39

O gemiyi yapıyordu. Kavminden herhangi bir güruh yanından geçtikçe, onunla eğleniyorlardı. Dedi ki: "Eğer bizimle eğlenirseniz, biz de sizinle bu eğlendiğiniz gibi eğleneceğiz! Artık kendisini rüsvây edecek azabın kime gelip çatacağını, daimî azabın da kimin başına geleceğini ileride bileceksiniz"

Cenâb-ı Hakk'ın "Nuh gemiyi yapıyordu " cümlesine gelince, bu hususta iki mesele bulunmaktadır:

Birinci Mesele

Bu cümle ile ilgili iki açıklama yapılmıştır:

a) Bunda muzari, mazide cereyan etmiş bir durumun hikâye edilmesidir. Yani, o vakitte, onun hakkında "gemi yapıyor" denilmesi yerinde bir ifade olurdu" demektir.

b) Kelamın takdiri "Gemi yapmaya yöneldi" şeklinde olup, burada ifadesiyle yetinilmiştir.

Geminin Bazı Vasıfları

Alimler, bu geminin vasfı hususunda pekçok görüş belirtmişlerdir:

1) Nûh (aleyhisselâm), o gemiyi iki senede yaptı. Bunun dört senede yapıldığı da ileri sürülmüştür. Ve yine o geminin uzunluğunun üçyüz zira', eninin elli zira' olduğu belirtildiği gibi, onun yukarıya doğru, su yüzünden itibaren yüksekliğinin otuz zira' olduğu ve abanoz ağacından yapıldığı, üç bölümü bulunduğu; en alt bölüme vahşi hayvanların, yırtıcı hayvanların ve haşerâtın; orta bölüme hayvanların ve en'âm (sığır, deve, koyun cinsi) yüklendiği; en üst bölüme de kendisiyle beraber, inananlar ve ihtiyaç duydukları yiyeceklerin konulduğu, ayrıca Hazret-i Adem'in cesedinin de gemiye yüklendiği de ileri sürülmüştür.

2) Hasan el-Basrî şöyle demiştir:

"Geminin boyu binikiyüz; eni ise altıyüz zira' idi."

Bil ki bu gibi konular benim hoşuma gitmiyor. Çünkü bunlar bilinmesine kesinlikle ihtiyaç olmayan ve bilinmesinde fayda da bulunmayan şeylerdir. Dolayısıyla, böyle konulara dalmak lüzumsuz şeylerden olur. Hele hele ortada doğru olanı gösteren herhangibir belge olmazsa. Bizim bildiğimiz, o geminin, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'un kavminin mü'minlerini, ihtiyaç duydukları şeyleri ve her hayvandan bir çifti alacak kadar geniş olmasıdır. Çünkü bu kadar bilgi Kur'ân'da zikredilmiştir. Fakat bunun dışında kalan hususlar Kur'ân'da zikredilmemiştir.

Kavminin Hazret-i Nuh ile Alay Etmesi

Cenâb-ı Hakk'ın "Kavminden herhangi bir güruh yanından geçtikçe onunla eğleniyorlardı" buyruğuna gelince, bunda geçen "mele"' kelimesinin tefsiri hususunda şu izah yapılmıştır:

a) Bu, onlardan herhangi bir güruhtur;

b) Onların ileri gelenlerinden ve kodamanlarından olan bir güruhtur. Alimler, onların hangi hususta Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'la alay ettiklerinde ihtilaf etmişlerdir. Bu konuda da şu izahlar yapılmıştır:

1) Onlar, "Ey Nûh, sen Allah'ın peygamberi olduğunu iddia ediyordun; ama şimdi marangozluğa başladın" diyorlardı.

2) Eğer sen, iddianda doğru olsaydın, tanrın seni bu zor ve güç işten müstağni kılar böylesine yorulmana ihtiyaç bırakmazdı" diyorlardı.

