14"Babalan dedi ki: "Onu götürmeniz muhakkak ki beni endişeye düşürür. Siz ondan gafil iken. onu kurdun yemesinden korkarım." Onlar da dediler ki: "Andolsun ki biz böyle kuvvetli bir cemaat iken, onu bir kurt yer ise, hiç şüphesiz hüsrana uğrayanlardan olmuş oluruz". Bil ki onlar, babalarından Hazret-i Yûsuf'u kendileri ile birlikte göndermesini isteyince, babaları şu iki mazereti ileri sürdü: a) Onların onu götürüp, kendisinden uzaklaşmaları onu üzer. Çünkü Hazret-i Yâkub, bir an bile Hazret-i Yûsuf'un ayrılığına dayanamazdı. b) Az ihtimam gösterecekleri için, onlar hayvanları otlatırken veya oynarken, onu unutabilecekleri için, bir kurdun gelip onu yemesinden endişe etmesi. Rivayet edildiğine göre, Hazret-i Yâkub, uykusunda bir kurdun Hazret-i Yûsuf'a doğru saldırdığını görmüş ve bundan dolayı böyle demiştir. Sanki böylece bu bahaneyi çocuklara kendisi öğretmiş olmaktadır. Arapların darb-ı mesellerinde "Belâ, söylenen söze bağlanmıştır" diye bir darb-ı mesel vardır. Yine onların topraklarında çok kurt bulunduğu da söylenmiştir. Bu kelime, aslı üzere hemze ile ve sükûn ile, (......) şeklinde okunmuştur. Bunun, rüzgâr her taraftan estiği zaman söylenen, deyiminden alındığı da söylenmiştir. Yâkub (aleyhisselâm), bu sözü söyleyince, onlar da, "Andolsun ki biz böyle kuvvetli bir cemaat iken, onu bir kurt yer ise, hiç şüphesiz hüsrana uğrayanlardan olmuş oluruz" diyerek cevap vermişlerdir. Bu deyimle ilgili birkaç soru vardır: Birinci Soru: Ayetteki (......) kelimesinde in edatının başındaki lâm'in faydası nedir? Buna iki şekilde cevap verilir: a) (......)in edatı, şartın bir neticeyi gerektirdiğini ifâde eder. Buna göre bu, "Eğer böyle bir şey olursa, biz hüsrana uğrayanlardan olmuş oluruz" demektir. Demek ki lâm, şartın bir cezayı (cevabı) gerektirmesini te'kîd etmek için gelmiştir. b) Keşşaf sahibi şöyle demiştir: "Bu lâm, takdiri, "Vallahi eğer onu bir kurt yerse..." şeklinde olan, mahzûf bir kasemin olduğunu gösterir. İkinci Soru: Ve nahnu kelimesinin başındaki vâv'ın manası nedir? Cevap: Onlar, bütün işlerin üstesinden gelebilen ve tehlikeleri altedebilen on kişi oldukları halde, babalarının, kurdun, onların arasından kardeşlerini çekip alması, yemesi hususundaki endişesi tahakkuk ederse, o zaman kendilerinin ziyana uğramış bir topluluk olacaklarına dair yemin etmişlerdir. Üçüncü Soru: Onların, "hiç şüphesiz hüsrana uğrayanlardan olmuş oluruz" tünden maksat nedir? Cevap: Buna birkaç bakımdan cevap verilebilir: a)Hâsirûn kelimesinin manası "zayıflık ve acziyyetten helak olmuş oluruz" sarandadır. Bunun bir benzeri de, (Mü'minûn, 34) Kör Buradaki (......) kelimesinin anlamı, "aciz kalmışlardan olursunuz" şeklindedir. b)Onlar, kendileri orada bulunduğu halde, kurt, kardeşlerini yediği zaman, ne hüsran ve helak olmakla beddua edilmeye; "Allah onları hüsrana uğratsın, onları!" denilmeye müstehak idiler" anlamındadır. c)Bunun manası şudur: "Muhakkak ki biz, kardeşimizi korumaya muktedir ırazsak, şüphesiz sürülerimiz de helak olur ve biz onları yitiririz." d)Onlar, babalarına hizmet hususunda kendilerini yormuşlar ve babalarının işlerini y-a hususunda bütün gayretlerini sarfetmişlerdi. Bütün bu yorgunluklara ise, sa- cuâ ve övgüye mazhar olmak için katlanmışlardı. İşte bundan dolayı onlar hizmetimizde bir kusur yaparsak, şüphesiz bütün bu işlerimiz boşa olur ve biz de, bizden sudur eden çeşitli hizmetlerimizi ziyan etmiş oluruz" Dördüncü Soru: Yakub (aleyhisselâm), iki mazeret ileri sürmüş, ama onlar, bunun birisine verirken, diğerine vermemişlerdir. Cevap: Kardeşlerinin Yusuf'a olan kin ve öfkeleri, birinci mazeretten, yani Yakub'un Yusuf'a olan şiddetli sevgisinden dolayı idi. İşte onlar, bu mananın zikredildiğini duyunca, ondan gafil göründüler. Yusuf'u Götürmeleri ve Kuyuya Atmaları |
﴾ 14 ﴿