44"Denildi ki: "Ey arz suyunu yut, ey gök sen de tut." Su kesildi, iş bitirildi. (Gemi de) Cûdi üzerine durdu. O zâlimler güruhuna, "(Allah'ın rahmetinden) uzak olsunlar" denildi". Bil ki bu sözden maksad, Tufan hâdisesinin bir başka yönünün anlatılmasıdır. Bu ifâdenin manası şudur: Tufan sona erdiği zaman (taraf-ı ilâhiden) "Ey yeryüzü mu yuf"' denildi. Arapça'da, bir kimse suyu içip yuttuğu zaman, ; okmayı çiğnemeden yuttuğu zaman da, denilir. Dilciler şöyle demişlerdir: "Fasih olan, bu kelimeyi lamın kesresiyle, mazisinde, muzaresinde şeklinde okumaktır." Ayetteki "Ey gök, sen de tut" ifâdesine gelince, Arapça'da işini bıraktığı zaman, adam için, Adam işinden elini çekti); yağıyorken kesilen yağmur için de, (Gök, yağmurunu kesti) denilir. Ayetteki tabirine gelince, Arapça'da su eksildiği zaman, denilir. Yine "Ben onu eksilttim" denilir. Bu fiilin kullanılışı, ve (O şey oldu ve ben onu yaptım) fiilindeki kullanış gibidir (yani hem lazım, hem müteaddidir). Bu tıpkı, "Kemik sarıldı (iyileşti)"; (Onu sardım); "Ağız açıldı" ve (Ağzımı açtım); "Dil çıktı" ve "Dilimi çıkardım" ve"O şey eksildi" ve (Onu eksilttim) fiillerinde olduğu gibidir. Binâenaleyh Cenâb-ı Hakk'ın, ifâdesi, "su eksildi ve ondan geriye hiçbir şey kalmadı" manasındadır. Tufan Ayetindeki Belagat Bil ki bu ayet-i kerime, herbiri Cenâb-ı Hakk'ın azametine ve kibriyâsının yüceliğine delalet eden pek çok şeyler ihtiva etmektedir: 1) Ayetteki "Denildi ki" ifâdesi. Çünkü bu lafız, Cenâb-ı Hakk'ın celâl, yücelik ve azamet itibarıyla, her ne zaman "denildi" denilse, aklın ancak kendisine yöneleceği, fikrin de ancak, bu söyleyenin ondan başkası olamayacağı düşüncesine varacağı bir makam ve mertebede olduğuna delâlet eder. İşte bu, bu bakımdan, insanların aklında, kâinatta O'ndan başka bir hâkim ve ulvî-süflî alemler de O'ndan başka bir tasarruf sahibi bulunmadığı fikrinin yerleşip, takarrür ettiğine bir dikkat çekmedir. 2) Ayetteki, "Ey Arz suyunu yut, ey gök sen de tut" ifâdesi. Çünkü duyular bu şeylerin, büyüklüğüne, sağlamlığına ve gücüne delâlet eder. Akıl, bu şeylere hâkim, onları kudretiyle sarmış ve onlarda istediği gibi bir tasarruf sahibi olan bir varlığın bulunduğunu anlayınca, bu aklî kuvvetin, Cenâb-ı Hakk'ın celâlinin kemaline, kudretinin yüceliğine, gücünün ve meşietinin mükemmelliğine vâkıf olmasına bir sebeb olmuş olur. 3) Gök ve yer cansız varlıklardır. Binâenaleyh "Ey gök ve ey yer" diye onlara emir vermek, zahirî durum itibariyle Allah'ın emrinin ve teklifinin cansız nesnelerde de geçerli olduğunu ihsas ettirmektedir. O zaman akıl, " O'nun emri cansızlarda böyle geçerli olursa, akıllılar için haydi haydi geçerli olması gerekir" diye hükmeder. Benim bu izahtan kasdım, Hak teâlâ'nın cansız nesnelere emrettiğini (onları mükellef tuttuğunu) söylemek değildir. Çünkü bu batıldır. Aksine, bundan