<52'Ey kavmim Rabbinizden mağfiret isteyin. Sonra yine O'na tevbe edin ki üstünüze gökten bol bol (yağmur) göndersin, kuvvetinize kuvvet katıp artırsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin". Bil ki bu, Hûd (aleyhisselâm)'un kavmine söylediği mükellefiyetlerin ikincisidir. Çünkü Hûd aleyhisselâm), ilkinde onları tevhide davet etmiş, bunda da önce istiğfar etmeye, sonra da revbeye çağırmıştır. İstiğfar ile tevbe arasındaki fark, bu sûrenin başında geçmişti. Ebu Bekr el-Esamm, bu ayete şu manav vermiştir: "İstiğfar ediniz, yani Allah'tan, önceki şirkinizi bağışlamasını İsteyin. Bundan sonra da geçmişlere pişman olup, aynılarını bir daha yapmamaya azmetmek suretiyle tevbe ediniz." Tevbe ve İstiğfarın Faydası Daha sonra Hûd (aleyhisselâm): "Siz ne zaman bunu yaparsanız, Allahü teâlâ size olan nimetlerini artırır ve size o nimetlerden istifade etme gücü kuvveti verir" demiştir. İşte mutluluklarda arzu edilenlerin son noktası budur. Çünkü eğer nimet bulunmazsa, istifade etmek imkânsız olur. Nimetler bulunur, ama canlıların onlardan yararlanması imkânsız olursa, maksad yine hasıl olmamış olur. Fakat nimetler çok olur ve insanın da onlardan istifade edebileceği tam bir kuvveti de bulunursa, işte o zaman mutlulukların ve sevincin zirvesi gerçekleşmiş olur. Demek ki ayetteki, "Üstünüze gökten bol bol (yağmur) göndersin" ifâdesi, çokça nimet vermeye bir işarettir. Çünkü nimetlerin olmasını sağlayan, uygun yağmurların yağmasıdır. Ayetteki, "Kuvvetinize kuvvet katıp artırsın" ifâdesi de, o nimetlerden istifâde etme hususunda en mükemmel halin bulunmasına bir işarettir. Bu ifâdenin, mutlulukları elde etme müjdesi taşıyan ve daha fazlasının aklen imkânsız olduğunu gösteren bir tabir olduğunda şüphe yoktur. İnsanın, bu Kitab-ı Kerim'de saklı sırları bilebilmesi için, bu incelikleri düşünmesi gerekir. Müfessirler şöyle demişlerdir: "Hûd (aleyhisselâm)'un kavmine, dünyada iki çeşit kemâl verilmiştir. Bunlardan birincisi, onların bostanlarının ve ekinlerinin, son derece güzel ve hoş olmasıdır. Bunun delili, "Görmedin mi Rabbin ne yaptı "Ad" (kavmine), yani o direk sahibi "lrem"e ki, şehirlerde onun bir benzeri yaratılmamıştı" (Fecr, 7-9) ayetidir. İkincisi, onların son derece güçlü-kuvvetli olmalarıdır. İşte bundan ötürü onlar: "Onlar "bizden daha kuvvetli kim var?" dediler" (Fussilet, 15) buyurmuştur. Bu kavim, işte bu iki hususla diğer insanlara karşı övününce, Hûd (aleyhisselâm), onların putlara ibadeti bırakıp, istiğfar ve tevbe etmeleri halinde, Allahü teâlâ'nın bu iki hususta, onları daha da güçlendirip, onlara bu hususta pek çok dereceler vereceğini vaadetti." Şu da "nakledilmiştir: Allahü teâlâ, Hûd (aleyhisselâm)'u kavmine gönderip, onlar da onu yalanlayınca ve bu sebeble Cenâb-ı Hak onlardan yıllarca yağmuru kesip, hanımlarını kısır bırakınca, Hûd (aleyhisselâm), onlara: "Eğer siz Allah'a iman ederseniz, O sizin beldelerinizi canlandırır, sizlere mallar, çocuklar verir" demiştir. İşte bu, ayette "(Allah) gökten üstünüze bol bol (yağmur) göndersin" buyruğu ile anlatılan husustur. "Midrâr", çok yağmur manasına olup, mübalağa ile ism-i fail siğasıdır. Cenab-ı Hak "Kuvvetinize kuvvet katıp artırsın" buyurmuştur. Müfessirler burada bahsedilen kuvveti, mal ve çocuk verme ve bedence kuvvetli kılma diye tefsir etmişlerdir. Çünkü bütün bunlar, sayesinde insanın güç-kuvvet bulduğu şeylerdir. Buna göre eğer, "sözün özü şudur: Hûd (aleyhisselâm), "Eğer Allah'a ibadet ederseniz, dünyevî hayırların kapılan size açılır" demiştir. Halbuki durum böyle değildir. Çünkü Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Belâlar öncelikle peygamberlere, sonra velilere, sonra (derece bakımından) onlara yakın onlanlara has kılınmış, verilmiştir" Tirmizi, Zühd 56 (4/8602); Buhari, Merda, 3 (7/3). buyurmuştur. O halde bu ikisinin arası nasıl bağdaştırılır? Hem sonra Kur'ân'ın taatlara teşvikteki örfü (metodu), hem dünyevi hem de uhrevî nayırların o taatlara dayandığını bildirme şeklinde cereyan eder. Fakat taatlara, kendisine birtakım dünyevî hayırların dayanmasıyla teşvik etmek Kur'ân'a yakışmayan, (tahrif edilmiş) Tevrat'ta bulunan bir metoddur" denilir ise, şöyle cevap veririz: "Ahiret mutluluklarına fazlaca teşvik yapılınca, dünyevî hayırlara kifayet miktarı :eşvik yapılmış olması uzak bir ihtimal değildir." Hak teâlâ'nın "Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin" ifâdesi, 'suç ve günahta ısrar ederek, benden, davet ettiğim ve teşvik ettiğim şeyden yüz çevirmeyin" manasındadır. Kavminin Hazret-i Hud'u Reddetmesi |
﴾ 52 ﴿