27"Bunun üzerine kavminden, küfredenlerin ileri gelenleri, "sen de bizim gibi bir insansın. Aşağı tabakadan ve basit görüşlü olanlarımızdan başkasının sana . tabî olduğunu görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Biz sizi aksine yalancılar zannediyoruz" dediler". Bil ki Allahü teâlâ, Hazret-i Nuh'un, kavmini Allah'a ibadete davet ettiğini anlatınca, kavminin, Hazret-i Nuh'un peygamberliğini şu üç şüphe ile tenkid ettiklerini (reddettiklerini) nakletmiştir: Birinci şüphe: Hazret-i Nuh'un da, Kendileri gibi bir insan olmasıdır. İnsan fertleri arasındaki farklılığın, âlemdeki herkesin onlardan birisine itaat etmesinin vâctb olması noktasına vanp ulaşması imkânsız olur. İkinci şüphe: Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'a, kavmin basit insanlarının, mesela dokumacıların ve değersiz sanat sahibi kimselerin tabî olmuş olmasıdır. Kavmi, "Eğer sen doğru olsaydın, insanların en zekileri ve eşrefi sana tabî olurlardı" demişlerdir. Bunun bir benzeri de, "Arkana hep bayağı kimseler düşmüşken, biz sana iman eder miyiz?" (Şuara, 111) şeklindeki ifâdeleridir. Üçüncü şüphe: Bu, ayetteki, "Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz" cümlesinin anlattığı husustur. Bunun manası, "Biz, senin bizden ne akıl, ne dünyevî menfaatleri görüp gözetme, ne de mücâdele kuvveti bakımından bir üstünlüğünü görmüyoruz. Binâenaleyh senin bu görülebilecek şeylerden birisinde, bizden daha üstün olduğunu görmediğimize göre, en yüce ve kıymetli derece ve makam bakımından bizden üstün olduğunu nasıl kabul edebiliriz?" şeklindedir. İşte şüphelerin izahı hususundaki sözün özü budur. Bil ki ilk şüphe ancak, insanların peygamber olmasını kayıtsız şartsız inkâr eden Brahmanlara uygun düşer. Diğer iki şüpheye, başka peygamberlerin peygamberliğini kabul eden kimselerin de düşmesi mümkündür. Ayetin lafzı ile ilgili birkaç mesele var: Mele' Kelimesinin Tefsiri “Mele” "kavmin eşrafı, ileri gelenleri" demektir. Bu kelimenin neden iştikak ettiği hususunda şu izahlar yapılmıştır: 1) Bu, Arapların birşey tıkabasa dolduğunda, deyimlerinden alınmıştır. Bu son deyimin kullanılışı "çok meşgul, işleri pek yoğun olup, isterini güzelce' düzenleyen kişiler" manasınadır. 2) Onlar, bu şeref üzerlerinde görüldüğü için bu kelime ile tavsif edilmişlerdir. 3) Onlar, kalblere heybet, meclislere de saygı saldıkları için bu ismi almışlardır. 4) Onlar, üstün akıl ve isabetli fikirlerle dopdolu oldukları için bu ismi almışlardır. Peygamberin Beşer Olmasını Şüphe Konusu Yapmaları Cenâb-ı Hak, daha sonra birinci şüphelerini nakletmiştir. Bu onların, "sen de bizim gibi bir insansın" şeklindeki sözleridir. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın naklettiği, bazı Araplara ait, "O Peygambere bir melek indirilmeli değil miydi?" (Furkan, 7) şeklindeki söz gibidir. Bu, sırf cehalettir. Çünkü Peygamberin fizik yaratılışı, dtş görünüşü ile değil, delil ve burhanla, aklî muhakeme ile ümmet fertlerine müdahale etme hakkı vardır. Hatta diyebiliriz ki: Eğer Allahü teâlâ, insanlara peygamber olarak melek gönderseydi, o zaman onun peygamberliğini tenkid için ortaya atılacak şüphe daha kuvvetli olurdu. Çünkü o zaman akla şu gelirdi: "Gösterilen mucizeleri, belki de o melek kuvvetinin ve kudretinin daha mükemmel ve daha çok olmasından ötürü kendiliğinden yapmıştır." İşte bu hikmetten ötürü, Allahü teâlâ insanlara, insan peygamberler göndermiştir. Peygambere Sade İnsanların Tâbi Oluşunu Şüphe Konusu Yapmaları Cenâb-ı Allah, onların ikinci şüphelerini