70"Celâlim hakkı için, biz İsrailoğullarından sapasağlam teminat almış, onlara peygamber göndermişizdir. Ne zaman bir peygamber, kendilerine hoşlanmayacağı bir şeyi getirdiyse birtakımını yalana çıkardılar, birtakımmı da öldürdüler". Bil ki, Allah'ın bu buyruğundan maksadı, İsrailoğullarının isyanlarını ve Allah'ın ahdini yerine getirme konusunda ne denli direttiklerini beyân etmektir. Bu ifâde, O'nun bu sûreye başlamış olduğu "bağlandığınız ahidleri yerine getirin" (Mâide. 1) konusuyla alâkalıdır. Bundan dolayı Cenâb-ı Hak, "Andolsun ki biz İsrailoğullarından sapasağlam teminat almıştık..." buyurmuştur. Yani, "Biz, hem delilleri, hem de o delillerden istidlale götüren aklı yarattık ve onlara, şer'i kanunları ve hükümleri tarif edip anlatan peygamberler gönderdik" demektir. Hak teâlâ'nın, "Ne zaman bir peygamber, kendilerine canlarının hoşlanmayacağı bir şeyi getirdiyse..." buyruğu, âyette geçen "peygamber" kelimesinin sıfatı olan bir şart cümlesidir. Mevşûfa râci olacak olan zamir ise hazfedilmiş olup kelamın takdiri, "Her ne zaman onlardan bir peygamber, onlara, hoşlanmayacakları bir şeyi getirdiyse.." şeklindedir. Yani, "Onların arzularına uymayan, isteklerine ters düşen güç mükellefiyetlerden bir şey getirdiği zaman..." demektir. Bu ifâdeyle ilgili birkaç soru vardır: a) Ayetteki şartın cevâbı nerededir? Çünkü "Bir takımını yalana çıkardılar, birtakımım da öldürdüler" ifâdesi, şartın cevâbı olmaya elverişli değildir. Çünkü bir tek peygamber iki fırka olamaz.. Cevap: Şartın cevâbı mahzûftur. Bunun hazfedilmesi caizdir. Çünkü zikredilen şeyler, cevabın hazfedildiğine delil olup, kelâmın takdiri, "Her ne zaman bir peygamber onlara geldiyse, onlar savaş ilan edip onun karşısına dikildiler" şeklindedir. Daha sonra da, "Onlar onun karşısına nasıl dikildiler?" denilince de, "Bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da yalanlayarak..." şeklinde cevap verilmiştir. Soru soranın, "Tek bir peygamber iki fırka olamaz" şeklindeki sözüne gelince, biz deriz ki: Cenâb-ı Hakk'ın "Ne zaman bir peygamber onlara..." ifâdesi, peygamberlerin çok olduğuna delâlet etmektedir. Binâenaleyh şüphesiz, o peygamberleri iki gruba ayırmıştır. Muzarî Fiilin Maziye Atfedilmesinin İzahı b) Cenâb-ı Hak, niçin iki fiilden birisini mazi, diğerini de muzari getirmiştir? Cevap: Allahü teâlâ, o ehl-i kitabın her durumda ve her vesilede, Hazret-i İsa'yı ve Musa'yı nasıl tekzib ettiklerini; onların, Allah'ın emirlerine ve mükellefiyetlerine karşı nasıl karşı koyup direttiklerini açıklamıştır. Nitekim âlimlerin bazısına göre, Hazret-i Musa zorba kavimle savaşma hususundaki emrini kabul etmeyip direten ümmetinin verdiği uğursuzluk ve ıstırapla çölde vefat etmiştir. Öldürme işine gelince bu, onların, Hazret-i Zekeriya ve Hazret-i Yahya (aleyhisselâm)'ya yaptıkları şeydir. Yine onlar, şayet Allah onları dileklerinden men etmeseydi, Hazret-i İsa'yı da öldürmeye kastetmişlerdi. Hatta onlar, Hazret-i İsa'yı öldürdüklerini iddia ediyorlardı. Böylece Cenâb-ı Hak "yalanlama" işini, onların Hazret-i Musa'ya karşı yapmış oldukları muamelelerine bir işaret olsun diye mazi siğasıyla getirmiştir. Çünkü o günden bu güne pek çok zaman geçmiştir., öldürme işi de onların Hazret-i Zekeriyya, Yahya ve Isa (aleyhisselâm)'ya yapmış oldukları muamelelerine bir işaret olsun diye, muzari (şimdiki zaman) lafzıyla getirmiştir. Çünkü bu zaman, yakın bir zamandır. Böylece bu adeta, hazır içinde yaşadığımız zaman gibi olmuş olur. c) (......) ifâdelerinde, mefûl olan kelimenin öne alınmasının faydası nedir? Cevap: Öne almanın, o şeye gösterilen ihtimam ve ilginin fazlalığından dolayı olduğunu biliyorsun.. Binâenaleyh, yalanlamak ve öldürmek her ne kadar kötü şeyler ise de, peygamberleri yalanlayıp onları öldürmek çok daha fazla çirkin şeylerdir, işte âyetteki bu takdim, böyle bir mânadan dolayı olmuştur. O Yahudilerin Kör ve Sağır Kesilmeleri |
﴾ 70 ﴿