15

"Nihayet vakta ki onu götürdüler, onu kuyunun dibine bırakmayı elbirlik kararlaştırdılar. Biz de kendisine: "Andolsun ki sen onlara, hiç farkında değillerken, bu işlerini haber vereceksin" diye vahyettik".

Bil ki, bu ayette iki yerde bir hazfin bulunması gerekmektedir:

a) Ayetin takdiri şöyledir: "Onlar, "Andolsun ki biz böyle kuvvetli bir cemaat iken, onu bir kurt yer ise, hiç şüphesiz hüsrana uğrayanlardan oluruz "dediler" (Yusuf. 14). Bunun üzerine de Yakub, Yusuf'a izin verdi ve onu, onlarla beraber gönderdi..." Daha sonra ise bu ifadeye, "Nihayet vakta ki onu götürdüler..." ayeti bitirmiştir.

b) Şüphe yok ki, "Nihayet vakta ki onu götürdüler ve onu, kuyunun dibine bırakmayı elbirlik kararlaştırdılar..." ifadesinin bir cevabının bulunması gerekir. Zira lemmâ edatının cevabı zikredilmemiştir. Bu cevap da, "Onu kuyuya bıraktılar" şeklindedir. Zikredilenin, kendisine delâlet etmesi şartıyla, cevabın hazfedilmesi Kur'ân-ı Kerim'de pek çoktur. İşte burada da böyledir

Süddî şöyle demiştir: "Yusuf (aleyhisselâm) kardeşleriyle birlikte yola çıkınca, onlar ona şiddetli bir düşmanlık gösterdiler. Derken, onlardan birisi Yusuf'u dövmeye başladı; o, ötekinden yardım isteyince, bu sefer o bırakıp bu onu dövmeye başladı. İçlerinde hiçbir merhametli kimse bulamıyordu. Onu, öldürünceye kadar dövdüler. Yusuf ise şöyle diyordu: "Ah Yakub, bir bilsen oğluna neler yapılıyor!.." Bunun üzerine Yahuda "Siz bana, onu öldürmeyeceğinize dair söz vermemiş miydiniz?" deyince, onu içine atmak üzere kuyuya götürdüler.

Yusuf kuyunun kenarına asılıp tutunmuş vaziyette iken gömleğini sırtından çıkardılar. Gayeleri ise, gömleğine kan bulaştırıp, bunu Yakub'a sunmaktı. Bunun üzerine Yusuf, "Üzerimi örtebilmem için, gömleğimi bana geri verin!" ivince onlar, "Sana arkadaş, enîs olmaları için, güneşe, aya ve onbir yıldıza sesten!..' dediler. Sonra da onu, kuyuya sarkıttılar; kuyunun yarısına vardığında, ölmesi için oradan aşağı bıraktılar. Kuyunun içinde ise, (bir miktar) su bulunuyordu. Yusuf oraya dftatfi, sonra da, (yine kuyunun dibinde bulunan) bir kayaya sığındı. Ağlayarak o klanın üzerine çıktı. Bunun üzerine yukardakiler ona seslendiler; Yusuf onların insafa ve merhamete geldiğini sanarak, onlara karşılık verdi. Bunun üzerine hemen onlar, onu taşla ezmek isteyince, Yehûda ayağa kalktı ve onlara mani oldu. Yahuda, Yusuf'a yemek getiriyordu..."

Rivayet edildiğine göre Yusuf (aleyhisselâm) kuyunun dibine atılınca, "Ey, gâib olmayan, herşeyden haberi olan! Ey, uzak olmayan, yakın olan! Ey, galebe edilemeyen, hep galib olan Allah'ım! Benim şu halimi genişlet ve bana bir çıkış yolu göster!.." diye yakarmıştır. Yine rivayet edildiğine göre, İbrahim (aleyhisselâm) de ateşe atıldığında elbiseleri çıkarılmıştı. Derken, Cebrail ona, cennet ipeğinden bir gömlek getirmiş ve onu gîydîrmişti. Sonra İbrahim bu gömleği İshâk'a, İshâk Yakub'a vermiş, Yakub da bu gömleği bir muskanın içine koyarak, onu Yusuf (aleyhisselâm)'un boynuna asmıştı. Sonra Cebrail gelmiş ve bunu oradan çıkararak, Yusuf'a giydirmişti.

Allah'ın Yusuf'a Vahyetmesi

Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Biz de kendisine, "Andolsun ki sen onlara, hiç farkında değillerken, bu işlerini haber vereceksin" diye vahyettik" buyurmuştur. Bu ifadeyle ilgili birkaç mesele ivdir:

Birinci Mesele

Buyruğu ile alâkalı iki görüş bulunmaktadır:

a) "Bundan maksat, vahiy, nübüvvet ve risâlettir." Bu, muhakkik alimlerden büyük bir cemaatin görüşüdür.