3) Onlar daha önce hiç gemi görmemiş ve ondan nasıl istifâde edileceğini bilmiyorlardı. İşte bundan dolayı gemiye şaşıyor ve Hazret-i Nuh'la alay ediyorlardı.

4) O gemi gerçekten çok büyüktü ve Hazret-i Nûh (aleyhisselâm) onu sudan çok uzak bir yerde yapıyordu. Onlar, bundan ötürü, "burada su yok ve senin onu büyük nehirlere, denizlere taşıman mümkün değil" diyorlar ve bunu bir nevî akılsızlık ve delilik ; sayıyolardı.

5) Hazret-i Nuh'un kavmi içindeki ömrü uzayıp, bu müddet zarfında onları boğulma azabı ile inzâr edince ve onlar da buna dair hiçbir emare ve işaret görüp müşahede edemeyince, zann-ı galiblerince, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'un bu sözünde yalancı olduğuna hükmettiler. Bu sebeble de, Hazret-i Nüh (aleyhisselâm) gemi yapmaya başlayınca, onunla alay ettiler. İzah edilen bütün bu hususlar ihtimal dahilindedir.

Hazret-i Nuh'un Onlara Cevabı

Allahü teâlâ daha sonra, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'un "Eğer bizimle alay ederseniz, biz de sizinle, bu alay ettiğiniz gibi, alay edeceğiz"

Dediğini nakleîmiştir. Bu ifade ile ilgili olarak şu izahlar yapılmıştır:

1) Kelamın. takdiri, "Eğer siz bizimle şu anda eğleniyor iseniz, başınıza dünyada boğulma belası, ahirette de zelil ve rüsvay olma hadisesi geldiği zaman, biz de sizinle Aynen sizin eğlendiğiniz gibi, sizinle alay edeceğiz" şeklindedir.

2) Eğer yaptığımız iş hususunda, câhil olduğumuzu söylüyorsanız, biz de size, üzerinde olduğunuz küfür hususunda ve Allah'ın gazabı ile azabına maruz kalmanız "hususunda cahil olduğunuzu söylüyoruz. Demek ki siz, alay edilmeye bizden daha müstehaksınız.

3) Eğer siz, bizim câhil olduğumuzu söylüyorsanız, bilin ki biz de sizin câhil olduğunuzu söylüyoruz. Hem sonra sizin cehaletiniz daha çok ve daha ileridir. Çünkü siz tıpkı çocukların ve câhillerin yaptığı gibi, işin gerçeğini bilmeyip, durumun zahirine adandığınız için, bizim câhil olduğumuzu söylüyorsunuz.

İmdi, "Alay ve istihza günahtır. Öyleyse bunu yapmak, peygamberlere nasıl uygun düşer?" denilirse, biz deriz ki: "Allahü teâlâ, alaya karşılık vermeyi, mukabele etmeyi aylay etme " diye ifâde etmiştir. Bu tıpkı Allah Tealâ'nın "Kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür"(Şura. 40) ayetinde olduğu gibidir."

Cenâb-ı Hak, "Artık kendisini rüsvay edecek azabın kime gelip çatacağını ileride bileceksiniz" buyurmuştur. Yani, "Alay edilmeye kimin müstehak olduğunu ve kimin en güzel neticeyi elde edeceğini bileceksiniz."

Ayetteki "Kime gelecek" ifâdesi hususunda şu iki izah yapılmıştır:

a) Bunun başındaki men edatı, eyyü manasında bir istifhamdır. Buna göre sanki, "siz, o azabın hangimize geleceğini göreceksiniz" denilmektedir. Bu izaha göre, men, mahallen merfu, mübtedâ olmuş olur.

b) Bu edat, ellezi manasınadır. Bu durumda o mahallen mansub olur.

Cenâb-ı Hak, 'Vaimi azabın da kimin başına geleceğini (bileceksiniz)"; yani "o azabın, devamlı olarak, kime musallat olacağını görüp anlayacaksınız..." buyurmuştur.

Geminin Tamamlanması ve Bindirme İşleminin Yapılması

39 ﴿