<41"Nuh dedi ki: "Bininiz içerisine. Onun akması da, durması da Allah'ın zdıyladır. Muhakkak ki Rabbim çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir". Ayetteki kale kelimesi "Nûh (aleyhisselâm)'un kavmine "bininiz" demesini ifade eder. Rükûb kelimesi, "bir şeyin üzerine çıkmak" anlamına gelir. Nitekim Hayvana binmek";"gemiye binmek" "Denize binmek", yani Gemiye binmek" deyimleri de bu anlamdadır. Bir şeyin üzerine çıkan, bir şey onun -zerine binmiş demektir. Nitekim Arapça'da, "Üzerine borç bindi" anlamında denilmektedir. Leys de şöyle demiştir: "Araplar, gemiye binen kimseye derlerdi. Ama rekb ve rükban kelimeleri ise, hayvanlara ve deveye binen cemâate verilen bir isimdir." Vahidî şöyle demiştir: (......) cümlesindeki fi harf-i cerrinîn "binmek" fiilinin müteallakı olması caiz değildir. Çünkü, "Gemiye bindim" denilir, fi harfi burada kullanılmaz. Aksine, doğru olanı şudur: Ayetteki Irkebû "bininiz" fiilinin mef'ûlü hazf olunmuştur. Kelamın takdiri ise, şeklindedir." Aynı şekilde, buradaki harf-i cerrin ifâde ettiği mananın şu şekilde olması da mümkündür: Allah onlara, geminin üstünde değil de, içinde bulunmalarını emretmiştir. Şayet Cenâb-ı Hak, İrkebûhâ demiş olsaydı, onlar kendilerine, geminin üzerinde bulunma emri verildiğini zannedebilirlerdi. Cenâb-ı Hakk'ın, "Onun akması da durması da Allah'ın adıyladır" buyruğu ile ilgili olarak birkaç mesele bulunmaktadır: Hamza, Kisâî ve Asım'ın ravisi Hafs, mim'in fethasıyla olmak üzere (......) şeklinde; diğerleri de, mim'in dammesiyle (......) şeklinde okumuşlardır. (......) kelimesinin ise damme ile okunacağında ittifak etmişlerdir. Keşşaf sahibi şöyle demiştir: "Mücâhid bu kelimeleri, Lafza-i Celâlin sıfatları olarak, mahallen mecrûr olmak üzere ism-i fail sîgalarıyla (......) şeklinde okumuştur. Vahidî de şunları söylemiştir: "Mücra kelimesi, icra (akıtmak) kelimesi gibi bir masdardır. Bunun bir benzeri de (Mü'minun. 29) ve (isra, 80) ayetleridir. Ama bu kelimeyi mim'in fethasıyla mecrâha şeklinde okuyana gelince, bu durumda da kelime masdardır; aynen cery (akmak) kelimesi gibi. Bu kıraatla okuyan kimse, Cenâb-ı Hakk'ın, (Hûd. 42) ayetiyle ihticâc etmiş ve şöyle demiştir: "Şayet bu kelime mücrâha şeklinde olsaydı, burada da (Hûd, 42) ifâdenin şeklinde olması gerekirdi." Bu kelimeyi mücrâhâ şeklinde okuyanın hücceti ise şudur: deyimleri, mana bakımından birbirine yakındır. Bundan dolayı Cenâb-ı Hak (......) buyurunca, sanki (......) buyurmuş gibi olur. Mürsâ kelimesine gelince, bu da, irsa (demir atmak, durmak) kelimesi gibi masdardır. Arapça'da bir şey demir atıp durduğu, sâbitleştiği zaman (......) denilir, (......) tabiri ise, "Başkası onu durdurdu, sabitleştirdi" anlamındadır. Nitekim Cenâb-ı Hak "Dağları da dikti, sabitleştirdi" (Nâziat. 32) buyurmuştur. İbn Abbas şöyle demiştir: "O, şunu kasdetmiştir: "Bu gemi, Allah'ın ismi ve kudretiyle akıp gider; yine O'nun kudreti ve ismiyle durur." Yine şu da söylenmiştir: "Nûh (aleyhisselâm) geminin kendilerini götürmesini dilediğinde, "Onun akıp gitmesi Allah'ın adıyladır" der; gemi de akıp gitmeye başlardı. Durmasını istediğindeyse "Durması da Allah'ın adıyladır" der, bunun üzerine de gemi dururdu. "Bismillah" ifâdesindeki i'rabın amili olan bâ harf-i cerri hakkında, alimler birkaç görüş zikretmişlerdir: a) "Allah'ın adıyla