59

"De ki: "Ey ehl-i kitap, sizin bizden hoşlanmayışınız, ancak Allah'a, bize indirilene ve daha evvel indirilmiş olanlara imân etmemizden dolayıdır ve sizin birçoğunuz fâsıksınız".

Bil ki âyetin, kendinden öncekilerle münasebeti şu bakımdandır: Allahü teâlâ, ehl-i kitab'ın ve kâfirlerin, İslam dinini alay ve eğlenceye aldıklarını nakledince, onlara, "Sizin, bu dinden hoşlanmamanızın sebebi nedir? O dinde, alay ve eğlenceye almayı gerektiren hangi şeyi buluyorsunuz?" demiştir.

Ayetle ilgili birkaç mesele vardır:

“Nikme” Tabirinin İzahı

Hasan el-Basrî, kâfin fethası ile kelimeyi, (......) şeklinde okumuştur ki fasîh olan, bu kelimenin kâfinkesresi ile okunmasıdır. Nitekim sen, birşeyden hoşlanmadığında, kâfin kesresi veya fethası ile, veya dersin. Müfessirler âyetteki bu ifâdeye, "Sizler ayıplamıyorsunuz", "sizler yadırgamıyorsunuz", "sizler hoşlanmıyorsunuz" mânalarını vermişlerdir. Bazı âlimler, "ikâb"a (yani cezalandırmaya) da bazan, bu kökten olan (......) kelimesinin kullanıldığını, çünkü ikâbın, hoş olmayan fiillere karşı uygulandığını söylemişlerdir. Diğer bazıları ise, birşeyi hoş karşılamayan kimsece, hoşlanmadığı o şeye karşı gösterdiği gazabın "nikme" diye adlandırıldığını, çünkü hoşlanılmayan şeye karşı gösterilen gazabın da azap mânasına geldiğini söylemişlerdir. Binâenaleyh birinci görüşe göre, "nikme" kelimesi, önce hoşlanılmayan şey mânasına vaz'edilmiş (icâd edilmiş), sonra da, hoşlanılmayan bir şey olduğu için "azap" mânasında da kullanılmıştır. İkinci görüşe göre ise, "nikme" kelimesi, önce "azap" mânasına vaz' edilmiş, sonra da, peşisıra azap geldiği için hoş karşılanmayan şeye de "nikme" denilmiştir.

İkinci Mesele

Âyetin mânası şöyledir: "Allahü teâlâ, ehl-i kitaba, "Niçin bu dini bir oyun ve eğlence ediniyorsunuz?" diyor, sonra da adetâ taaccüp ederek, "Siz bu dinde, sadece Allah'a, Hazret-i Muhammed'e indirilen kitaba ve Hazret-i Muhammed'den önce gelmiş bütün peygamberlere iman etmeyi yadırgıyorsunuz. Fakat böyle bir iman, yadırganacak birşey değildir. Mesela Allah'a iman, bütün ibadetlerin başıdır. Hazret-i Muhammed'e ve diğer bütün peygamberlere iman ise haktır, doğrudur. Zira risâlet ve nübüvvet iddiasında, bir peygamberi tasdîke götüren yol mucizedir. Sonra mucizenin Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in elinde de tahakkuk ettiğini görünce, onun bir resul olduğunu ikrar etmek gerekir. Bazı peygamberleri kabul edip, bazılarını kabul etmeme hususu ise, bir tezâd teşkil edip yanlış bir yoldur. Binâenaleyh üzerinde olduğumuz şeyin bir hak dîn ve müstakim yol olduğu sabit olur. O halde siz, niçin bizim bu imanımızı yadırgıyorsunuz."

İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir: "Bir kısım yahûdî, Allah'ın Resul (sallallahü aleyhi ve sellem)'üne gelip O'na, hangi peygamberlere iman ettiğini sordular. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Allah'a bize indirilene ve Hazret-i İbrahim ile Hazret-i İsmail'e indirilene... inandık" deyip "Biz, Allah'a teslim olmuş olanlarız" diye sonuna kadar âyeti okudu. O, sözünde Hazret-i İsa (aleyhisselâm)'yı da iman ettiği peygamberler arasında zikredince, onlar Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in nübüvvetini de inkâr ederek, "Dünya ve âhirette, sizden daha nasibsiz bir dinin müntesibi ve dininizden daha şerli bir din görmedik" dediler de, bunun üzerine Cenâb-ı Allah, bu ve bundan sonraki âyeti indirdi.

