8O ki, ülkeler arasında benzeri yaratılmadı. "Elleti lem yuhlak misluha filbilad": Ebû’l - Mütevekkil, Ebû'l - Cevza ve Ebû İmran, meftuh te ve merfu lâm ile "lem talıluk” ve “Lâm” ın nasbi ile de "misleha” okumuşlardır. Muaz el - Kari ile Amr b. Dinar da, meftuh nun ve merfu lâm ile "lem nahluk” ve “Lâm” ın nasbi ile de "misleha” (onun gibisini yaratmadık) okumuşlardır. İşaret edilen o şey hakkında da iki görüş vardır: Birincisi: O kabile gibi uzun ve kuvvetlisi yaratılmadı. Bu mana da Hasen'in görüşünden çıkarılmıştır. İkincisi: Şehirleri gibi sütunlara sahip bir şehir yaratılmadı, bunu da İkrime, demiştir. Tefsirde o şehrin sıfatı verilmiştir, şöyle ki: Vehb b. Münebbih, Abdullah b. Kılabe’den rivayet etmiştir: Abdullah kaçan develerini aramaya çıktı. Aden çöllerinde iken o çöllerde bir şehre rastladı, şehrin kalesi vardı. Kalenin etrafında da birçok saraylar vardı. Ona yaklaşınca orada birileri olacağını ve onlara develerini soracağım düşündü. Ne çıkan ne de giren bir kimse görmedi. Bineğinden indi, onu bağladı, kılıcını sıyırdı, kalenin kapısından girdi. Kaleye girince iki büyük kapı ile karşılaşü, onlardan daha büyük kapı görmemişti. Kapılar beyaz ve kırmızı yakutla süslü idi. Bunu görünce dehşete kapıldı. Kapılardan birini açtı, benzerini görmediği bir şehirle karşılaştı. Saraylar gördü, her sarayın üstünde odalar, odaların üstünde de altın, gümüş, inci ve yakuttan yapılmış odalar gördü. Oda kapılarının kanatları şehir kapısının kanatları gibi idi, odalar karşılıklı yapılmıştı. Hepsi de inci ile misk ve safran taneleriyle döşeli idi. Bunları müşahede edip de kimseyi de göremeyince bundan korktu. Sonra sokaklara baktı; her sokakta meyveli ağaçlar gördü. Ağaçların altında suları gümüş kanallardan gürül gürül akan ırmaklar gördü. Adam içinden: Bu cennettir, dedi. Yanına incilerden ve misk ve safran tanelerinden alarak Yemen’e döndü. Yanındakileri gösterdi. Durum Halife Muaviye’ye ulaştı, ona haber gönderdi; o da kıssayı anlattı. Muaviye, Ka’bu’l - Ahbar’a haber gönderdi; gelince ona: Ey İshak'ın babası, "dünyada altın ve gümüşten şehir var mıdır?” dedi; o da: Evet, sana onu ve onu kimin kurduğunu haber vereyim. Onu Şeddad b. Ad kurdu, şehrin adı da: İrem zatil imad’dır, dedi. Muaviye: Onu bana anlat, dedi, o da şöyle anlattı: İlk Ad’ın da onlardan olduğu Ad’in Şedid ve Şeddad adında iki oğlu vardı. Ad ölüp de Şedid de geçinince, Şeddad kaldı, yeryüzüne hakim oldu. Krallar ona baş eğdiler. Kitap okumaya meraklı idi, cennet bahsine gelince, Allah’lâ rekabet etmek için aklından onun gibi bir şehir kurmak geçerdi. Bu nedenle "İrem zatil imad” şehrinin kurulmasını emretti. Yapmak için yüz vekil bulunmasını emretti; her vekile de bin yardımcı verdi. Dünya hükümdarlarına yazılar yazdı, ökelerindeki mücevherlerden göndermelerini istedi. Vekiller çıkıp uygun yer aramaya başladılar, büyük bir çöl gördüler, dümdüz idi. Su pınarları ve çayırları vardı: İşte kralın kurmamızı emrettiği şehrin yeri burasıdır, dediler. Temelini Yemen akiki ile attılar. Yapımında üç yüz sene uğraştılar. Şeddad da dokuz yüz yaşında idi. Bitirince ona geldiler, o da: Gidin, üzerine b. kale yapın; kalenin etrafına bir köşk, her köşke b. sancak dikin ve her köşkte bir vezir olsun, dedi, öyle yaptılar. Bin vezire "İram zatil ımad” şehrine taşınmalarını emretti. Kral ile ailesi de on yıl hazırlık yaptılar. Sonra da oraya yürüdüler. Bir günlük yol kalınca Allah ona ve yanındakilere gökten bir ses gönderdi; hepsini helak etti. İçlerinden bir fert bile kalmadı. Şa’bî de Himyer Âlimlerinden Dağfel eş - Şeybani’den şöyle rivayet etmiştir: Şeddad ve yanındakiler o sesle helak olunca yerine oğlu Mersed b. Şeddad kral oldu. Babası onu Hazramut'ta veliaht tayin etmişti. Babasının o çölden Hazramut’a getirilmesini ve bir çöle gömülmesini emretti. Onu altın b. sedire yatırdı, üzerine altın tellerle dokunmuş yetmiş hülle attı, başına da büyük altın bir levha dikti ve üzerine şunları yazdı: Ey uzun ömre mağrur olan, Benden ibret al. Ben Şeddad b. Ad'im, Sağlam kalelerin sahibi, Güçlü, şiddetli, Büyük mülk sahibi. Dünya korkumdan ve tehdidimden Bana baş eğdi. Doğuya ve batıya sahip oldum, Yıkılmaz saltanat kurdum. Mülk, varlık ve adamlarım sayesinde Bu devleti kurdum. Hûd Peygamber geldi, Biz ise Hûd'dan önce sapıklık içinde idik. Bizi hakka davet etti, Keşke o doğru öğütleri kabul etse idik, Ona isyan ettik, o da: Sizin için kaçacak yer kalmadı, dedi. Bize uzak ufuklardan Şiddetli bir ses geldi, Bizi ovanın ortasında Biçilmiş ekin gibi yaptı. |
﴾ 8 ﴿