96"Deniz avı ve yiyeceği siz ve yolcular için bir fayda olmak üzere, sizlere helâl kılındı. İhramda bulunduğunuz müddetçe ise, kara avı size haram kılındı. Huzuruna vanp toplanacağınız Allah'tan ittikâ edin, korkun". Cenâb-ı Allah, "Deniz avı ve onu yemek, sizin için ve yolcu için bir fayda olmak üzere, sizlere helâl kılındı" buyurmuştur ki bu ifade ile ilgili birkaç mesele vardır: Birinci Mesele Buradaki "av"dan murad, avlanılan şeydir. Denizden avlanılan hayvanların hepsi üç cinstir: a) Balık olup onun bütün çeşitleri helâldir. b) Kurbağalar olup onun her çeşidi haramdır. c) Alimler bu iki cinsin dışında kalanlar hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu babdan olarak, Ebu Hanife (r.h), bu kısmın haram olduğunu; İbn Ebî Leyla ve ekseri âlimler helâl olduğunu söylemişler ve bu hususta, bu âyetin umûmî olan manasına sarılmışlardır. Âyette geçen, "deniz" kelimesinden murad, bütün sular ve nehirlerdir. Deniz Avı ve Yiyeceği Allahü teâlâ, deniz yiyeceğini deniz avına atfetmiştir. Atıf, matuf ile ma'tufun aleyhin ayrı ayrı şeyler olmasını gerektirir. Alimler bu hususta şu izahları yapmışlardır: 1) Ebu Bekir es-Sıddîk (radıyallahü anh)'in zikrettiği izah olup en güzeli de budur. Buna göre, "av", diri iken bir tuzak ile avlanılan hayvanlar; yiyecek ise, yakalamak için herhangi bir çareye başvurmaksızın, denizin dışarı attığı veya suyun çekilmesi ile ortada kalan hayvanlardır. İşte bu konuda söylenenlerin en doğrusu budur. 2) "Deniz avı", taze olan "yiyeceği" ise, tuzlu olan (yani salamura yapılan)dır. Çünkü denizin yiyeceği, bayatlayınca ona artık "av" denemez. Bu, Sa'îd Ibn Cübeyr, Sa'id Ibn el-Müseyyeb, Mukâtil ve en-Nehai'nin görüşü olup zayıftır. Çünkü tuzlu olan şey, işin başlangıcında hem taze olmuş olur, hem de "av" olur. O zaman da âyetteki atıf, lüzumsuz bir tekrar olmuş olur. 3) Avlanma, bazan yemek için, bazan da yeme dışında, meselâ inci elde etmek için istiridye, kemikleri ve dişlerinden istifâde etmek için bazı deniz hayvanlarının avlanması gibi, başka bir gaye için olur. Dolayısıyla, deniz avı ile denizin yiyeceğinden yeme, birbirinden farklı şeyler olmuş olur. Allah en iyi bilendir. Üçüncü Mesele Şafiî (r.h), denizde ölüp de suyun yüzüne çıkan balıkların helâl olduğunu; Ebû Hanîfe (r.h) ise haram olduğunu söylemiştir. Şafli'nin delili hem Kur'an, hem de hadistir.Kur'an'dan delili şudur: Yenilebilecek her şeye “ta'am” (yiyecek) denir.Binaenaleyh bu balıkların da, ayetteki “Denizin avı ve yiyeceği... sizlere helal kılındı” ifâdesinden dolayı helâl olması gerekir. Şafiî'nin hadisten delili de, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, deniz hakkındaki Şafiî'nin delili hem Kur'ân, hem de hadistir. Kur'ân'dan delili şudur: Yenilebtlecek herşeye "ta'âm" (yiyecek) denir. Binâenaleyh bu balıkların da, âyetteki "Denizin avı ve yiyeceği... sizlere helâl kılındı hadisden delili de, Hazret-i Peygamber "onan suyu temiz ve meytesi (ölüsü)de helâldir" Ebu Davûd, Tchuvt, 41 (t/21). şeklindeki sözüdür. Dördüncü Mesele Âyetteki "yolcular için.." tabiri, "Deniz avı, sizin mukîm ve yolcu olanınız için helâl kılındı. Binâenaleyh taze olanı mukîm, tuzlu (salamura) olanı ise yolcu içindir" mânasına gelir. Beşinci Mesele Âyetteki (......) kelimesinin mansub oluşu hususunda, şu iki izah yapılmıştır: a) Zeccac: "Bu kelime, te'kid için olan mef'ûl-ü mutlak oluşundan dolayı mansub kılınmıştır. Fakat başta (sizin için helâl kılındı) denilince, bu fiil, ifadesinin, in'am edilen bir şey olduğuna delil olur. Bu tıpkı, "Size, anneleriniz haram kılındı" (Nisa, 23)denilince, bu ifâdenin, bu hükmün onlara yazılmış olduğuna bir delil olması gibidir. Binâenaleyh Allahü teâlâ burada, "Allah'ın üzerinizde bir farzı olarak..." (nisa. 24) buyurmuştur" demiştir. b) Keşşaf sahibi ise: "Bu kelime, mefûl-ü leh olduğu için mansubtur, yani "Size, sizi faydalandırmak için bunlar helal kılındı" demektir" demiştir. Sonra Cenâb-ı Hak, "İhramda bulunduğunuz müddetçe ise. Hara avı size haram kılındı" buyurmuştur. Bu ifâde ile ilgili birkaç mesele vardır: Birinci Mesele Yüce Allah, ihramlı kimsenin avlanmasının haram olduğunu bu surede üç yerde zikretmiştir 1) "İhramlı olduğunuz halde avlanmayı helal saymamak şartı ile... İhramdan çıktığınız vakit, avlanın" (Maide, 1-2); 2) "İhramlı bulunurken av öldürmeyin" (Maide. 