24"Bu iki zümrenin hali, kör ve sağır ile gören ve işitenin hali gibidir. Bunlar, birbirine denk olurlar mı hiç? Halâ iyi düşünmeyecek misiniz?". Bil ki, Allahü teâlâ bu iki zümreden bahsedince bunlara tıpatıp uyan bir de misal getirmiştir. Alimler bu hususta değişik izahlar yapmışlar; bazıları "bu ayetin, en son bahsedilen mü'minler ile, daha önce bahsedilen kâfirler hakkında olduğunu" söylemişlerdir. Diğer alimler ise, "Bunun, "Rabbinin açık bir delili üzerinde bulunup da..." (Hüd, 17) ayetinde bahsedilen mü'minlerle ve bu ayetten sonra bahsedilip, haklarında, "Onlar işitmeye kadir olamazlardı, göremezlerdi de.." (Hûd, 20) buyurduğu kâfirlerle ilgilidir. Bu ayetteki "basir" (gören) ve semî (işiten) ile de, Allah'ın "Rabbinin açık bir delili üzerinde bulunan" diye tavsif ettiği kimseler kastedilmiştir" demişlerdir. Bil ki bu teşbih (benzetme)deki vech-i şebeh (benzeme yönü) şudur: Allahü teâlâ, insanı beden ve ruhtan mürekkeb olarak yaratmıştır. Bedenin gözü ve kulağı olduğu gibi, ruh cevherinin de gözü ve kulağı vardır. Nitekim bedendeki göz ve kulak, kör ve sağır olduğunda, hiçbir işine yol bulamaz vaziyette, şaşkın, hatta karanlığın derinliklerinde, yolunu bulacağı hiçbir ışık görmez, hiçbir ses işitmez halde yolunu şaşırmış kimse gibi, sapmış ve saptırmış câhil kimsenin de, kalbi kör ve sağır olur. Dolayısıyla da dalâletin karanlıklarında şaşkın ve çaresiz kalakalır. Daha sonra Cenâb-ı Hak, bu körlüğün ve sağırlığın tedavisinin mümkün olduğuna dikkat çekmek için, "Halâ iyi düşünmeyecek misiniz?" buyurmuştur. Bu körlük ve sağırlığın sebeb olduğu zararın tedavisi mümkün olunca, insanın elinden geldiğince o tedavi için gayret sarfetmesi gerekir. Kıssalarla Delillerin Takviyesi Şarttır Bil ki Allahü teâlâ'nın âdeti, kâfirlere çeşitli deliller getirdiğinde, daha evvel de birçok yerde bahsettiğimiz gibi, bu delilleri takviye etsin diye, bunların peşinden kıssaları getirme şeklinde cereyan etmiştir. Bu sûrede de çeşitli kıssalar anlatmıştır: Birinci Kıssa: Nûh (aleyhisselâm)'un kıssasıdır. |
﴾ 24 ﴿