94"Ey iman edenler, Allah gayb'ta kendisinden korkanları bilmek için, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği avlardan birşey ile mutlaka sizi imtihan edecektir. Kim bundan sonra aşırı giderse, ona pek acıklı bir azap vardır". Bil ki bu da, Allah'ın hükümlerinden bir diğeridir. Bu âyetin, önceki âyetlerle irtibatı şu bakımdandır: Allahü teâlâ "Ey iman edenler, Allah'ın size helal kıldığı tayyibâtı haram kılmayın..." (Maide, 87) buyurduğu gibi, sonra bunlardan, içki ve kumarı istisna etmiştir. Aynı şekilde, bu çeşit avı da, helal şeylerden istisna etmiş ve bunun haramlara dahil olduğunu beyan buyurmuştur. Burada birkaç mesele bulunmaktadır: Birinci Mesele "mutlaka sizi imtihan edecektir" büyruğundaki lâm, kasem lamıdır. Çünkü, lâm ile nün (şeddeli te'kid nûnu) bazan kasemin cevâbı olurlar. Kasem zikredilmediğinde, o ifâde kasemin bulunduğuna delil olsun diye, bu iki harf getirilir. İkinci Mesele (......) kelimesindeki vâv harfi, iki sakinin bir araya gelmeşinden dolayı, fetha ile harekelenmiştir. Üçüncü Mesele (......) kelimesinin mânası, "O, sizin tâatinizi masiyetinizden ayırır. Yani size, imtihan yapan kimsenin muamelesi gibi muamele eder" şeklindedir. Dördüncü Mesele Mukatil İbn Hayyân şöyle demiştir: "Allah Sahabeyi, Hudeybiye senesinde ihramlı oldukları bir sırada, av ile imtihan etti. Öyle ki, vahşî hayvanlar ve kuşlar onların kafilelerini sarmış bürümüştü. Böylece onlar, o av hayvanlarını elleriyle tutmaya ve mızraklarıyla, oklarıyla avlamaya muktedir olabilirlerdi. Onlar böyle bir şeyi hiç görmemişlerdi. Ama Allahü teâlâ, bir imtihan olmak üzere, onlara bunları avlamayı yasaklamıştır." Vâhidî: "Onların, elleriyle yakalayabildikleri avlar, yavrular, yumurtalar ve yabani hayvanların küçükleri idi.. Mızraklarının ulaştığı av hayvanı ise, bunların büyükleriydi" demiştir. Bazıları bunun caiz olmadığını, zira sayd (av) kelimesinin (avlanması) imkânsız değil de diretebilen vahşi hayvanın ismi olduğunu söylemişlerdir. Beşinci Mesele "Avlardan bir şey ile..." şeklinde âyette geçen azlık ve küçüklüğün mânası, Cenâb-ı Hakk'ın, bunun meselâ canları ve malları almakla yapmış olduğu bir imtihan gibi teklif edilmesinde çok güçlük ve zorluk bulunan büyük belâ ve fitnelerden birisi olmayıp aksine bunun kolay bir imtihan olduğunu bitmesidir. Çünkü Allah, İsrailoğullarını, deniz avı, yani balık avlamakta imtihan edip denediği gibi, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in ümmetini de kara avıyla imtihan edip denemiştir. Altıncı Mesele Hak teâlâ'nın ifadesindeki harf-i cerri, şu iki bakımdan teb'îz ifâde eder: a) Bundan murad. deniz değil de kara avıdır. b) İhrama girmeyenin avı değil de, ihramlının avıdır. Zeccac: "Bu harfinin, tıpkı, o halde murdardan, putlardan kaçının" (Hacc, 30) âyetinde olduğu gibi tebyîn için (min-i beyâniyye) olması da muhtemeldir" demiştir. Yedinci Mesele Âyette geçen "avdan" sözüyle Hak teâlâ'nın "ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği" ifâdesinin delaletiyle, mef'ûl mânasını (yani "avlanmış", "avlanabilen") kastetmiştir. Sayd kelimesi masdar mânasına olursa, hades (oluş, yani avlanmak) manasına gelir. Halbuki, elin ve mızrağın ulaşması ile ancak 'ayn, zât olan bir şey vasfedilebilir. Allah Hakkında (Bilsin Diye) Tabirinin İzahı Daha sonra Cenâb-ı Hak "Allah, gayb'ta kendisinden korkanları bilmek için.." buyurmuştur. Bu cümle ile ilgili birkaç mesele vardır: Birinci Mesele Bu, mecazî bir ifâdedir. Çünkü, Allahü teâlâ her zaman âlimdir. Âlimler bu ifâdenin ne mânaya geldiği hususunda ihtilaf etmişlerdir: Bunun, "Size, bilmek isteyen kimsenin muamelesi gibi muamele eder" mânasına geldiği ileri sürüldüğü gibi; bunun, "malum olan şeyi ortaya koymak için" mânasına geldiği de ileri sürülmüştür. Bu malum olan şey de, korkan kimsenin korkusudur.. Bu ifâdeden, muzâfın hazfedildiği ve takdirinin, "Allah'ın dostları, gaybta O'ndan korkanları bitmek için, bilmesi için..." seklinde olduğu da ileri sürülmüştür. Ayetteki (......) Tabiri Hakkında Muhtemel İzahlar Hak teâlâ'nın bu âyetteki ifadesi hakkında şu iki izah yapılmıştır a) "Gayba iman etmiş olarak kendisinden korkanları..." demektir. Nitekim yüce Allah bu hususu kitabının başında zikretmiştir ki, bu da O'nun (Bakara. 3) sözüdür. b) "Durumu insanların görüp görmemesine göre ayarlamama, yani kendisinden tam bir ihlâs ve gerçek anlamda korkanları ve iman edenlerle karşılaştıklarında "iman ettik" diyen; reisleriyle başbaşa kaldıklarında da "biz sizinle beraberiz" diyen münafıklar gibi, bir kimsenin yanında bulunup bulunmamasına göre durumu değişmeyen kimseleri bilmek için..." demektir. Üçüncü Mesele (......) tabiri, hal olduğu için nasb mahallindedir. Buna göre mâna, "kendisini kimsecikler görmediği halde de, O'ndan korkan kimseleri... "demektir, "Rahman'a gıyabî saygı gösteren" (Kaf. 33) ve "Ki onlar tenhada da Rablerine candan saygı gösterirler" (Enbiya, 49) âyetleri de böyledir. Ama, bizatihi "gayb" kelimesinin manasını, (Bakara, 3) âyetinin tefsirinde zikretmiştik. Daha sonra Allah "Kim bundan sonra aşın giderse, ona pek acıklı bir azap vardır" buyurmuştur ki bundan murad, hem âhiret azabı, hem de dünyadaki ta'zırdır. İbn Abbas: "Bu azap, o kimsenin karnına ve sırtına, acıtıcı bir şekilde vurup, elbiselerinin çıkarılmasıdır" demiştir. Kaffal: "Bu caizdir; çünkü "azap" kelimesi, tıpkı zina edenlere vurulan değneğe (celd) isim olarak verilip, "mü'minlerden zümre de bunların azabına şahid olsun" (Nûr, 2); "...onlara hür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı..." (Nisa.25)ve Cenâb-ı Hakk'ın, Süleyman (aleyhisselâm)'dan Hûdhûd hakkında nakledip "Onu muhakkak çetin bir azaba uğratacağım" (Neml. 21) buyurduğu gibi, bazan dövme işine de isim olarak verilmiş, buna da "azap" denilmiştir. |
﴾ 94 ﴿