95) ve 3) "İhramda bulunduğunuz müddetçe iser kara avı size haram kılındı" (Maide, 96) âyetleridir. İkinci Mesele Deniz avı, sadece suda yaşayandır. Ama, sadece karada yaşayan ile, bazan karada bazan denizde yaşaması mümkün olanlara gelince, bütün bunların hepsi kara avıdır. Buna göra kaplumbağa, yengeç, kurbağa ve su kuşu, işte bütün bunlar kara avı sayılır. Dolayısıyla ihramlı iken bunları öldürene, âyette bahsedilen ceza gerekir. İhramlı Olmayanın Avladığından, İhramlı Yiyebilir mi? Müslümanlar ihramlı kimsenin av avlamasının haram olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Ama, ihramlı olmayan kimsenin avladığı avın ihramlı kimseye helal olup olmadığı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bu hususta dört görüş ileri sürülmüştür: a) Hazret-i Ali, Ibn Abbas, İbn Ömer, Saîd İbn Cübeyr ve Tavusun görüşüdür. Bunu Sevrî ve İshâk zikretmiş olup, buna göre o kimseye her halükârda bu haramdır. Onlar bu hususta Cenâb-ı Hakk'ın "İhramlı bulunduğunuz müddetçe ise, kara avı size haram kılındı" âyetine dayanmışlardır. Bu böyledir, zira "kara avı" ifâdesine, ihramlı olanın da olmayanın da avladığı avlar dahildir. İşte bütün bunlar da kara avı demektir. Ebû Dâvûd, Sünen'inde Humeyd et-Tavil'den, onun da İshâk İbn Abdullah İbn el-Hars'den, onun da babasından rivayet ettiğine göre babası şöyle demiştir: "Abdullah İbnu'l-Hars, Hazret-i Osman'ın Taif'deki temsilcisi idi.. Böylece el-Hars. Hazret-i Osman'a bir yemek hazırlattı ve o yemeğe bıldırcın, keklik ve diğer yabani kuşların etinden koydu... (Yemek hazır olunca) Hazret-i Osman, Ali İbn Ebi Tâlib (radıyallahü anh)'e haber yolladı. Haberci Hazret-i Ali'nin yanına gelip daveti ona ulaştırdı. O da gelince, Hazret-i Ali'ye: "Ye!" dediler. Bunun üzerine Hazret-i Ali, "Bize, helal olan bir azık, yiyecek yedirin; zira biz ihramlıyız" der. Sonra yine Hazret-i Ali (radıyallahü anh), içinizden Eşça Kabilesi'ne mensub kimse varsa Allah için söylesin; "Biliyor musunuz ki bir adam, Resûlullah ihramlı iken Resûlullah'a yabani eşek eti hediye etmiş fakat o bunu yemekten geri durmuştu" der. Bunun üzerine de orada bulunanlar, "Evet haklısın.." dediler. b) "Avın eti, ihramlının kendisinin onu avlamamış olması ve kendisi için avlanmamış olması şartıyla, ihramlıya helâldir." Bu, Şâfiî (r.h)'nin görüşüdür. Onun bu husustaki delili Ebû Davud'un Sünen'inde Cabir (radıyallahü anh)'den rivayet ettiği şu hadistir: Cabir (radıyallahü anh) demiştir ki: "Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in şöyle dediğini duydum: "Onu siz avlamadıkça veya sizin için avlanmadıkça, kata avı(nın eti) size helâldir" Ebu Davûd. Mendsık, 41 (11/171). c) "Eğer bir av onun yardımı ve göstermesi olmaksızın, ihramlı içinavlanırsa, bu avın eti ona helâldir." Bu Ebû Hanife (rh)'nin görüşüdür. Ebû Katade'den rivayet edildiğine göre o, ihramlı arkadaşları arasında ihramsız iken, bir yabanî eşek avlar. Bunun üzerine arkadaşları, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e bunu sorunca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Siz ona, bu avı gösterdiniz mi? ona avında yardım ettiniz mi?" dedi. Onlar, "Hayır" deyince, "o avın etinden daha birşey kaldı mı?" demiştir ve böylece, ihramlı işaret etmediği ve yardım etmediği zaman, o avın ihramlıya mubah olması gerektiğini veciz bir şekilde ifâde etmiştir. Bil ki bu iki görüş, Kur'ân'ın umûmî hükmünün, haber-i vâhid ile tahsis edilmesine dayanıp ondan dallanır. Hele ikinci görüş son derece zayıftır. Sonra Cenâb-ı Hak, "Huzuruna varıp toplanacağınız Allah'dan İttikâ edin, korkun" buyurmuştur. Bundan maksad, "insan taata devam etsin, günahtan da kaçınsın" diye bir tehdid ifâde etmektir. Kabe ve Onunla İlgili İbadetlerin İnsan Toplumunu Ayakta Tutması |
﴾ 96 ﴿