aldı. Hızır: Benim ve senin ilmin aziz ve celil olan Allah’ın ilminin yanında bu serçenin denizden aldığı su kadardır, dedi. Sonra gemiden çıktılar; sahilde yürürlerken Hızır, bir oğlan çocuğu gördü, çocuklarla oynuyordu; Hızır gitti çocuğun başını tutup kopardı, onu öldürdü. Mûsa ona: "Suçsuz bir cana mı kıydın?” dedi. Yine gittiler, nihayet yıkılmaya yüz tutmuş bir duvara rastladılar; Hızır onu eliyle doğrulttu; Mûsa da: Bir topluma geldik, bizi misafir etmediler, "eğer isteseydin bundan dolayı ücret alırdın” dedi. Hızır da: İşte şimdi ayrılığın zamanı geldi... dedi. Bu Buhârî ile Müslim’in Sahihlerinde tahriç ettikleri sahih bir hadistir. Biz de hadisin senedini "el - Hadaik” kitabında zikrettik, burada kısa olmasını tercih ettik. Tefsir: "Hani, Mûsa demişti": Mana: Bunu zikret, demektir. Mûsa hakkında da iki görüş vardır: Birincisi: O, İrnran oğlu Mûsa'dır, bunu çoğunluk, demiştir. Buhârî ile Müslim’deki Said b. Cübeyr hadisi de bunu gösteriyor, diyor ki: İbn Abbâs’a, Nevf el - Bekkali, Hızır’lâ buluşanın İsrâil oğullarının Mûsa’sı olmadığını iddia ediyor, dedim. O da: Allah’ın düşmanı yalan söylemiş, bana Übey b. Ka’b haber verdi, dedi ve yukarıda takdim ettiğimiz hadisi söyledi. İkincisi: O, Mûsa b. Mişa’dır, bunu da İbn İshak demiştir ki, zikrettiğimiz sahih hadisten dolayı hiçbir şey değildir. Adamı ise Yuşa b. Nun’dur ki, onda ihtilaf yoktur. Ona, delikanlı denilmesi, yanından ayrılmadığı, ondan ilim aldığı ve ona hizmet ettiği içindir. "Lâ ebrahu": Lâ ezalu (durmayacağım): Bundan maksat, yerimden ayrılmayacağım, demek değildir. Çünkü yerinden ayrılmazsa hiçbir yere gidemez. Bu: Maberihtü ünazıru Abdallah (Abdullah ile hep münazara ettim) sözüne benzer ki, devam ettim, demektir. Şair de şöyle demiştir: Sen devamlı emaneti eda eder Ve yenisini yüklenirsen, emanetleri kaldıramazsın. Beyitte geçen, efrehatke, sana ağır yük yükler demektir. Âyetin manası da: İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmadan yürüyeceğim, demektir ki, orası da Hızır’lâ buluşma noktasıdır. Katâde şöyle demiştir: Orası Fars denizi ile Rum denizinin birleştiği yerdir; Rum denizi batıda, Fars denizi de doğudadır. İki denizin birleştiği memleketin isminde de iki görüş vardır: Birincisi: Afrika’dır, bunu Übey b. Ka’b, demiştir. İkincisi: Tanca’dır, bunu da Muhammed b. Ka’b el - Kurazi, demiştir. "Ev emdıye hukuba": Ebû Rezin, Hasen, Ebû Miclez, Katâde, Cahderi ve İbn Ya’mur, kafin sükunu ile: "Hukba” okumuşlardır. İbn Kuteybe de şöyle demiştir: Hukub: Dehir (uzun zaman)dır, hikab ise: Yıllardır. Tekili: Hıkbe’dir. Hukb ve hukub denir, tıpkı şunlar gibi: Kufi ve kuful, buz’ ve huzu’, küf ve küfü’, ükl ve ükül, suht vu suhut, ru’b ve ruub, nükr ve nükür, üzn ve üzün, suhk ve suhuk, bu’d ve buud, şuğl ve şuğul, süls ve sülüs, uzr ve uzur, nüzr ve nüzür, umr ve umur. Müfessirlerin hukub üzerinde sekiz görüşleri vardır: Birincisi: O, dehir (uzun zaman) dır, bunu da İbn Abbâs, demiştir. İkincisi: Seksen senedir, bunu da Abdullah b. Amr ile Ebû Hureyre, demişlerdir. Üçüncüsü: Yetmiş bin senedir, bunu da Hasen, demiştir. Dördüncüsü: Yetmiş senedir, bunu da Mücâhid, demiştir. Beşincisi: On yedi senedir, bunu da Mukâtil b. Hayyan, demiştir. Altıncısı: O, seksen bin senedir, her günü dünya sayısı ile bin senedir. Yedincisi: O, Kays lehçesinde bir yıldır, bu ikisini Ferrâ’ zikretmiştir. Sekizincisi: Hukub Araplara göre belirsiz vakittir, bunu da Ebû Ubeyde, demiştir. Kelâmın manası: Yürüyeceğim, ister ki, hukublar sürsün, demektir. |
﴾ 60 ﴿