23

"Onun bulunduğu evdeki (kadın) onun nefsinden murad almak istedi, kapılan sımsıkı kapadı ve "sana söylüyorum, beri gel!" dedi. O ise, "Allah'a sığınırım, doğrusu o benim efendimdir. O, bana güzel bir mevkî vermiştir. Hakikat şudur ki zâlimler asla felah bulmaz" dedi".

Vezirin Karısının Yusuf'a Göz Koyması

Bil ki Yusuf (aleyhisselâm), son derece güzel ve yakışıklı idi. Binâenaleyh o kadın, onu görünce, ona karşı arzu duydu. Şöyle de denildi: "Onun kocası âciz, (şehvetten esilmiş) idi." Arapçada kadın ile erkekten her biri, diğeri ile cinsî münasebet etmeye niyetlenip buna yöneldiği zaman denilir.

O kadın "kapılan sımsıkı kapadı." Bunun sebebi şudur: Çünkü bu iş, gizli yerlerde yapılır. Bilhassa haram olur ve de çok büyük bir korku var ise! Ayetteki, ğalleka fiili, ağlaka (kapattı) manasındadır. Vahidi şöyle demiştir: "Bu tabirin aslı şuradan gelir: Bir şey bir başka şeye sarılır, içli dışlı olur, artık ondan ayrılmazsa, Araplar derler. Nitekim Arapça'da "Batılın içine kapandı kaldı;" "Gazabı içinde kapanıp kaldı" denilir. "Rehin, elinde kaldı" deyimi de bu manadadır (rehin veren, ödemekten aciz kalınca, malı mürtehinde kalır). Bu kelime, maşına elif getirilerek müteaddi kılınmıştır. Bu sebeple, kapıyı açılmaz hale getirmeye (kitlemeye) (......) denilir. Kur'ân-ı Kerim'de, teksiri (çokça kapamayı) ifade eden ğalleka sîğâsı kullanılmıştır. Çünkü o kadın, yedi kapıyı kitlemiş ve sonra Yusuf'u kendisine davet etmişti.

Heyte Kelimesinin Manası

Daha sonra Cenâb-ı Hak, kadının "O, "Sana söylüyorum, beri gel!' aediğini nakletmiş olup, bu ifâde ile ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Vahidî şöyle demiştir: "Bu, (yavaş-yavaş), (sus), (konuşma) gibi, bir isim fiil olup, bütün dilcilere göre, "Haydi gel!" demektir." Ahfeş, bu kelimenin hem hâ'nın hem de tâ'nın fethasıyla, heyte şeklinde kullanıldığını söylemiştir. Bunda tâ'nın kesresi ve zammesi de caizdir. Vahidi şöyle der: "Ebu'l-Fazl dedi ki: "İbn Tebrizî, Ebu Zeyd'in "Bu kelimenin aslı, İbranice "gel" manasında (......)'dir. Kur'ân onu Arapçalaştırmıştır" dediğini bana nakletti. Ferra da şöyle demiştir: "Bu, Havranlıların dili olup, Mekkelilerin diline girmiştir. Onlar da bu kelimeyi kullanır olmuşlardır."

İbnu'l-Enbarî: "Bu, tıpkı Arapça ile Rumca'nın kıstas kelimesinde; Arapça Farsça'nın "siccîl" kelimesinde; Arapça ile Türkçenin, "Gassâk" kelimesinde ve Arapça ile Habeşce'nin (......) tabirinde ittifak ettikleri gibi, Kureyşliler ile Harranlıların ittifak ettikleri bir kelimedir" demiştir.

İkinci Mesele

Nâfi ile İbn-i Zekvân'ın rivayetine göre İbn Âmir, hâ'nın kesresi ve tâ'nın fethası ile bunu, hiyte şeklinde; İbn Kesir, tıpkı haysu gibi, heytü şeklinde ve Hişam b. Ammar'ın rivayetine göre İbn Amir, hâ'nın kesresi, tâ'nın zammesi ile ve yâ'yı da hemzeye çevirerek, tıpkı (......) gibi, (......) şeklinde okumuşlardır ki bu sonuncusu, "senin için hazırlandım" manasına gelir. Diğer kıraat imamları da, hâ'nın ve tâ'nın fethası ile yâ'yı da sakin kılarak, heyte şeklinde okumuşlardır.

