40

Yahut (onların amelleri) derin bir denizde karanlıklar gibidir ki, onu bir dalga kaplar, üstünden bir dalga, üstünden de bir bulut kaplar. Birbiri üstünde karanlıklar. Elini çıkardığı zaman onu neredeyse göremez. Allah kime nûr vermezse, onun nûru yoktur.

"Yahut karanlıklar gibidir":

Bu temsilde de iki görüş vardır:

Birincisi: O kâfirin ameli içindir, bunu da cumhûr, demiş, Zeccâc da tercih etmiştir.

İkincisi: O kâfirin kalbinin akletmeyeceği ve görmeyeceği hususunda bir misaldir. Bunu da Ferrâ’ demiştir. Lücciy ise: Çok derin demektir.

"Onu kaplar": Yani o denizin üzerine çıkar, demektir.

"Üstünden bir dalga": Yani dalganın üstünde dalga demektir.

Mana da: Dalga dalgayı kovalar, öyle ki, birbirinin üzerinde olur, demektir,

"onun üstünden": Yani o dalganın üstünden” de

"bir bulut".

Sonra yeni söze başlayıp

"Karanlıklar” dedi: Yani denizin karanlığı, ilk dalganın karanlığı, dalganın üstündeki dalganın karanlığı ve bulutun karanlığı, demektir. İbn Kesir ile İbn Muhaysın, muzaf olarak "sehabu zulumatin” okumuşlardır.

"Elini çıkardığı zaman": Yani biri elini çıkardığı zaman demektir.

"Neredeyse onu göremez":

Bunda da iki görüş vardır:

Birincisi: Onu görmez, demektir. Bunu Hasen demiş, Zeccâc da tercih etmiştir. Ve şöyle demiştir: Çünkü o karanlıkların ardından elini göremez. İbn Enbari de böyle demiş, manası da: Asla göremez demektir, demiştir. Çünkü yoğun karanlıklarda görme tamamen yok olur. Bu kelâmdan

"yeked” kavlinin zait olduğu ortaya çıkmıştır. Bu da

"amma kalilin liyusbihunne nadimin” (Mü'minun: 40) kavlindeki

"ma” gibidir.

İkincisi: Onu ancak büyük çabadan sonra görür, bunu da Müberrid, demiştir.

Ferrâ’ da şöyle demiştir: Bu, Makittü ebluğu ileyke (sana neredeyse yetişemeyecektim) sözüne benzer, ama yetişmişsindir.

Ferrâ’ da: Arapça’da izahı böyledir, demiştir.

Misalin izahı da şöyledir:

Müfessirler şöyle demişlerdir: Allah mü'mine nûr misalini verince, kafire de karanlıklar misalini verdi,

Mana da şöyledir: Kâfir şaşkınlık içindedir, doğru yolu bulamaz. Şöyle de denilmiştir: Karanlıklar: Şirkin ve günahların karanlıklarıdır. Bazıları da şöyle demişlerdir: Karanlıklar ameline, derin deniz kalbine, dalga kalbini kaplayan şirk, cehalet ve şaşkınlığa, bulut şüpheye ve kalbinin mühürlenmesine misaldir. Artık onun sözü karanlıktır, ameli karanlıktır, girişi karanlıktır, çıkışı karanlıktır ve kıyamet gününde varacağı yer de karanlıktır.

"Allah kime nûr vermezse":

Bunda da iki görüş vardır:

Birincisi: Din ve iman, demektir, bunu da İbn Abbâs ile Süddi, demişlerdir.

İkincisi: Hidayettir, bunu da Zeccâc, demiştir.

40 ﴿