bininiz" demektir. b) "Allah'ın adıyta başlayınız" demektir. c) "Onu akıtmak da durdurmak da Allah'ın adıyladır" demektir. Gemi Hareket Ediyor Geminin Receb ayının itk gününde yota çıktığı söylenildiği gibi, yine Receb ayının onuncu gününde yola çıktığı, altı ay yol aldığı, Muharrem'in onuncu günü de, Cûdî Dağı'na oturduğu da söylenmiştir. Üçüncü Mesele Ayet hakkında iki ihtimal bulunmaktadır: Birinci ihtimal: Cenâb-ı Hakk'ın, buyruğunun toplamının tek bir söz olmasıdır. Buna göre mananın takdiri, "Gemiye, onu akıtan ve durduranın adını zikrederek bininiz" şeklinde olur. Yani, "Bunu zikrederek o gemiye binmeniz yaraşır ve gerekir." İkinci ihtimal ise, bu ifâdenin iki ayrı söz olmasıdır. Buna göre mananın takdiri şöyle olur: "Nûh (aleyhisselâm) onlara gemiye binmelerini emretmiş; sonra da onlara, bunun akıp gitmesinin de durmasının da ancak Allah'ın adıyla, O'nun emri ve olduğunu haber vermiştir." Buna göre birinci mana, bir insan bir işe başladığı zaman, ancak mukaddes zikirlerle Allah'ın adını anarak başlamasının uygun ve güzel olacağına; böylece de, istenen maksadın, bu zikrin hareketiyle elde edilip tamamlanacağına bir işarette bulunmuş olur. İkinci mana ise, Nûh (aleyhisselâm)'un, gemiye bindiği zaman, ümmetine, geminin, kurtuluşun tahakkuk etmesi için bir vesile ve araç olmadığını; aksine yapılması gereken şeyin, azmi sağlam tutup kalbi Allah'ın lütfuna bağlamak olduğunu haber verdiğine; yine onlara, gemiyi akıtıp durduranın ancak Hak teâlâ olduğunu; binâenaleyh, "Sizler gemiye güvenmekten sakının, aksine sizin, Allah'ın lütfuna güvenip dayanmanız gerekir. Zira, gemiyi akıtıp durduracak olan ancak O'dur" demek istediğine delâlet etmektedir. Birinci takdire göre, Nûh (aleyhisselâm) gemiye bindiği ân zikir makamında idi. İkinci takdire göreyse, Nûh (aleyhisselâm) tefekkür ve kendisine kuvvet ve kudret nisbet etmeden uzaklaşma; bütün sebeplerden sarf-ı nazar etme, müsebbibu'l-esbâb olan Allah'ın celâl nuruna dalma (istiğrak) makamında idi. Bil ki insan, delil ve hüccet ile Marifetullah'ı elde etme hususunda tefekkür edince, zulumât (karanlık) ve dalâlet dalgaları o dağlara ve zulmet tepelerine kadar çıkmış olduğu bir zamanda, sanki o tefekkür ve tedebbür gemisine oturmuş gibidir. Dolayısıyla düşünce ve tefekkür gemisi hareket etmeye başladığında, onun, o esnada Allah'a dayanması, O'na yalvarıp yakarması ve lisân-ı kalb ve akıl gözüyle başbaşa olması gerekir ve o bu esnada, fikir gemisinin, kurtuluş sahiline ulaşması ve dalâlet dalgalarından kurtulabilmesi için, "Geminin akması da durması da Allah'ın adıyladır" der. Ayetteki "Muhakkak ki Rabbim, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir" buyruğu ile ilgili olarak şöyle bir soru sorulabilir: O vakit, Cenâb-ı Hakk'ın imha etme ve kahrını, kudretini izhâr etme zamanıdır. Dolayısıyla böyle söylenilmesi nasıl uygun düşer? Cevap: Belki de, gemiye binen o topluluk, "Biz ilmimizin bereketiyle kurtulduk!" diye inanmış olabilirler. İşte bundan dolayı Allahü teâlâ, bu sözüyle, onların kendilerini beğenmişliklerini izâle etmek istemiştir. Çünkü insan, çeşitli hatalardan ve şehevî duyguların karanlıklarından salim olamaz. O, daima Allah'ın yardımına, lütfuna ve ihsanına; suçlarına karşı merhametli, günahlarına karşı da çok bağışlayıcı olmasına muhtaçtır. Hazret-i Nuh, Dalgalar Arasında Oğluna Sesleniyor |
﴾ 41 ﴿