28"(Nûh) dedi ki: "Ya ben, Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem?.. O, bana katından bir rahmet vermiş de, o, sizden gizli bırakılmış ise?.. Söyleyin bana ey kavmim, kendiniz hoş görmeyip dururken, sizi onu kabule zorlayıp duracak mıyız?". Ayetle ilgili birkaç mesele vardır: Allah, Lütfü İle Peygamberine Bazı Özellikler Verir Bil ki Allahü teâlâ, Nûh (aleyhisselâm)'un nübüvvetini inkâr edenlerin şüphelerini nakledince, bunun peşince şüphelere cevapolacak şeyi nakletmiştir. Binâenaleyh onların, "Sen, ancak bizim gibi bir insansın" şeklindeki şüphelerine karşı Nuh(aleyhisselâm), "İnsan olmak bakımından arada bir eşitliğin (aynılığın) bulunması, nübüvvet ve risalet sıfatını alma bakımından bir ayrılığın olmasına mani değildir" demiş ve sonra bunun mümkün olduğunu gösteren şeyi belirterek, "Ya ben, Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem?.." demiştir. Bu, "Eğer ben, Allah'ın zâtını ve sıfatlarını. O'nun hakkında vâcib, imkânsız ve caiz olan şeyleri biliyorsam (...)" demektir. O, "Sonra Allahü teâlâ bana katından bir rahmet vermiştir" demiştir. O rahmetten murad, ya peygamberlik, ya da peygamberliğin delili olan mucizedir. "Fakat, o sizden gizli bırakılmış ise", yani "O, sizin için şüphe edilecek birşey olmuş ve aklınız onu tam seçip anlayamamış ise, isteseniz de, diretseniz de, ben sizi onu bilmeye ulaşacak hale nasıl getirebilirim? Yani buna kesinlikle kadir değilim." Katâde'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Vallahi eğer o buna kadir olsaydı, bunu mutlaka yapardı. Fakat o buna kadir olamamıştır." Velhasıl onlar "sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz" dediklerinde, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm), bunun sebebinin, onların hücceti anlayamamaları ve onu açıkça seçememiş olmaları olduğunu belirtmiştir. "Fakat sizler inadı ve diretmeyi bırakıp, delillere nazar ederseniz, maksad ve Allahü teâlâ'nın biz (peygamberleri) size büyük bir fazl olarak verdiği ortaya çıkar" (demek istemiştir). İkinci Mesele Hamza, Kisâî ve Âsım'ın râvisi Hafs, kelimeyi, ayn harfinin zammesi ve mim'in şeddesi ile, meçhul olarak, "karıştırıldı, gizli kılındı" manasında, (......) şeklinde; diğer kıraat imamları ise, ayn'ın fethası ile ve şeddesiz olarak (......) şeklinde okumuşlardır ki bu, '"karıştı, gizli oldu" manasınadır. Bil ki bir şey tamamen meçhul bir halde olursa, muammaya (bilmeceye) benzer. Çünkü ilim, (bilme) batınî basiretin (kalb gözünün) nurudur. Görme de, zahirî gözün nurudur. Bu "görme" ile "bilme" kelimelerinden herbirinin, mecazî olarak diğeri yerine kullanılması güzel ve yerinde olur. Bunun izahı şudur: Beyyine (delil) hakkında "görme" kullanılır. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Ayetlerimiz böyle görünür şekilde geldiği zaman, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler" (Neml. 13) buyurmuştur. Burada, beyyine "görünememe7âmâ ile de tavsif edilmiştir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Artık o gün onlara karşı haberler saklı kalmıştır" (Kasas. 66) ve, bu ayette, "O sizden gizli bırakılmış..." buyurmuştur. Üçüncü Mesele Ayetteki "Sizi ona zorlayacak mıyız?" ifadesinde üç zamir var; Mütekellim zamiri (yani "biz"), gâib zamiri (yani "ona") ve muhatab zamiri (yani "sizi"). Ferrâ bundaki birinci mim'i sakin okumanın caiz olduğunu söylemiş, bu şekildeki bir kıraati Ebu Amr'dan rivayet etmiş ve şöyle demiştir: "Harekeler peşpeşe geldiği için, bu böyle olmuştur. Binâenaleyh mim harfi, sakin kılınır. Kendinden önceki harfin harekesi meksûr olur, kendinden sonra da ağır bir hareke olan zamme bulunursa, merfûsu da böyledir." Zeccâc da şöyle demiştir. "Bütün Basralı nahivciler, i'rab harfinin sakin kılınmasınıyancak şiir zaruretinden dolayı (kâfiye için) caiz görmüşlerdir. Ebu Amr'dan nakledilen kıraata gelince, Ferrâ bunu Ebu Amr'dan sağlam bir rivayetle almamıştır." Sibeveyh'in, mim'in harekesini "tahfif" ve "ihtilas" ile okuduğu rivayet edilmiştir. İşte doğrusu budur. Harekeyi sakin kılmak ancak İmriü'l-Kays'ın şu beytinde olduğu gibi, şiirde caizdir. "İşte bugün, kendim istemeksizin ve irtikâb etmeksizin, bana içirilir..." Kâfirleri Memnun Etmek İçin Fakir Mü'minler Uzaklaştırılamaz |
﴾ 28 ﴿