Bu görüşü benimseyenler, daha sonra, Yusuf (aleyhisselâm)'un o zaman bulûğa erip ermediği hususunda ihtilaf etmişlerdir... Bu cümleden olmak üzere bir kısmı, "O, o zaman bulûğa ermişti ve yaşı da, onyedi idi" derken, diğerleri de, onun o vakit henüz çocuk olduğunu, ancak ne var ki, İsa (aleyhisselâm) hakkında da söz konusu olduğu gibi aklını kemâle erdirip, vahyi ve nübüvveti almaya elverişli ve kabiliyetli hale getirdiğini söylemektedirler.

b) Buradaki vahiyden maksat, ilhamdır. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın, "Musa'nın anasına.... diye vahyettik (evheynâ)" (Kasas, 7) ve "Rabbin bal arısına (...) ... diye ilham etti (evhâ)" (Nahl, 68) ayetinde geçen vahy kelimesi gibidir.

Birinci görüş daha evlâdır; çünkü, vahyin zahirî manası budur.

İmdi şayet, "Yanında tebliğde bulunacağı bir kimse bulunmadığı halde, Cenâb-ı Hak onu, o vakitler nasıl peygamber kılmıştır?" denilirse, deriz ki: Onu vahiy ve tenzil te şereflendirip de çok daha sonra tebliğde bulunmasını emretmiş olması imkânsız değildir. Buna göre, daha önce vahyin inzal buyurulması ise, ona ünsiyyet vermek, gönlünü rahatlatmak, kalbindeki keder ve yalnızlık duygusunu yok etmek içindir.

İkinci Mesele

(......) buyruğu hakkında iki görüş bulunmaktadır:

a) Bu ifâdeden murad şudur: "Allahü teâlâ Yusuf (aleyhisselâm)'a, "Sen kardeşlerine, bu günden sonra, sana yaptıklarını bildireceksin. Onlar da o zaman, senin Yusuf olduğunu bilemeyecekler..." Bundan maksat ise, onun bu sıkıntıdan kurtulacağını, onlara bir gün galib geleceğini ve onların, onun kudreti ve hakimiyeti altına gireceklerini bildirmek suretiyle, Yusuf'un kalbini takviye etmektir.

Rivayet olunduğuna göre onlar, buğday taleb etmek için Yusuf'un yanına girdiklerinde, Yusuf onları tanımış, onlarsa Yusuf'u tanıyamamışlar, bunun üzerine Yusuf su tası getirterek onu, onun eli üzerine koydu; sonra taşa vurdu ve taş tınladı, ses çıkardı. Bunun üzerine Yusuf şöyle dedi: "Bu su kabı bana, sizin, baba bir erkek kardeşiniz olduğunu, adınm da Yusuf olduğunu, ama sizin onu kuyuya attığınızı, babanıza da, onu kurt yediğini söylediğinizi bildirmektedir!"

b) Bundan maksat şudur: "Biz Yusuf (aleyhisselâm)'a kuyuda, "Sen kardeşlerine bütün bu şeyleri bildireceksin" dîye vahyetmiştik. Onlar ise, Yusuf'a vahyedildiğini bilemeyecekler.

Yusuf'a vahiy inzal buyurulduğunun gizlenmesindeki fayda ise şudur: Şayet onlar bunu bilmiş olsalardı, hasetlen artar, böylece de onu öldürmeye yönelebilirlerdi...

Üçüncü Mesele

Biz, uhiç farkında değillerken" sözünü, birinci tefsire hamledersek, bu, Allahü teâlâ tarafından Yusuf (aleyhisselâm)'a, kendisini babasından gizlemesi ve başına gelen halleri ona bildirmeme hususunda bir emirdir. İşte bundan dolayı o, Allah'ın emrine muhalefet etmek korkusuyla, babasının kendisine olan düşmanlık ve iştiyakını bildiği halde, bu uzun müddet boyunca kendisini, babasından gizlemiş ve bu acıyı yudumlamaya katlanmıştır. Böylece Cenâb-ı Hak, o, Allah'a çokça rücû etsin, dünya ile alakası sona ersin, böylece de kullukta, ancak çok zor sıkıntılara katlanmakla kendisine ulaşılabilen yüce derecelere ulaşsın diye, Yakub (aleyhisselâm)'a bu çok zor keder ile bu büyük üzüntünün gelmesine hükmetmiştir. Allah en iyi bilendir.

Kardeşlerinin Eve Dönmeleri

15 ﴿