de, "Aşağı tabakadan ve basit görüşlü olanlarımızdan başkasının sana tabî olduğunu görmüyoruz" ifâdesi ile nakletmiştir. Bununla, peygambere tabî olanların mallarının azlığı, makamlarının düşüklüğü, sanat ve zenâatlarının değersizliği kastedilmiştir ki bu da bir cehalettir, Çünkü dindeki üstünlük ve yücelik, soy-sop ile, mal ile yüksek makam-mansıb ile olmaz. Aksine fakir dine, zenginden daha yatkındır. Yine aksine diyoruz ki, peygamberler, insanlar dünyayı bırakıp ahirete yönelsinler diye gönderilmişlerdir. Binâenaleyh dünyada mal azlığı (fakirlik) daha nasıl, peygamberlik hususunda bir tenkid sebebi sayılabilir? Daha sonra Hak teâlâ onların üçüncü şüphelerini nakletmiştir. Bu da onların "Sizin bize karşı bîr üstünlüğünüzü de görmüyoruz" şeklindeki sözleridir. Bu da bir cehalettir. Çünkü, Allah katında muteber üstünlük, ancak ilim ve amel ile olur. O halde, onlar daha nasıl insanların içine muttali oldular da bu faziletin olmadığını anlayıverdiler? Onlar, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm) ve ona uyanlar hakkındaki bu şüphelerini ortaya koyduktan sonra, "Biz sizi aksine yalancılar zannediyoruz " demişlerdir. Bu ifâde ile ilgili şu iki izah yapılmıştır: a) Bu, Hazret-i Nûh ve kavmine bir hitabtır. Bununla kavminin, Hazret-i Nuh'u, peygamberlik iddiası hususunda yalanlamaları kastedilmiştir. b) Bu, kavmin basit insanlarına bir hitabtır. Binâenaleyh Hazret-i Nuh'un kavmi, inananlara, Hazret-i Nuh'a iman edip ona tabî olmaları hususunda, "yalancılar" demişlerdir. İkinci Mesele Vahidî şöyle demiştir: "Erzel, rezl kelimesinin çoğuludur. Bu, görünüşü ve hali düşük olan şey demektir. Nitekim Arapça'da "Elbisesi ve işi düşük adam" denilir. Erâzil ise, erzel kelimesinin çoğuludur. Bu, Arapların "Oranın günahkârlarının ileri gelenleri" sözü gibidir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) "Ahlakça en güzel olanlarınız.." buyurmuştur. Buna göre Erâzil kelimesi, cem'u'l-cem fcem'in cem'i) olmuş olur." Bazıları da bu kelimenin aslının, "Ocundan daha rezil" deyimi olduğunu, çok kullanıldığı için şeklini aldığını, başındaki elif-lâm'ın izafetten (hazfedilen den) bedel olduğunu söylemişlerdir. Bâdi'er-re'y Tabiri Hakkında (......) tabirine gelince bâdî görünen demektir. Bu, bir şey ortaya çıkıp göründüğünde demenden alınmıştır. Bakıp görenlere zahir olduğu ve açık göründüğü için çöle, "Bâdiye" denilmiştir. Alimler, ayetteki ifâdesinin manası hususunda şu değişik izahları yapmışlardır: 1) Bu, "Onlar sana, içleri (kalbleri) öyle olmadığı halde, zahiren uydular" demektir. 2) Bu, "Onlar sana ilk nazarda, fikir ortaya atılır atılmaz ittibâ ettiler, ihtiyatlı davranmadılar. Ona, isabetli fikrin ve tam düşüncenin hakkını vermediler" demektir. 3) Onlar, Hazret-i Nuh'a uyanları "reziller" diye tavsif edince şöyle dediler: "Onların, işte böylece basit görüşlü olmaları, onları gören herkesçe meydandadır. Buna göre, ayetteki "re'y (görüş)" kelimesi, kalbin görmesi (fikri) manasına değil, gözün görmesi manasınadır. Bu izah, Mücâhid'den nakledilen şeklindeki kıraat ile de kuvvet kazanmıştır. Üçüncü Mesele Ebu Amr, Kisâî'nin râvisi Nusayr, bunu hemze ile, şeklinde; diğer kıraat imamları ise, hemzesiz olarak yâ ile şeklinde kıraat etmişlerdir. Bunu hemzeli okuyanlara göre mana, "re'yin evveli" (görüşün başlangıcı) demek olur. Hemzesiz okuyanlara göre ise, bu "ortaya çıktı, göründü" manasında olan fiilindendir. Ayetteki (......) kelimesi, mef'ul-ü mutlak olarak nasbedilmiştir. Bu, "ilk vuruşu ben vurdum" demen gibidir. |
﴾ 27 ﴿