93

"İman edip, sâlih amellerde bulunanlara, ittîkâ ettikleri, iman edip, sâlih ameller yaptıktan, sonra iyice müttakilerden olup iman ettikleri; yine itikada devam edip güzel işler yaptıkları takdirde, tattıklarından dolayı onlara hiçbir günah yoktur, Allah, iyi hareket edenleri sever".

Bu âyetle ilgili birkaç mesele vardır:

(Maide93) Ayetinin Nuzül Sebebi

Rivayet edildiğine göre, içkiyi haram kılan âyet nazil olunca, sahabe, "Bizim Kardeşlerimiz Uhud gününde içki içtiler, sonra da öldürüldüler (şehid düştüler). Binâenaleyh, onların durumları nasıl olacak?" dedi. İşte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu ki, bunun mânası, "Bu hususta onlara bir günah yoktur. Çünkü onlar içkiyi, helâl olduğu bir sırada içmişlerdi" şeklindedir. Bu âyet, kıblenin Beyt-i Makdis'ten Kabe'ye döndürülmesi ile ilgili olarak indirilen, Allah İmanınızı zayi edecek değildir" (Bakara, 143) âyetine benzemektedir. Yani, "Sizler, Beyt-i Makdis'e yöneldiğiniz zaman, siz oraya ancak benim emrimle yöneldiniz. Binâenaleyh ben bunu (daha önce Beyt-i Makdis'e müteveccihen kılınan namazları) boşa çıkarmam, zayi etmem" demektir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Nihayet rabları onlara icabet etti: "İçinizden gerek erkek, gerek kadın olsun, bir işi yapanın amelini ben elbette boşa çıkarmayacağım" (âl-i imran, 195) buyurmuştur.

Taam Kelimesinin Manası

Genel olarak Arapça'da taam, yiyecek, içecekten başka bir şeydir. Binâenaleyh, âyette bahsedilen "taddıkları şey" ifâdesinin, içecek şeylerden başka bir şeye işaret etmesi gerekir. Ama, yiyecek (taam) kelimesi, bazan meşrubat, içecek şeyler hakkında da kullanılır. Nitekim âyette "...Kim onu tadmazsa (içmezse), artık o bendendir" (Bakara. 249) buyurulmuştur. Buna göre, âyetteki "taddıklarından dolayı ...günah yoktur" tabirinin "içtikleri içkilerden dolayı" anlamında olması caizdir. Yine buradaki tadma (yeme) mânasının, yenilen ve içilen şeylerden duyulan lezzet ve hazza raci olması, bu manaya gelmesı de caizdir. Araplar bazan, "Tad ki, lezzet alasın!" manasında olmak üzere derler. Böylece bu kelime tad alma mânasına gelince, hem yenilen hem de içilen şeyler için kullanılmaya elverişli olur.

Üçüncü Mesele

Bazı câhiller, şunu iddia etmişlerdir: "Allahü teâlâ. içkinin, düşmanlık ve kin meydana getirip, Allah'ı zikirden ve namazdan alıkoyucu olması durumunda haram kılınmış olduğunu beyân edince, bu âyet-i kerimede de bu zararlardan hiçbirisine sebebiyet vermediği zaman, onu (içen) kimse için bir günahın söz konusu olmadığını; hatta, içki içilirken bile taat, takva ve insanlara iyilik yapmak gibi birçok faydaların bulunduğunu beyân etmiştir.. Binâenaleyh bu âyeti, içkinin haram olduğunu ifâde eden âyetten önce içki içen kimsenin durumlarıyla alâkalı görüp bu mânaya hamletmek mümkün değildir.. Çünkü maksat bu olsaydı, Allahü teâlâ "Tadanlara bir günah yoktur.." derdi.. Nitekim, kıblenin tahvili ile ilgili âyette, "Allah imanınızı zayi edecek değildir" (Bakara, 143) buyurmuştur. Fakat Allah böyle dememiş, aksine "İman edip, salih amellerde bulunanlara, sakındıkları. İman ettikleri... takdirde onlara hiçbir günah yoktur" buyurmuştur. Şüphe yok ki edatı, mazi için değil, gelecek zaman mânasını ifâde için kullanılır."

Bil ki bu iddia, bütün ümmetin icmâı ile merduttur. Bu görüşte olanların, " edatı, mazî için değil, gelecek zaman mânasını ifâde için kullanılır" şeklindeki sözlerinin cevabı, Ebû Bekir el-Esamm'ın rivayet ettiği şu haberdir: "İçkinin haramlığını ifâde eden âyet nazil olduğu zaman, Hazret-i Ebû Bekir (radıyallahü anh), "Ya Resûlallah, daha önce içki içtiği ve kumar oynadığı halde ölmüş olan kardeşlerimizin (mü'minlerin) durumu ne olacak ve yine şu anda bizden uzak beldelerde bulunup, Allah'ın içkiyi haram kıldığını bilmeyen ve içkiyi tatmaya devam edenlerin durumu ne olacak?" demişti de, işte bu âyetler nazil olmuştu"' Benzeri hadis Bera Ibn Azib'den Tirmizî, Tefsir (tyaide Suresi); keza İbn Abbas taralından rivayet edilmiştir (Müsned-ı Ahmed, 1, 295). Buna göre içkinin, bu âyetin nüzulünden sonra, gelecek zamanda helâl oluşu, henüz bu nass kendilerine ulaşmamış olan, uzak beldelerdeki mü'minler hakkındadır.