kastım şudur: Zahire göre, emir sigastnın, bu güçlü ve muhkem olan cansız varlıklara yöneltilmesi, Cenâb-ı Hakk'ın kudret ve azametini bir başka şekilde çok mükemmel olarak zihinlere yerleştirir. Ayetteki "iş bitirildi" tabirinden maksad şudur: "Allahü teâlâ'nın ezelde, kesin ve katî bir şekilde takdir edip hükmettiği şey, mutlaka meydana gelir." Bununla, Allahü teâlâ'nın takdir etmiş olduğu herşeyin, vakti gelince meydana geleceğine, ne yerde ne de gökte, O'nun takdirine manî olacak ve hükmünün geçerli olup, tahakkuk etmesini önleyecek hiçbir şeyin bulunmadığına dikkat çekmektir. Tufanla Günahsızları Boğmak İlahi Hikmete Uygun mudur? İmdi eğer, "Kâfirlerin günahı yüzünden, çoluk çocuğu boğmak, Allah'ın hikmetine nasıl yakışır?" denilirse, biz deriz ki: Buna iki şekilde cevap verilir: a) Müfessirlerden çoğu şöyle demektedirler: Allahü teâlâ, bu Tufandan kırk sene önceden itibaren, onların hanımlarını kısır bırakmıştı. Dolayısıyla, ancak kırk ve daha yukarı ki yaştakiler boğulmuşlardır. Bir kimse şöyle diyebilir: "Eğer durum sizin dediğiniz gibi olsaydı bu, ezici ve şaşırtıcı bir mucize olmuş olurdu ve bu ortaya çıktığı halde, Nûh (aleyhisselâm)'ın kavminin kâfirde ısrar etmeleri ve buna devam etmeleri de uzak bir ihtimal olurdu." Yine farzet ki siz bunu diyorsunuz. Peki, üzerlerinde kesinlikle hiçbir yükümlülük bulunmadığı halde, kuşların ve vahşî hayvanların helak edilmesine ne diyorsunuz? İkinci cevap ki doğru olan da budur: Yaptığı fiiller hususunda Allah'a itiraz. Çünkü Allah, "'O. yapacağından mesul olmaz, fakat insanlar mesul olurla (Enbiya, 23) buyurmuştur. Mutezile'ye gelince onlar, "Cenâb-ı Hak, çocukları ve hayvanları boğmuştur. Bu da Hak teâlâ'nın, bu hayvanların boğazlanmasına ve güç işlerde kullanılmasına izin vermesi durumundadır" demektedirler. Cenâb-ı Hakk'ın, "Gemi de Cudî üzerine durdu" ifadesine i bunun manası, "O gemi, ada üzerinde ismi Cûdî olan bir dağ üzerinde durdu" onoedır. Bu dağ alçak bir dağ idi. Buna göre, geminin dağ üzerinde durması, kökünün kesilmesine bir delil olmuş olur. Geminin dağ üzerinde durması, "Aşura günü' idi. Cenâb-ı Hakk'ın Hali "O zalimler güruhuna Allah'ın rahmetinden olsunlar" denildi" ayetine gelince, bu hususta iki izah bulunmaktadır: 1) Bu, Allah'ın sözü cümlesindendir. Bunu, Cenâb-ı Hak, lanetleme ve inden kovma üslubuyla söylemiştir. 2) Bunun, Nuh (aleyhisselâm) ile yanındaki mü'minterin sözleri cümlesinden olması ündür. Çünkü, bu korkunç hadiseden kurtulanların çoğu, (daha önce) zalimden bir topluluğun içinde bulunduklarından, onlar helak olup kendileri de onlardan kurtulunca, böyle bir söz söylemişlerdir. Bir de bu söz, onlara beddua etmek geçer. Öyleyse bunu, Nuh (aleyhisselâm) ile, yanındakilerin sözü cümlesinden kabul etmek daha uygun olur. Mühim Olan Soy Yakınlığı Değil, Din Yakınlığıdır |
﴾ 44 ﴿