72

"Girin cehennemin kapılarından, orada ebedi kalıcılar olarak. Kibirlilerin yeri ne kötüdür!” denildi.

"Ve sikallezine keferu ilâ cehenneme zümera":

Ebû Ubeyde şöyle demiştir: Zümer: Ayrı fakat birbirinin ardından giden topluluklardır, tekili: Zümre'dir.

"İçinizden elçiler": Yani kendi toplumununuzdan, demektir.

"Azap sözü": O da

"cehennemi mutlaka dolduracağım” (A’raf: 18) kavlidir.

"Fütihat ebvabuha": İbn Kesir, Nâfi, Ebû Amr ve İbn Âmir, iki kelimeyi de şedde ile "lültihat” "ve füttihat” okumuşlardır. Âsım, Hamze ve Kisâi de şeddesiz okumuşlardır.

Bu “vav” da da üç görüş vardır:

Birincisi: O zaittir, bu da içlerinde Ferrâ’'nın da bulunduğu bir cemaatten rivayet edilmiştir.

İkincisi: O hâl vavıdır,

Mana da şöyledir: Ona kapıları açılmış olarak gelirler. Vav onlar gülmeden önce cennet kapılanılın açık olduğunu göstermek için gelmiştir. Cehennem kıssasında atılmıştır, çünkü onlar gelmeden önce kapalı olması açıklanmak istenilmiştir.

Bundaki hikmet de üç açıdan irdelenir:

Birincisi: Cennet kapıları onlar gelmeden önce açılmıştır ki, vakit kaybetmeden neşe ve sürura kavuşsunlar diye. Cehennem halkı ise oraya gelirler, kapılarını kapalı görürler ki, sıcaklığı kaybolmasın. Bunu da arkadaşlarımızdan Ebû İshak b. Şakla zikretmiştir.

İkincisi: Kapalı kapının yanında ayakta beklemek bir nevi züldür, cennet halkı bundan korunmuş, buna karşılık o husus, cehennem halkına reva görülmüştür. Bunu da bana bazı şeyhlerimiz anlattılar.

Üçüncüsü: Eğer cennet kapısını kapalı bulsalardı, açılmasını beklemek onların saygınlığını zedelerdi. Cehennem kapısını onlar gelinceye kadar kapalı tutmak, kerem gereğidir; çünkü kerem sahibi kimse acele ikram eder de hemen hakaret etmez. Allahü teâlâ da:

"Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size niçin azap etsin ki,” (Nisa: 147) demiştir.

Üçüncü görüş: Vav zaittir, çünkü cennet kapıları sekizdir, cehennem kapıları ise yedidir. Araplar sayı sekizi geçtikten sonra vav ile atıf yaparlar, meselâ

"veyekulune sebatün ve saminühüm kelbühüm” (Kehf: 22) âyetinde olduğu gibi. Bu ve bundan önceki görüşü Sa’lebî nakletmiştir.

Âlimler bu âyetin cevabının nerede olduğunda üç görüş belirterek ihtilaf etmişlerdir:

Birincisi: Cevap verilmemiştir, bunu da Ebû Ubeyde, Müberrid, Zeccâc ve diğerleri demişlerdir.

Bu verilmeyen cevabın takdirinde de iki görüş vardır:

Birincisi: Takdiri şöyledir:

"Hatta iza cauha... suidu” (ona geldikleri zaman mutlu olurlar). Bunu da Müberrid, demiştir.

İkincisi:

"Hatta iza cauha... dehaluha” (ona geldikleri zaman girerler). Çünkü kelâmda bunu gösteren şeyler vardır. Bu da Zeccâc’ın tercihidir.

İkincisi: Cevap: Kale lehüm hazenetüha kavlidir, vav da zaittir. Bunu Ahfeş zikretmiş ve örneği şu şiirdir, demiştir:

Birde bakarsın ki, ey Kübeyşe, o

Uyuyanın gördüğü bir hayal gibidir.

Feiza vezalike, demişse de, feiza zalike demek istemiştir.

Üçüncüsü: Cevap: Hatta iza câuha fütihat ebvabuha kavlidir, vav da zaittir, bunu da Zeccâc dil bilginlerinden nakletmiştir.

72 ﴿