27

Sonra da arkalarından peygamberlerimizi gönderdik. Arkasından da Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona İncil'i verdik. Ona tabi olanların kalplerine bir şefkat ve bir rahmet koyduk. Ruhbanlığı ise onu kendileri icat ettiler. Onu üzerlerine biz yazmadık, ancak Allah’ın rızasını aramak için. Ona da hakkı ile riayet edemediler. Onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. Onlardan çoğu da fasıklardır.

"Sonra da arkalarından gönderdik": Yani Nûh, İbrahim ve zürriyetlerinin ardından demektir.

"İsa’yı” İsrâil oğullarının son peygamberi idi.

"Ona tabi olanların kalplerine koyduk": Yani onun dinine tabi olan Havârilerle diğerlerinin kalplerine demektir

"bir şefkat". Bunun izahı da Nûr: 2’de geçmiştir ki: Birbirlerini severler demektir. Nitekim Allahü teâlâ Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam'ın ashabım da

"kendi aralarında merhametlidirler” (Feth:29) diye nitelemiştir.

"Rahbaniyyeten ibtedauha” bu daha önce geçene ma’tûf değildir, ancak arkasından gelen kısmın da gösterdiği gizli bir fiille mensubtur. Takdiri deşöyledir: Vebtedeu rahbaniyyeten ibtedauha: Yani onu kendiliklerinden yaptılar, demektir ki, o da ibadette aşırılıkları; kendilerini yemeden, içmeden, giymeden ve evlenmeden men edip dağlarda ibadete çekilmeleridir.

"Onu biz onlara yazmadık” yani onu kendilerine biz farz kılmadık.

"Ancak Allahın rızasını aramak için":

Bunda da iki görüş vardır:

Birincisi: O,

"onu kendileri icat ettiler” kavline bağlıdır, takdiri de şöyledir: Onu biz farz etmedik, ancak kendileri Allah’ın rızasını aramak için uydurdular. Bunu da Ali b. İsa, Rummani de Katâde’den ve Zeyd b. Eslem, demişlerdir.

İkincisi: O

"onu biz yazmadık” kavline râcîdir, bu durumda

Kelâmın manasında da iki görüş vardır:

Birincisi: Onu dine girmelerinden sonra biz sadece Allah rızasını aramaları için yazdık.

Hasen de şöyle demiştir: Onu nafile olarak uydurdular, sonra da Allah onlara farz etti.

Zeccâc da şöyle demiştir: Onu nafile olarak zorunlu hale getirince, tamamlamaları lâzım geltli. Nitekim bir insan kendisine farz olmayan bir orucu lâzım kılarsa, onu tamamlaması gerekir.

Kadı Ebû Ya’lâ şöyle demiştir: İcat etme bazen adak yapma ve kendine lâzım kılmakla olur. Bazen de o şeye girmekle olur. Âyetin genel hükmü ikisini de içine almaktadır. Bundan şu sonuç çıkmıştır ki, bir kimse söz veya fiil halinde bir ibadeti kendine lâzım kılarsa, ona riayet edip tamamlaması gerekir.

İkincisi:

Mana şöyledir: Biz onlara ancak aziz ve celil olan Allah’ı razı edecek şeyi emrettik, başkasını değil. Bunu da İbn Kuteybe, demiştir.

"Ona da hakkı ile riayet etmediler":

İşaret edilen kimseler hakkında da iki görüş vardır:

Birincisi: Onlar ruhbanlığı icat edenlerdir, bunu da cumhûr, demiştir.

Sonra bu Kelâmın manasında da üç görüş vardır:

Birincisi: Dinlerini değiştirdikleri ve bozdukları için ona riayet etmediler, bunu da Atıyye el - Avfi, demiştir.

İkincisi: Kendilerine lâzım kıldıkları şeyde kusur ettikleri için.

Üçüncüsü: Sonradan gönderilen Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’i inkâr ettikleri için. Bu iki görüşü Zeccâc zikretmiştir.

İkincisi: Onlar ruhbanlığı icat edenlerin arkalarına düşenlerdir ki, ilklerinin yoluna gitmemekle ona riayet etmediler. Bu manayı Said b. Cübeyr, İbn Abbâs’tan rivayet etmiştir.

"Onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik":

Bunlarda üç görüş vardır:

Birincisi: Onlar Muhammed’e iman edenlerdir.

"Onlardan çokları da fasıklardır” onlar da ona iman etmeyenlerdir.

İkincisi: İman edenler, İsa’ya iman edenlerdir, fasıklar da müşriklerdir.

Üçüncüsü: İman edenler, ruhbanlığı uyduranlardır, fasıklar da onlara yanlış şekilde uyanlardır.

27 ﴿