Dördüncü Mesele

Allahü teâlâ bu durumda günahın söz konusu olmayışını, iki kere takva ve imanın, üçüncü defasında da takva ve ihsanın bulunması şartına bağlamıştır. Müfessirler, bu üç mertebenin tefsiri hususunda, değişik izahlar yaparak ihtilaf etmişlerdir:

1) Ekseri müfessirler şöyle demişlerdir: "Birincisi, ittikâ etme işidir; ikincisi, ittikaya devam ve ittikada sebattır; üçüncüsü de, kullara zulümden ittikâ edip, buna bir de insanlara ihsanı (iyiliği) katmaktır."

2) "Birincisi, bu âyetin nüzulünden önce bütün günahlardan ittikâ etmek; ikincisi, içki, kumar ve âyette zikredilen diğer şeylerden ittikâ adip sakınmak; üçüncüsü de, bu âyetin nüzulünden sonra haram kılınacak olan şeylerden ittikâ etmektir." Bu, el-Esamm'ın görüşüdür.

3) "Küfürden, sonra büyük günahlardan, sonra da küçük günahlardan ittikâ etmek."

4) Kaffal (r.h)'ın görüşüdür. O şöyle der: "Birinci takva, "nesh"in doğruluğunu tenkidden ittikâ etmektir. Bu böyledir, çünkü yahûdiler, "Nesh, bedâ'ya (yani Allah'ın bir bilgiye sonradan sahip olması mânasına) delâlet eder" diyorlar Binâenaleyh mü'minlere, önce mubah iken, içkinin haram olduğunu duydukları zaman, yahûdilerin bu fesatçı şüphelerinden ittikâ edip sakınmaları gerekir. İkinci takva, âyette anlatılana uygun amel etmektir ki, bu da içki içmekten sakınma amelidir. Üçüncü takva da, birinci ve ikincide anlatılan takvaya devam edip, sonra buna, insanlara ihsan (iyilik) hususunu katmaktan ibarettir.

5) Bu tekrardan maksad, te'kid ve iman ile takvaya iyice teşviktir. Bu durumda denilse ki: "Öyle ise niçin, tadılan şeylerde günahın söz konusu olmaması, iman ve takvanın olması şartına bağlandı? Çünkü iman ve ittikâ etmeyen ve sonra helâl olan birşeyi yiyen kimse için, bu yemesinden dolayı bir günahın olmayacağı, aksine İman etmeyişinden ve ittikâ etmemesinden dolayı bir günahın söz konusu olduğu malumdur. Fakat bu günahın, o helal şeyi yemesiyle bir alakası yoktur. Binâenaleyh bu şartın, buna bağlanması caiz değildir." Buna mukabil biz deriz ki: Bu, şarta bağla mânasında değil, aksine haklarında bu âyet nazil olan o kimselerin, iman, takva ve ihsan hususundaki hallerini medh-ü sena edip, bu sıfatlar üzere olduklarını beyan etmek içindir. Bunun bir misâli sana, "Zeyd'e, yaptığı şeyden dolayı bir günah var mı?" denilmesi gibidir. Sen, Zeyd'in yaptığı işin mubah olduğunu biliyorsun. Binâenaleyh "İnsan haramlardan ittikâ ettiği, bir mü'min ve muhsin olduğu zaman, mubah birşeyi yapmasında günah yoktur" dersin. Bu sözünle sen, Zeyd'in mü'min ve muhsin kaldığı müddetçe, yaptığı şeyden dolayı hesaba çekilmeyeceğini kastetmiş olursun.

Sonra Cenâb-ı Allah "Allah iyi hareket edenleri (muhsinleri) sever" buyurmuştur. Bunun mânası şudur: "Allahü teâlâ, günahın olmamasını "ihsan" (iyilik yapma) şartına bağlayınca, ihsanın sadece günah olmaması hususunda değil, Allah'ın o kimseyi sevmesi hususunda da tesiri olduğunu beyan etmiştir." Hiç şüphe yok ki bu derece, derecelerin en şereflisi ve makamların en yükseğidir. Allah'ın kutlarını sevmesinin ne mânaya geldiğinin izahı daha önce geçmişti.

İhramlı İken Av Hakkında Hüküm

93 ﴿