19"Allah'a karşı yalan düzenden daha zalim kimdir? Onlar Rablerine arzedilecekler. Şâhidler de. 'İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir" diyecek. Haberiniz olsun ki Allah'ın laneti zalimlerin tepesindedir. Öyle zalimler ki insanları Allah'ın yolundan vazgeçirir, onu eğriltmek isterler. Onlar âhireti inkâr edenlerin ta kendileridir". Bil ki kâfirlerin, pekçok âdeti ve farklı farklı yolları, gidişatları vardır. Bunlardan birisi, meselâ onların dünyaya çok fazla düşkün olmaları ve dünyayı elde etmedeki aşırı arzulandır. Allahü teâlâ, onların bu gidişatlarının bâtıl olduğunu (Hûd. 15) ayetiyle beyan buyurmuştur. Bir diğerde, onların Hazret-i Peygamber'in nübüvvetini inkâr, mucizelerini de tenkid etmeleridir. Cenâb-ı Hak bu iddialarını da (Hûd, 17) ayetiyle iptal etmiştir. Bir üçüncüsü de onların, putlarının, Allah katında kendilerine şefaatçi olacaklarını iddia etmeleridir ki, Allahü teâlâ bunu da, işte bu pyetiyle iptal etmiştir. Bu böyledir, zira bu iddia, Allah'a bir iftira atmaktır. Allah, kendisine iftira atanlarla ilgilivaîd ve tehdidini beyân buyurunca, bu da, onun içine girmiş olur. Bil ki, "Allah'a karşı yalan düzenden daha zalim kimdir?" ayeti, mübalağa sadedinde zikredilmiş bir ifadedir. Bu cümlede Allah'a karşı iftirada bulunmanın, zulüm çeşitlerinin en büyüğü olduğuna bir delâlet bulunmaktadır. Daha sonra Cenâb-ı Hak, böylesi kimselerle alâkalı olan vaîd ve tehdidini "Onlar Rablerine arzedilecekler.." buyruğu ile beyan etmiştir. Allah, bu arzolunma işi sırf kendilerine has olduğu için onları bu şekilde tavsif etmiş değildir. Çünkü arzolunma bütün kullar için umumi bir durumdur. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Hepsi saflar halinde Rabbine arzedilmişlerdir" (Kehf, 48) buyurmuştur. Allah bununla ancak, onların arzolunacaklarını ve böylece de, onlar arzolunurken, şahidlerin, "hte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir.. "demesiyle rüsvay ve perişan olacaklarını ve böylece de onlar için alabildiğince fazla olan rüsvaylık ile cezanın tahakkuk edeceğini anlatmak istemiştir. Ayetle İlgili Bazı Sorular "Allah Huzuruna Çıkma" Mekân Zannımı Uyandırıyor? Birinci soru: Allah'ın herhangi bir mekânda bulunması caiz olmadığına göre, Cenâb-ı Hak daha nasıl, "Onlar Rablerine arzed ilecekler..." buyurmuştur? Cevap: Bu, "Onlar, hesâb ve suâle çekilmek için hazırlanmış olan yerlere arzedilirler" demektir.Bu arz'ın, Allah'ın emriyle O'nun mahlûkatından dilemiş olduğu meleklerine, peygamberlere ve mü'minlere olması da caizdir. Bahsedilen Şahitler Kimlerdir? İkinci soru: Bu sözün, kendilerine nisbet edilmiş olduğu o şahitler kimlerdir? Cevap; Mücâhidi "Bunlar, dünyada iken o insanların üzerinde olup, onların amellerini kayıt ve muhafaza eden meleklerdir" derken, Katâde ve Mukâtil. "bu şahitlerin insanlar olduğunu" söylemişlerdir. Bu, Arapça'da tıpkı, "insanların huzurunda" manasının kastedilerek, denilmesi gibidir. Diğer alimler de, "bunların peygamberler (aleyhisselâm) olduğunu" söylemişlerdir. Nitekim, Cenâb-ı Hak: "Kendilerine peygamber gönderilenlere de mutlak soracağız, onlara gönderilen peygamberlere de muhakkak soracağız "(Araf. 6) buyurmuştur: O şahitlerin sözünün nazâr-ı dikkate alınmasının gayesi ise, onları iyice rüsvay etmektir. Üçüncü soru: Eşhâd kelimesi çoğul bir kelimedir. O halde bunun tekili nedir? Cevap: Sahib (cem'i ashâb: arkadaşlar), ' nasır (cem'i ensar: yardımcılar) kelimeleri gibi eşhâd da şâhid'in cem'idir. Fakat şerif (cem'i eşraf) kelimesi gibi eşhad, şehîd kelimesinin cem'i de olabilir. Ebu Ali e!-Farisî şöyle demiştir: "Sanki bu ikincisi, tercihe daha şayandır. Çünkü Kur'ân'da aynı kelime; vezninde gelmiştir. Bu, peygamber de sizin üzerinize tam bir şahit olsun diye..."(Bakara 143) ve "onların üzerine de (habibim) seni bir şahit olarak getirdiğimiz"(Nisa. 41) ayetleri gibidir. Sonra Cenâb-ı Hak, onların Kıyamet günündeki azâb içindeki hallerini haber verince, şu anki hallerini de haber vererek, "Haberiniz olsun ki Allah'ın laneti zâlimlerin tepesindedir..." buyurmuş ve böylece onların şu anda, Allah'tan olan bir lanet içinde bulunduklarını beyân etmiştir. Daha sonra da onların ayrılmaz vasıflarının, insanları Allah'ın yolundan alıkoymak ve Allah'ın yolunun eğriliğini istemek olduğunu açıklamıştır. Yani onlar, küfrü ve sapıklığı iltizâm etmeleri suretiyle, kendilerine zulmettikleri gibi, onlar bu zulümlerine, insanları gerçek dinden vazgeçirmeyi, din hususunda şüpheler uydurmayı ve dosdoğru delilleri eğri büğrü olarak göstermek istemeyi de katmışlardır. Zira, Arapça'da isyan eden kimse hakkında, deyimi kullanılmaz. Bu ifâde ancak, delillerin doğruluğunun keyfiyyetini bilip de, şüpheler atmak ve sapıklıkları yayıp yerleştirmek suretiyle o delillerin nasıl tersyüz edileceğini, eğri hale getirileceğini bilen kimseler hakkında kullanılır. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "onlar ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir" buyurmuştur. Zeccâc, buradaki hüm kelimesinin, onların küfürdeki ısrarlarını tekîd etmek için tekrarlandığını söylemiştir. Müşriklerin Bariz Ondört Vasfı |
﴾ 19 ﴿