<51Ad kavmine de kardeşleri Hûd'u gönderdik: "Ey kavmim, dedi, Allah'a kubul edin. Sizin ondan başka hiçbir tanrınız yok. Siz, yalan düzenlerden başkası değilsiniz. Ey kavmim, ben buna mukabil sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfaatım, beni yaratandan başkasına ait değildir. Halâ akıllanmayacak mısınız?". Bil ki bu, Allahü teâlâ'nın bu sûrede bahsetmiş olduğu ikinci kıssadır. Yine bil bu (......) (Hûd, 26) cümlesine atfedilmiş olup, kelamın takdiri "Ad'e de kardeşleri Hûd'u gönderdik" şeklindedir, halde (......) kelimesi (......) kelimesinin atf-ı beyânıdır. Bil ki Allah, Hûd'u onların kardeşi diye vasfetmiştir. O kardeşliğin, dinî bakımdan sadece neseb bakımından olduğu malumdur. Çünkü Hûd (aleyhisselâm) Ad Kabilesine mensup birisi idi. Bu kabile de Arap kabilelerinden olup Yemen civarında d. Bunun bir benzeri ifâde de, "Onlardan biri" manası kastedilerek bir kimseye, "Ey, Temîm'in kardeşi" ve Süleym'in kardeşi" denilmesidir. Hazret-i Hud Hakkında "Âd Kavminin Kardeşi" Vasfı Verilmesi İmdi eğer, denirse ki "Allahü teâlâ Nûh (aleyhisselâm)'un oğlu hakkında, "o katiyyen senin ailenden değildir" (Hüd, 46) buyurmuş, böylece, din yakınlığı bulunmadığı sürece, neseb yakınlığının hiçbir şey ifâde etmediğini beyân buyurmuştur. Burada ise, din konusunda bir farklılık bulunduğu halde, Hûd için "kardeşleri" ifâdesini kullanmıştır. Binâenaleyh, bu iki husus arasındaki fark nedir?" Biz deriz ki: Bu sözden maksad, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kavminin, ona meyletmesini sağlamaktır. Çünkü onun kavmi, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) onların kabilelerinden bir kimse olduğu halde, onun Allah katından kendilerine gönderilmiş bir peygamber olduğunu kabul edemiyorlardı. Böylece Allahü teâlâ bu uzak görmeyi bertaraf etmek için, Hûd (aleyhisselâm)'ın Âd Kabilesi'nden olan bir kimse; Salih (aleyhisselâm)'ın da Semûd Kabilesi'nden olan bir kimse olduğunu beyan etmiştir. Hazret-i Hûd'un Tebliğinin Esasları Bil ki, Allahü teâlâ Hûd (aleyhisselâm)'un kavmini çeşitli mükellefiyetlere davet ettiğinden bahsetmiştir: Birinci çeşit: Hûd (aleyhisselâm) kavmini, Allah'ın bir olduğu inancına davet ederek, "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir tanrınız yok. Siz, yalan düzenlerden başkası değilsiniz" demiştir. Bunda şöyle soru bulunmaktadır: "Nûh (aleyhisselâm), Allah'ın varlığına dair deliller getirmeden, onları, Cenâb-ı Hakk'a ibâdet etmeye nasıl davet etmiştir?" Deriz ki: Allah'ın varlığına dair deliller aşikâr olup, bunlar afakî ve enfüsî delillerdir. Dünyada, Allah'ın varlığını inkâr edebilecek pek az insan bulunur. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, kâfirlerle ilgili olarak, "Celâlim hakkı için, onlara gökleri ve yeri kimin yarattığını sorarsan, muhakkak "Allah" derler" (Lokman, 25) buyurmuştur. Bu kitabın musannifi, -Allah kendisine rahmet edip, iyi hatimeler nasib etsin-Muhammed İbn Ömer er-Razî şöyle demektedir: "Hindistan'ı dolaştım. Oradaki kâfirlerin Allah'ın varlığını kabul etmek hususunda mutabık olduklarını gördüm. Türk beldelerinin çoğu da böyledir. Esas mesele putperestlikle ilgili olup, putperestlik, yeryüzünün pekçoğunu kaplamıştır. Eski zamanda, yani Hazret-i Nûh, Hûd ve Salih (aleyhisselâm) zamanında da durum böyleydi. Binâenaleyh o peygamberler (aleyhisselâm) kavimlerini putperestlikten vazgeçirmeye çalışmışlardır. Bundan dolayı Hûd (aleyhisselâm)'un; "Allah'a ibadet ediniz" sözünün manası, "Allah'dan başkasına tapmayınız" demektir. Bunun delili, Hûd (aleyhisselâm)'ın, bu ifâdenin hemen peşinden, "Sizin ondan başka hiçbir tanrınız yok" demiş olmasıdır. Bu da, bu sözün maksadının, onları putlara tapmakla meşgul olmaktan uzaklaştırıp alıkoymaktır. "Sizin ondan başka hiçbir tanrınız yok" beyanına gelince gayruhû kelimesi, (......) kelimesinin mahallinden sıfat olarak merfû okunduğu gibi, (......) lafzından sıfat olmak içere mecrûr okunmuştur. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Siz, yalan düzenlerden başkası değilsiniz" buyurmuştur. Yani, "Sizler, "Bu putlara ibadet etmek güzeldir" sözünüzde yahut, O putlar ibâdete müstehaktır "sözünüzde yalan düzüyorsunuz. O putlar ne bir hissi ne de bir idrâk kabiliyeti olmayan nesnelerken, söylediğiniz bu söz nasıl olur da yalan ve iftira olmaz?. Onları bir araya getirip onlara şekil veren insandır. Daha nasıl onlara tazimde bulunmak maksadıyla onları yapan insanın, onlara tapması ve alnını toprağa koyması yakışır?" demektir. Sonra Hûd (aleyhisselâm) onları Allah'ın birliğine irşâd etmeye çalışıp ve onları putperestlikten men edince, "Ey kavmim, ben buna mukabil sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim mükâfaatım, beni yaradandan başkasına ait değildir" dedi. İşte bu, Nûh (aleyhisselâm)'un söylediği şeyin aynısıdır. Çünkü, Allah'a davet etme işi, bir karşılık umma kirlerinden temizlenmiş ve annmış olunca, kalblerdeki tesiri de o nisbette etkili olur. Daha sonra Hûd "Halâ akıllanmayacak mısınız?" demiştir. Yani, "Benim, sizleri putlara ibadet etmekten men etmemin doğru ve isabetli olduğunu anlamıyor musunuz? Zira, bu men edişimin doğruluğu, adeta, ilk anda akla gelecek olan şeyler cümlesi arasında bulunmaktadır" demektir. Hûd (aleyhisselâm)'un Tebliğinin Mükâfatı |
﴾ 51 ﴿