35

"Gerçekten ben, onlara bir hediye göndereceğim. Bakacağım elçiler ne ile dönecekler?"

"Gerçekten ben onlara bir hediye göndereceğim":

İbn Abbâs şöyle demiştir: Hediye göndermesi, Süleyman’ın durumunu öğrenmek içindi: Eğer peygamber ise dünyayı istemez, eğer kral ise taşman hediyelere razı olurdu. Ona üç altın kerpiç gönderdi, her kerpiçin ağırlığı yüz rıtıl idi. Kırmızı bir yakut gönderdi, onun da uzunluğu bir karıştı ve delikti. Otuz erkek hizmetçi, otuz da kadın hizmetçi gönderdi. Erkeği kadından ayırmaması için onlara aynı kıyafeti giydirdi. Sonra ona şöyle yazdı: Sana bir hediye gönderdim, onu kabul et. Sana bir karış uzunluğunda bir yakut gönderdim, ona bir iplik geçir. İpliğin iki ucunu da kendi mührünle mühürle. Sana otuz erkek ve otuz da kız hizmetçi gönderdim. Kızlarla erkekleri ayır. Şeytanların amiri geldi, ona Belkıs'ın gönderdiklerini haber verdi, Süleyman ona şöyle dedi: Git, meclisimden itibaren sekiz mile sekiz mil mesafeye altın kerpiç döşe. O da gitti, şeytanları gönderdi. Onlar da dağlardan kerpiçler kestiler, onları altın suyuna batırıp döşediler. Yola da kırmızı yakut sütunlar diktiler. Elçiler geldi, birbirlerine: Bu adamın yanına nasıl üç kerpiçle girersiniz, yanında gördüğünüz bunca şeyler varken, dediler? Başları: Bizler sadece elçileriz, dedi. Onlar da yanına girip kerpiçleri önüne koydular. O da:

"Bana mali yardım mı ediyorsunuz?” dedi. Sonra bir küçük karınca çağırdı, ona bir ip bağladı, onu yakutun içine soktu, o da ipliği öbür tarafından çıkardı. Sonra ipliğin iki ucunu birleştirdi, onu mühürleyip onlara verdi. Sonra erkeklerle dişi hizmetçileri ayırdı. Bütün bunlar İbn Abbâs’tan rivayet edilmiştir.

Mücâhid de şöyle demiştir: Belkıs erkeklere kadın elbisesi, kadınlara da erkek elbisesi giydirmişti. Süleyman onları da ayırdı, Belkıs’ın hediyesini kabul etmedi.

Kadın ve erkek hizmetçilerin sayısında beş görüş halinde ihtilaf etmişlerdir:

Birincisi: Otuz erkek, otuz da kadın idi. Biz de bunu İbn Abbâs’tan zikretmiştik.

İkincisi: Beş yüz erkek, beş yüz kadın idi, bunu da Vehb, demiştir.

Üçüncüsü: İki yüz erkek, iki yüz cariye idi. Bunu da Mücâhid, demiştir.

Dördüncüsü: On erkek köle, on da cariye idi, bunu da İbn Saib, demiştir.

Beşincisi: Yüz erkek, yüz de kadın hizmetçi idi. Bunu da Mukâtil, demiştir.

Onları nasıl ayırdığı hususunda da üç görüş vardır:

Birincisi: Onlara abdest almalarını emretti, erkekler dirsekten ele doğru, kızlar da elden dirseğe doğru başladılar; onları bu şekilde ayırdı. Bunu Said b. Cübeyr, demiştir.

İkincisi: Erkekler bileklerin dışlarını içlerinden önce yıkamaya başladılar, kızlar ise bunun tersini yaptılar. Bu da Katâde'nin görüşüdür.

Üçüncüsü: Erkekler suyu elleriyle avuçladılar, kızlar ise ellerinin üzerine döktüler. Bunu da Süddi, demiştir. Tefsirde şöyle gelmiştir: Belkıs, kızlara Süleyman’lâ erkek gibi konuşmalarını, erkeklere de kız gibi konuşmalarını emretti. Ve Süleyman’a bir bardak gönderdi; bunu yerden de gökten de olmayan bir su ile doldurmasını istedi. O da atları koşturdu, onu atların terinden doldurdu.

"Bakacağım elçiler ne ile dönecekler?": Yani kabul ile mi ret ile mi?

İbn Cerir şöyle demiştir:

"Bime"nin aslı bima'dır, elif şunun için düşürülmüştür; çünkü Araplar

"ma” "eyyü” manasına olur da sonra ona bir harfi cer eklerlerse, istifhamla haberi birbirinden ayırmak için elifini düşürürler; meselâ

"amme yetesaelun” (Nebe’: 1)ve

"kalufime küntüm” (Nisa: 97) âyetlerinde olduğu gibi. Nitekim şair şöyle demiştir:

Niçin o adi kalkmış bana sövüyor,

Küle belenmiş bir domuz gibi.

35 ﴿