36

"Nuh'a şu hakikat vahyolundu: "Kavminden gerçek iman etmiş olanlardan başkası asla iman etmeyecekler. O halde işleyegeldikleri şeyden tasalanma".

Ayetle ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

İbn-i Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir; "Bu azâb Allah katından gelince, Hazret-i Nuh (aleyhisselâm), kavmine beddua ederek: "Yâ Rabbi, yeryüzünde kâfirlerden yurt tutan hiçbir kimse bırakma!" (Nuh, 26) demiştir.

Şu halde Cenâb-ı Hakk'ın buyruğunun manası "üzülme" demektir. Ebu Zeyd şöyle demiştir: "Arapça'da, insanın başına hoşlanmadığı birşey geldiğinde "adam hüzünlendi" denilir. Nitekim Ebu Ubeyde, "Allah'ın taksimine sana ayırdığına .hiç hüzünlenmeksizin yönel ve al onu! Efendi efendi, gönlü rahat kişi olarak otur yerine!.." beytini nakletmiştir. Buradaki gayre mubteis: "Mahzun olma, ve hoş karşıla..." demektir.

İkinci Mesele

Alimlerimiz, kaza ve kader hakkındaki görüşlerinin doğru olduğuna dair bu ayetle istidlal ederek şöyle demişlerdir; "Allahü teâlâ, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'un kavminin, artık bundan sonra iman etmeyeceğini haber vermiştir. Binâenaleyh, şayet onlardan iman tahakkuk etmiş olsaydı o zaman bu iman ya hem bu haber ve bu bilgi doğru bir haber ve bilgi olarak kalması; yahut bu haberin yalana, bu ilmin de cehle dönüşmesi tarzında tahakkuk etmiş olurdu. Birincisinin bâtıl olduğu açıktır. Zira imanın varlığı halinde, imanın yokluğuna dair haberin doğru olması; iman mevcut iken imanın yokluğuna dair bilginin hasıl olması, iki zıddın aynı anda bir arada bulunması demek olur. İkincisi de bâtıldır; zira, Allah'ın haberinin yalana, ilminin de cehle dönüşmesi imkânsızdır. Onlardan imanın sadır olmasının, mutlaka bu iki kısım üzere olmasının gerektiği ve bunlardan herbirinin de imkânsız olduğu sabit olunca, onlar iman etmekle emredilmiş oldukları halde, onlardan imanın sadır olması imkânsız olur. Hem kâfirler iman etmekte emrolunmuşlardır. Allah'ı, verdiği her haber hususunda tasdik etmek de imandandır. Cenâb-ı Hakk'ın, "kavminden gerçek iman etmiş olanlardan başkası asla iman etmeyecektir" beyanı da bu manadadır. Şunu kabul etmemiz gerekir: Onlar, kendilerinin iman etmeyeceklerine dair habere de iman etmekle görevli idiler ki bu, iki zıddı bir arada bulundurmayı teklif etmektir. Bu sözün izahı, bu kitapta defalarca geçmiştir.

Üçüncü Mesele

Mutezile, Allah'ın, içlerinde iman edeceklerini yahut da, zürriyetleri içinde iman edecek kimselerin bulunduğunu bildiği bir kavme, köklerini kazıyıp kurutan bir azabı indirmesinin caiz olup olmadığı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bu cümleden olarak, bazıları bunun caiz olmadığını ileri sürmüşler ve Cenâb-ı Hakk'ın, Nûh (aleyhisselâm)'dan nakletmiş olduğu, "Ya Rabbi yeryüzünde kâfirlerden yurt tutan hiçbir kimse bırakma! Çünkü eğer sen onları bırakırsan, kullarını yoldan çıkarırlar. Kötüden, öz kâfirden başka da evlât doğurmazlar" (Nuh, 26-27) sözüne tutunarak şöyle demişlerdir: "Bu, Allahü teâlâ'nın ne onların içinde, ne de onların zürriyetleri içinde iman edecek tek bir kimsenin bulunmadığını bildiği için, onların üzerinde köklerini kazıyan bir azabı indirmiş olmasının yerinde ve uygun olduğuna delâlet etmiştir." Hem, Mutezilî bir alim olan Kadî, hem de bizim alimlerimizin pek çoğu ise şöyle demişlerdir: "Allahü teâlâ'nın onların içinde iman edecek olan bir kimsenin sunduğunu bildiği halde, azâb indirmesi caizdir."

Nüh (aleyhisselâm)'un, "Ya Rabbi, yeryüzünde kâfirlerden yurt tutan hiçbir kimse bırakma!" şeklindeki sözüne gelince bu, Hazret-i Nuh'un bunu, ancak, onların Allah'ın kullarını saptırdıklarını ve onların doğurduklarının da sadece öz günahkâr ve kâfir olduklarını bildiği için, istemiş olduğuna delâlet eder ki, bu da, bu hükmün, bu iki illetin toplamına göre verilmiş olduğuna delâlet eder. Yine bu ifâde de, bu iki illetin bulunmaması hafinde o azabın İndirilmesinin caiz olmayacağına dair bir deli de bulunmamaktadır.

Doğruya en yakın olan şöyle denilmesidir: Nûh (aleyhisselâm), onların iman etmelerini aşırı bir biçimde arzuladığı için Rabbinden onları bırakmasını, imha etmemesini istemişti, bunun üzerine de Rabbi ona, kalbinde bulunan o arzuyu silmek için, onlardan hiç lansenin iman etmeyeceğini bildirmişti. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, "O halde, işleyegeldikleri şeyden tasalanma" buyurmuştur. Bu, "Bundan dolayı üzülme ve tanda bir zillet olduğunu sanma. Zira, kendisine tutunanların sayısı az olsa dahi din sizdir. Kendisini ileri sürenlerin sayısı çok olsa dahi, batıl, zelil ve hakirdir" demektir.

Hazret-i Nuh'a Gemi Yapma Emri Veriliyor

36 ﴿