22O zaman bu, insafsız (adil olmayan) bir taksimdir. "Tilke izen kısmetün dıyza": Âsım, Nâfi, İbn Âmir, Hamze ve Kisâi, dadın kesri ile hemzesiz olarak "dıyza” okumuşlardır. İbn Kesir de dadın kesrinde onlara katılmıştır, ancak o, hemze ile okumuştur. Übeyy b. Ka’b ile Muaz el - Kari, dadın fethi ile hemzesiz olarak "dayza” okumuşlardır. Zeccâc şöyle demiştir: Dıyza Arap dilinde, haksız yere eksik vermektir, Dazehu yedıyzuhu denir ki, hakkını kısmaktır. Hemze ile de daezehu yedezuhu da denir. Nahiv bilginleri şunda müttefiktirler ki, dıyza’nın aslı duza’dır. Delilleri de şudur: O "fu’lâ” vezninde duvza’dan dıyza’ya çevrilmiştir, sebebi de ye harfinin selametidir. Nitekim Ebyad ve biyd derler ki, aslı: Buvd’dur, zamme kesreye çevrilmiştir. Ben lügat bilginlerinden "dıyza"da şu lügatlerin olduğunu okudum: Dıyza, duvza, du’za, da’za, "fe’lâ” vezninde. Kur’ânda ise ancak hemzesiz ve ye ile "dıyza” câiz olur: Neden nahivciler, onun aslı üzere kalamayacağını söylediler? Çünkü onlar Arap dilinde sıfat olarak "fı'lâ” kalıbını bilmezler. Onlar sıfatlarda ancak "fe’lâ” vezninde sekra ve gadba ile zammeli olarak da hubla ve fudla gibi şeyleri bilirler. |
﴾ 22 ﴿