60

Vakta ki (azab) emrimiz geldi. Hûd'u ve beraberindeki mü'minleri, bizden bir rahmet olarak, selâmete erdirdik, onları ağır azaptan kurtardık. İşte Ad kavmi! Onlar, Rablerinin ayetlerini bilerek inkâr ettiler, peygamberlerine âsî oldular, inada her zorbanın emri ardınca gittiler. Onlar bu dünyada da, Kıyamet gününde de, la'nete uğradılar. Haberiniz olsun ki Ad kavmi, Rablerini inkâr ettiler. Haberiniz olsun ki Hûd'un kavmi olan Ad'e (rahmet-i ilahiyyeden) uzaklık verildi".

Bil ki Cenâb-ı Hak, "Vakta ki emrimiz geldi" buyurmuştur. Bu, "Azabımız geldiği zaman..." demek olup, o azap, onların başına gelen, kasıp kavurucu ve köklerini Kazıyan bir rüzgârdır. Allahü teâlâ bununla onlara yedi gece ve sekiz gündüz azab etmiştir. Bu rüzgâr onların burun deliklerinden girip, arkalarından çıkmış ve onları yeryüzüne yüzüstü baygın düşürmüştür. Böylece onlar, sanki yere devrilmiş uzun hurma kütükleri gibi olmuşlardır.

Eğer denirse ki: "Bu rüzgâr, onları helak etmede nasıl müessir olmuş?" Cevaben deriz ki: "Bunun, o rüzgârın çok sıcak, çok soğuk yahut da varlıktan yerden havaya kaldırıp, sonra geri çarpacak şekilde çok kuvvetli olmasından ötürü olması muhtemeldir. Hepsi olabilir."

Hazret-i Hûd (aleyhisselâm) ile Mü'minlerin Kurtarılması

Cenâb-ı Hakk'ın "Hûd'u ve beraberindeki mü'minleri, selâmete erdirdik (kurtardık)" buyruğuna gelince; bil ki: Belâların aynı anda hem mü'minlere, hem kâfirlere gelmesi caizdir. Bu durumda o bela, mü'minler için bir rahmet, kâfirler için bir azâb olmuş olur. Fakat peygamberlerini tekzib eden kavimlere inen azaba gelince; Allah'ın hikmeti mü'minleri bu azabtan kurtarmayı gerektirir. Eğer böyle olmasaydı, o zaman bu belânın, onların küfürlerine karşı bir azab (ceza) olduğu anlaşılmazdı. İşte bundan ötürü Cenâb-ı Hak, "Hûd'u ve beraberindeki mü'minleri kurtardık" buyurmuştur.

Ayetteki "Bizden bir rahmet olarak (kurtardık)" buyruğu ile ilgili şu izahlar yapılmıştır:

1) Allahü teâlâ, bu sözü ile, insanın, iman ve salih amelde gayret göstermiş olsa bile, ancak Allah'ın rahmeti ile kurtulabileceğini kasdetmiştir.

2) Buradaki "rahmeften maksad, Allah'ın hidayet ettiği ve muvaffak kıldığı iman ve sâlih ameldir.

3) Allah onlara o vakit merhamet etmiş ve cezada onları kâfirlerden ayırmıştır.

"Onları ağır azabtan kurtardık" buyruğuna gelince, bundan önceki "kurtarma"dan maksad, dünyadaki azabtan kurtarmadır.Bu ikinci kurtarma ile de, Kıyamet azabından kurtarma kastedilmiştir. Allahü teâlâ, Kıyamet azabını, onlar için ölümden sonra olacak bu azabın, içindeki (dünyadaki) azaba nisbetle daha ağır olduğuna dikkat çekmek için, "galiz (ağır) bir azab" diye nitelemiştir. O halde ayetteki, "Onları... kurtardık" buyurmaktan maksad, "Biz onların, bu ağır azaba müstehak olmadıklarına ve buna düşmemelerine hükmettik" manasıdır.

Bil ki Allahü teâlâ, Âd Kavmi'nin kıssasını anlatınca, Ümmet-i Muhammed'e hitab ederek, 'İşte Ad (kavmi)!" buyurmuştur. Bu, onların kabirlerine ve geride kalan izlerine bir işaret olup, Cenâb-ı Hak sanki, "Yeryüzünde gezip dolaşın, bütün bu (eski eserlere, antik kentlere) bakın da ibret alın" demek istemiştir.

