82O söz aleyhlerine gerçekleştiği zaman onlar için yerden bir hayvan çıkarırız ki, şüphesiz insanların, âyetlerimize kesin inanmadıklarını onlara konuşur. "Ve iza vekaal kavlu aleyhim ahrecna lehüm dabbeten minel ardı": Âyette geçen "vekaa” "vecebe” (vacip olmak, gerçekleşmek) manasınadır. "O söz"den murat edilen şey hakkında da üç görüş vardır: Birincisi: Azaptır, bunu da İbn Abbâs, demiştir. İkincisi: Gazaptır, bunu da Katâde, demiştir. Üçüncüsü: Delildir, bunu da İbn Kuteybe, demiştir. Bu ne zaman olur? Bunda da iki görüş vardır: Birincisi: İyiliği emretmeyip kötülükten men etmedikleri zaman, bunu da İbn Ömer ile Ebû Said el - Hudri demişlerdir. İkincisi: Düzelme umudu kalmadığı zaman, bunu da Ebû Süleyman Dımeşki, demiştir ki, Ebû’l -Âliyye’nin görüşünün manası da budur. "Onlara” diye işaret edilen kimseler de Dabbetülarz’ın onların zamanında çıkacağı kâfirlerdir. Müfessirlerin de bu Dâbbe hakkında dört görüşleri vardır: Birincisi: O, yapağı ve tüyü olan bir hayvandır. Bunu Huzeyfe b. el - Yeman, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet etmiştir. İbn Abbâs da: înce tüyü ve yelekleri olan dört ayaklı bir hayvandır, demiştir. İkincisi: Onun başı öküz başı, gözü domuz gözü, kulağı fil kulağı, boynuzu dağ keçisi boynuzu, göğsü aslan göğsü, rengi kaplan rengi, beli kedi beli, kuyruğu koç kuyruğu, ayakları deve ayakları gibidir. Her ekleminin arası on iki arşın boyundadır. Bunu da İbn Cüreyc, Ebüzzübeyr’den rivayet etmiştir. Üçüncüsü: Onun yüzü erkek yüzü gibidir, diğer organları da kuş organı gibidir. Bunu da Vehb, demiştir. Dördüncüsü: Onun dört ayağı, tüyü ve iki kanadı vardır, bunu da Mukâtil, demiştir. Çıkacağı yer hakkında da beş görüş vardır: Birincisi: Safa’dan çıkar. Huzeyfe b. el - Yeman, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle dediğini rivayet etmiştir: İsa, yanında Müslümanlarla beraber Beytullah’ı tavaf ederken altlarından yer sarsılır, Safa, sa’y mahalline yakın bir yerden yarılır, o hayvan Safa’dan çıkar. Onun ilk görünen organı başıdır, O da parlaktır, yapağılı ve tüylüdür. Kovalayan ona yetişemez, kaçan ondan kurtulamaz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen diğer hadiste de: "Uzunluğu altmış arşındır” denilmiştir. İbn Mes’ûd da böyle: Safa’dan çıkar, demiştir. İbn Ömer de şöyle demiştir: Safa’dan hızlı atın çıkması gibi çıkar; üç günde ancak üçte biri çıkar. Abdullah b. Ömer de şöyle demiştir: Dabbe çıkar, başı göğe değer, ayakları ise henüz yerden çıkmamıştır. İkincisi: O, Ecyad dağ yollarından çıkar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile İbn Ömer’den de böyle rivayet edilmiştir. Üçüncüsü: Tihame’nin bir bölgesinden çıkar, bunu da İbn Abbâs, demiştir. Dördüncüsü: Sadom denizinden çıkar, bunu da Vehb b. Münebbih, demiştir. Beşincisi: Tihame’de Safa ile Merve arasından çıkar, bunu da Zeccâc nakletmiştir. Ebû Hureyre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle dediğini rivayet etmiştir: O Dabbe çıkar, yanında Süleyman’ın mührü, Mûsa’nın asası olur; mü’minin yüzüne asa ile vurur, parlar, kâfirin burnuna mühür basar. Öyleki ev halkı toplanır: Bu mü’mindir, bu da kâfirdir, der. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den şöyle dediği de rivayet edilmiştir: Mü'minin alnına mühür basar, mü’min yazısı çıkar, kâfirin alnına da mühür basar, kâfir yazısı çıkar. Üç çığlık atar; doğu ile batı arasındakiler duyar. Huzeyfe b. Esid de şöyle demiştir: Dabbe üç defa çıkar: Bir defa çöllerde çıkar, kaybolur. Bir defa da bazı kentlerde çıkar, yine kaybolur. İnsanlar en şerefli mescidin yani Mescid-i Haram’ın yanında iken birden yer yükselir, insanlar korkularından kaçarlar, kaçanlar onun elinden kurtulamazlar. Sonunda namaz kılan bir adama gelir: Namaza mı sığınıyorsun? Allah’a yemin ederim ki, sen namazlı değilsin, der ve ona mühür basar. Mü’minin de yüzü parlar. Abdullah b. Amr şöyle demiştir: O mü’minin yüzüne bir siyah nokta vurur, o yüzüne yayılır ve yüzü kapkara olur. Mü’minin yüzüne de beyaz bir nokta vurur, nokta yüzüne yayılır, öyle ki, yüzü bembeyaz olur. İnsanlar mü’mini, kâfiri tanırlar. Ben onu bir hac kervanının arkasında çıkmış gibi görüyorum. "Tükellimühüm":Çoğunluk “Lâm” ın şeddesiyle okumuşlardır. Bu da kelâmdan yani konuşmadan gelir. Konuştuğu şey hususunda da üç görüş vardır: Birincisi: O, onlara: Şüphesiz insanlar âyetlerimize kesin inanmıyorlardı, der. Bunu da Katâde, demiştir. İkincisi: İslâm dininden başka dinlerin bâtıll olduğunu söyler, bunu da Süddi, demiştir. Üçüncüsü: Bu mü’min, bu da kâfirdir, der. Bunu da Maverdi nakletmiştir. İbn Ebi Able ile Cahderi, kâfin sükunu, “Lâm” ın kesri ve tenin fethi ile okumuşlardır ki, o da kelm’den gelir. Sa’lebî, manası onları yaralar, demiştir. İbn Abbâs’a her iki kıraatten de soruldu: Allah’a yemin ederim ki, bunların hepsini yapar; mü’minle konuşur; günahkar ve kâfiri ise yaralar, dedi. "Ennen nase": Âsım, Hamze ve Kisâi, hemzenin fethi ile okumuşlardır; kalanlar ise kesri le okumuşlardır. Kim fetha ile okursa, tükellimühüm biennen nase, demek ister. İbn Mes’ûd ile Ebû İmran el - Cevni, hemzenin fethi ile beraber be ziyade ederek "tükellimühüm biennen nase” okumuşlardır. Kim de kesre ile okursa, manası: Tekulu lehüm: İnnennase, olur. Kelâm da söz manasınadır. |
﴾ 82 ﴿