Cenâb-ı Hakk'ın "ve sizin birçoğunuz fasıksınız" ifadesinde, bütün kıraat imamları ifâdenin başını elifin fethası ile (......) şeklinde okumuşlar, Nu'aym İbn Meysere ise, elifin kesresi ile, (......) şeklinde okumuştur. Bu ifade ile ilgili birkaç soru vardır:

Birinci Soru: Yahudilerin ekserisi fâsık olduğu halde, müslümanlardan nasıl (niçin) hoşlanmazlar?

Buna birkaç bakımdan cevap verilir:

1) Âyetteki, "Sizin birçoğunuz fâsıksınız" ifâdesi, fâsıklığı onlara has kılmaktır. Binâenaleyh bu söz de ta'riz yolu ile müslümana, onların fâsık oldukları için tabî olmadıklarını gösterir. Buna göre mâna, "Siz, imân ettiğimiz ve sizin gibi fasık olmadığımız için bizden hoşlanmıyorsunuz" şeklinde olur.

2) Allahü teâlâ, yahûdilerin, peygamberlerin hepsine iman etmeyi yadırgadıklarını, halbuki bu imanın, kendilerinin fasıklıklarının yanında yadırganacak bir şey olmadığını, aksine fâsıklığın yadırganması gereken şeylerden olduğunu söylemiştir. Bu gibi ifâdeler, eşleştirme (terazileme, izdivaç) hususunda güzeldir. Nitekim birisi, "Sen, benim ancak iffetli, kendinin fâcir, benim zengin, kendinin fakir oluşundan hoşlanmıyorsun" der. İşte bu, mukabele (zıtları birbiriyle karşılaştırma) yoluyla, mânayı tamamladığı için güzel ve yerinde bir ifâdedir.

3) Bu ifâdenin başındaki "vâv", vâv-ı ma'iyyedir. Yani, "Sizler, birçoğunuz fasık olmanızla birlikte, (fasık olduğunuz halde), bizlerin Allah'a iman etmemizi yadırgıyorsunuz" demektir. Zira, iki hasımdan biri kötü sıfatlarla mevsuf olup, diğeri de pek çok güzel sıfat sahibi olunca, hasmının kötü sıfatlarının yanında, berikinin güzel sıfatlara sahip oluşu, hasmın kalbinde, daha çok buğz ve hasede sebebiyet verir.

4) Bu ifâdede mahzûf bir muzaf vardır ve takdiri "ve sizin, fâsık olduğunuza inanmamızdan hoşlanmıyorsunuz" şeklindedir.

5) Kelâmın takdiri "Siz, bizden ancak Allah'a... ve sizlerin çoğunuzun fâsıklar olduğunuza inanmamızdan hoşlanmıyorsunuz" şeklindedir. Yani, "Fasık olduğunuz için, bizim imanımızdan hoşlanmıyorsunuz" demektir.

6) Bunun mahzûf bir ta'lîle (sebebe) atfedilen bir ta'lil olması da caizdir. Buna göre sanki, "Siz, insafınız (vicdanınız) az olduğu için ve birçoğunuz fâsık olduğunuz için, Allah'a... imanımızı yadırgıyorsunuz" denilmiştir.

İkinci Soru: Yahudilerin hepsi fâsık ve kâfir olduğu halde, Cenâb-ı Hak niçin, onların çoğunun fâsık olduğunu söylemiştir? Buna şu iki bakımdan cevap verilir:

1) Bu, "sizin bir çoğunuz, reislik, makam, mansıb elde etmek, rüşvet almak ve krallara (idarecilere) yaklaşmak için onların yaptıklarını yapıyor ve onların dediklerini diyorsunuz. O halde sizler kendi dininizde âdil değil, fâsıksınız. Çünkü kâfir ve bid'atçılar da bazan dininden döner, bazan dininin fasıkı olur" demektir. Yahûdilerin hepsinin böyle olmadığı malumdur. İşte Cenâb-ı Hak bundan ötürü fâsıklık sıfatını onların çoğuna mahsus kılmıştır

2) Allahü teâlâ, onlardan iman edecek olanların da bu fâsıklığa dahil olacağı zannedilmesin diye, hepsinin değil, ekserisinin fâsık olduğunu söylemiştir.

Yahudilerin Lanet ve Gazaba Uğrayıp, Onlardan Bir Kısmının Maymun Kılığına Sokulması

59 ﴿