Ad Kavmi'nin Başlıca Cürümleri

Allahü teâlâ daha sonra, onların sıfatlarını zikrederek, dünyadaki ve ahiretteki durumlarını ele almıştır. Onların sıfatları şu üç şeydir:

Birinci Sıfat: "Onlar, Rablerinin ayetlerini bilerek inkâr ettiler." Bu, "Onlar, mucizelerin o peygamberin doğruluğuna delâlet ettiğini inkâr ettiler" demektir. Şayet onların zındık (münkir) oldukları sabit ise mana: "Onlar, yaratıkların hikmet sahibi Yaratıcının varlığına delâlet edişini inkâr ettiler" olur.

İkinci Sıfat: "Onlar, O'nun peygamberlerine âsî oldular." Böyle denmesinin sebebi şudur: Onlar tek bir peygambere âsî olunca, bütün peygamberlere isyan etmiş, karşı çıkmış oldular. Nitekim şu ayet bu gerçeği ifade eder: "Onun peygamberlerinden hiç birini diğerlerinin arasından ayırmayız "(Bakara, 285). Denildi ki: Onlara, Hûd (aleyhisselâm)'den başka peygamber gönderilmemişti.

Üçüncü Sıfat: "Onlar, inadcı her zorbanın emri ardınca gittiler." Bu, "Sefiller, ayak takımı, "Bu (peygamber) de sizin gibi bir insandan başka birşey değil" deme hususunda (ve buna inanmada), reislerini taklid ediyorlardı. "Cebbar" (zorba)'dan maksad, yüksek tabakada olan ve inada, "Anîd, anûd ve mu'ânid, nizacı ve muarız" demektir.

Bil ki Allahü teâlâ onların bu sıfatlarını zikredince, bunun peşine hallerini de zınredip, "Onlar bu dünyada da, Kıyamet gününde lanete uğradılar", yani "Dünyada da âhirette de lanet onların arkadaşı, ayrılmaz tâbisi ve yandaşı kılındı" buyurmuştur. "Lanet", Allah'ın rahmetinden ve her türlü hayırdan uzaklaştırılmaktır.

Sonra Allahü teâlâ, onların başına bu nahoş hallerin gelmesindeki asıl sebebi beyan edip, "Haberiniz olsun ki Ad Kavmi, Rablerini inkâr ender" buyurmuştur. Denilmiştir ki: "Ayetteki lafzı ile manası kastedilmiştir. Şu halde burada bâ harf-i cerri mahzuftur." Yine buradaki "Küfr"ün, bite bile inkâr manasına olduğu söylenmiştir. Buna göre mana, "Haberiniz olsun ki Âd. Rablerini bile bile inkâr ettiler" şeklindedir." Yine denilmiştir ki: "Bu, muzâfın hazfedilmiş olduğu bir cümledir ve "Onlar, Rablerinin nimetine nankörlük ettiler" manasındadır. (Dolayısıyla "nimet" kelimesi mahzuftur).

Sonra Cenbâb-ı Hak, iyi "Haberiniz olsun ki Hûd'un kavmi olan Âd'e, rahmet-i ilâhiyyeden uzaklık verildi" buyurmuştur. Bu ifâde ile ilgili iki soru vardır:

Birinci Soru: Lanet, uzaklık manasındadır. Dolayısıyla Cenâb-ı Allah, "Onlar bu dünyada da, Kıyamet gününde de lanete uğradılar" buyurmuş olunca, "Haberiniz olsun ki (...) Ad'e uzaklık verildi" sözünün ne hikmeti var?

Cevap: Aynı hususu değişik iki ifâde ile tekrar etmek, son derece ileri bir te'kidi gösterir (onun önemine delâlet eder).

İki Ayrı Ad Kavmi'nin Bulunduğu

İkinci Soru: Ayetteki "Hûd'un kavmi olan tavsifinin ifade ettiği incelik nedir?

Cevap: İki "Âd" kavmi vardı. Birincisi daha önce olan idi ki, bunlar Hûd (aleyhisselâm)'un kavmi idiler. İkincisi ise, sütunlar (yüksek binalar) sahibi İrem halkı idi. Binâenaleyh Cenâb-ı Allah, karışıklığı önlemek için, bunu belirtti. İkinci bir husus da şudur: Birşeyi açıkça belirtmedeki mübalağa, son derece ileri te'kide delâlet eder.

Hazret-i Salih'in Semud Kavmini Dine Daveti

60 ﴿