61Köre zorluk yoktur, topala zorluk yoktur, hastaya zorluk yoktur. Evlerinizden yahut babalarınızın evlerinden yahut annelerinizin evlerinden yahut kardeşlerinizin evlerinden yahut kız kardeşlerinizin evlerinden yahut amcalarınızın evlerinden yahut halalarınızın evlerinden yahut dayılarınızın evlerinden yahut teyzelerinizin evlerinden yahut anahtarlarına sahip olduğunuz evlerden yahut dostunuzun evlerinden yemenizde size günah yoktur. Topluca yahut ayrı ayrı yemenizde size günah yoktur. Evlere girdiğiniz zaman Allah katından mübarek, hoş bir selamla kendinize selam verin. Allah size âyetleri böylece açıklıyor. Belki siz aklınızı çalıştırırsınız. "Köre zorluk yoktur": İniş sebebinde beş görüş vardır: Birincisi: "Mallarınızı aranızda bâtıll sebeplerle yemeyin” (Nisa: 29) âyeti inince, Müslümanlar hastaların, müzminlerin, körlerin ve topalların yemeklerini yemekten çekindiler: Yemek mallardan daha üstündür, dediler. Allahü teâlâ da malı bâtıll sebeple yemeyi men etti, kör ise yemeğin iyi tarafını görmez, hasta yemeği tam yiyemez, dediler. Bunun üzerine bu âyet indi. Bunu da İbn Abbâs, demiştir. İkincisi: İnsanlar Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile çıkınca evlerinin anahtarlarını körlerin, topalların, hastaların ve akrabalarının yanlarına koyarlardı. Onlara ihtiyaç duydukları zaman evlerindekinden yemelerini söylerlerdi, onlar da yemekten çekinir ve: Belki gönülleri razı olmaz, bundan korkuyoruz, derlerdi. Bunun üzerine bu âyet indi. Bunu da Said b. Müseyyeb , demiştir. Üçüncüsü: Topallar ve körler sağlıklı kimselerle yemekten kaçınırlardı; çünkü insanlar onlarla yemekten tiksinirlerdi. Bunu da Said b. Cübeyr ile Dahhâk, demişlerdir. Dördüncüsü: Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı yanlarında hastalara ve kötürümlere yedirecek olmayınca onları babalarının, analarının ve bu âyette adları geçen bazılarının evlerine götürürlerdi. Müzmin hastaların sahipleri o yemekten çekinirlerdi, çünkü onlara asıl mal sahibi olmayan yedirmişti. İşte bunun üzerine bu âyet indi. Bunu da Mücâhid, demiştir. Beşincisi: Bu âyet, adı geçen özürlülerden cihadın düşürülmesine dair inmiştir. Bunu da Hasen ile İbn Zeyd, demiştir. Birinci görüşe göre âyetin manası şöyledir: Ne körle ne de topalla beraber yemekte size zorluk yoktur, demektir. Bu durumda âla” "fi” manasına olur. Bunu da İbn Cerir, demiştir. Diğer maddelerin manası da buna göre çıkarılır. Bir grup müfessir, sözün "hastaya da zorluk yoktur "da bittiğine, arkasının da yeni söz başı olduğuna ve ona bağlı olmadığına kail olmuşlardır. Bu da Hasen ile İbn Zeyd’in görüşlerini destekler. "Kendi evlerinizden yemenizde": Bunda da üç görüş vardır: Birincisi: Onlar, evlatların evleridir. İkincisi: Oturdukları ve içinde başkalarının ailesi bulunduğu evlerdir. Bu durumda hitap adamın ailesine, çocuklarına, hizmetçilerine ve evde bulunanlara olur. Evlerin onlara nisbet edilmesi, onda oturmalarından dolayıdır. Üçüncüsü: Onlar kendi evleridir, maksat da aile ve eşlerinin malından yemektir. Çünkü kadının evi, erkeğin evi gibidir. Zikredilen akrabaların evlerinden yemenin mubah edilmesi, onlara yemek vermenin adet olmasındandır. Eğer yemek saklı bir yerde olursa, o saklı yeri açmak câiz değildir. "Yahut anahtarlarına sahip olduğunuz evlerden": Bunda da üç görüş vardır: Birincisi: O, vekildir, onun az bir şey yemesinde beis yoktur. Bu da İbn Abbâs’ın görüşünün manasıdır. Onu Said b. Cübeyr ile Ebû’l - Âliyye mimin zammesi, “Lâm” ın şeddesi ve kesri ile meçhul olarak "mülliktüm” okumuştur. Said de onu anahtar elinde bulunan vekilharç ile tefsir etmiştir. Enes b. Malik, Katâde ve İbn Yamur, mimin kesri ile tekil olarak "miftahahu” okumuşlardır. İkincisi: İnsanın sahip olduğu kendi evidir, bu da Katâde'nin görüşünün manasıdır. Üçüncüsü: Kölelerin evleridir, bunu da Dahhâk, demiştir. "Yahut arkadaşınızın": İbn Abbâs şöyle demiştir: Bu; Haris b. Amr hakkında indi; o, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile gazaya çıktı, yerine Malik b. Zeyd’i ailesinin başına geçirdi. Döndüğü zaman onu bitkin buldu; o da: İznin olmadan yemeğinden yemek istemedim, dedi. Bu âyet bunun üzerine indi. Hasen ile Katâde arkadaşın evinden izinsiz olarak yemeyi câiz görürlerdi. "Topluca yahut ayrı olarak yemenizde de size günah yoktur": Bu âyetin iniş sebebinde de üç görüş vardır: Birincisi: Kinane oğullarından kendilerine Leys oğulları denen bir kabile mensuplan tek başlarına yemek yemekten çekinirlerdi; bazen adam yemek önünde iken sabahtan akşama kadar oturur beklerdi. Bunun üzerine bu âyet indi. Bunu Katâde ile Dahhâk demişlerdir. İkincisi: Ensardan bir topluluk misafirleri gelince onlarsız yemek yemezlerdi, bu âyet bunun üzerine indi ve onlara topluca veyahut ayrı ayrı yemek yemelerine müsaade edildi. Bunu da İkrime, demiştir. Üçüncüsü: Müslümanlar özürlü kimselerle yemek yemekten çekinirlerdi, bunu da onları kayırdıkları ve yemek üzerinde toplanmaktan kaçındıkları için yaparlardı. Çünkü kimi az kimi ise çok yerdi. Allah bu hususta kolaylık sağladı ve onlara: "Topluca” yani birlik hainde "veya ayrı ayrı yemenizde bir günah yoktur” dedi. "Evlere girdiğiniz zaman": Bunda üç görüş vardır: Birincisi: Kendi evlerinize girdiğiniz zaman kendinize ve ailenize selam verin, bunu da Cabir b. Abdullah, Tâvûs ve Katâde, demişlerdir. İkincisi: Onlar mescitlerdir, oradakilere selam verin, demektir. Bunu da İbn Abbâs, demiştir. Üçüncüsü: Başkalarının evleridir, Mana da şöyledir: Başkalarının evlerine girdiğiniz zaman onlara selam verin. Bunu da Hasen, demiştir. "Tahiyyeten": Mastar olarak mensubtur, çünkü "fesellimu” kavli, hayyu manasınadır; birbirinizi selamlayın, demektir. "Allah katından": Mukâtil şöyle demiştir: Sevabı artmış olarak. "Mübâreketen” da: Güzel, demektir. |
﴾ 61 ﴿