Yusuf'un, Kadının Teklifini Reddetmesi

Daha sonra Cenâb-ı Hak, o kadın bunu söyleyince, Hazret-i Yusuf'un "Allah'a sığınırım! Doğrusu o benim efendimdir. O, bana güzel bir mevki vermiştir" dediğini bildirmiştir. Yusuf (aleyhisselâm)'un "maazallah" sözü, "Bütünüyle Allah'a sığınırım!" takdirindedir. daki zamir, zamir-i sândır. deyimi de, "Rabbim, malikim ve efendim beni güzelce ağırladı, iyi bir mevki verdi. Nitekim sana, benim hakkımda: "Onu hoş tut, ona değer ver!" dememiş miydi?" Binaenaleyh akıllı olanın böylesi bir iyiliğe, öyle bir kötülükle karşılık vermesi yakışmaz. Çünkü, iyiliklere kötülükle karşılık veren zâlimler iflah olmaz" demektir.

Hazret-i Yusuf'un, "zalimler" sözü ile, "zina edenler" manasını kastettiği, çünkü zina edenlerin, zina etmek suretiyle kendilerine zulmetmiş oldukları söylenmiştir.

Yine o zinâkârların İşinin, birşeyi esas yerinin dışına koymayı gerektirdiği için, onların zâlim olmuş oldukları söylenmiştir. Burada şöyle birkaç soru sorulabilir:

Yusuf Köle Olmadığı Halde Niçin "Efendim" Tabirini Kullandı?

Birinci Soru: Hazret-i Yusuf aslında, hür idi, hiç kimsenin kölesi değildi. Binaenaleyh onun, "O benim rabbim, efendimdir" sözü, bir yalan olur. Yalan ise büyük günahtır.

Cevap: Yusuf (aleyhisselâm) bu sözünü zahire ve onların kendisinin onların kölesi olduğuna inanışlarına nazaran söylemiştir. Hem sonra Hazret-i Yusuf'u, o yetiştirip, ona çeşitli iyiliklerde bulunmuştu. Dolayısıyla "O, benim rabbim (terbiye edenim)dir" sözü ile, onun kendisine bakıp gözettiğini kastetmiştir ki, bu en güzel bir ta'rizdir. Çünkü o, bu sözü ile "Aziz"in kendisini terbiye edip büyütmesini kastettiği halde, sözün zahirine itibar edenler, bu sözü, "Aziz'in, onun efendisi olduğu" manasına hamlederler.

Yusuf'un Allah'a Sığınması, Kadere Delalet Eder

İkinci Soru: Yusuf (aleyhisselâm)'un, "Ma'âzallah" (Allah'a sığınırım)" sözü, bizim kaza ve kader ile ilgili görüşümüzün doğruluğuna delalet eder mi?

Cevap: Evet, bu apaçık bir şekilde delâlet eder. Çünkü onun, "Allah'a sığınırım" sözü, onun kendisini böylesi çirkin bir işten korumasını Allah'tan istediğini gösterir. Bu sığınma ise; kudret verme, muktedir kılma, akıl verme, vasıta verme, mazeret ve engelleri ortadan kaldırma ve lütuf fiilleri ihsan etme manalarında değildir. Çünkü bu hususta Allah'ın makdûru (kudreti dâhilinde) olan herşeyi, Hazret-i Yusuf'a yapmıştır. Binâenaleyh bu sığınma, ya zaten var olanı var etmesini istemektir, yahut da imkânsız olanı Allah'tan istemektir. İkisi de muhaldir. Böylece Hazret-i Yusuf'un, Allahü teâlâ'dan istediği sığınmanın, Allahü teâlâ'nın, itaat tarafına kesinkes götüren bir sebebi kendisi tçin yaratmasını ve kalbinde, günaha götürebilecek şeyleri gidermesini istemesinden başka bir manası yoktur ki, bizim ulaşmak istediğimiz netice de işte budur.

Bu sözden kastedilenin, bizim söylediğimiz mana olduğunun delili ise, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in gözü, Hazret-i Zeyneb (r anhâj'e iliştiğinde söylediği, "Ey kalbleri evirip çeviren Allah'ım, kalbimi dinin üzerine sabit şeklindeki sözüdür. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bununla, kalbte taata sevk eden sebebin takviyesini; masiyet sebebinin ise giderilmesini kastetmiştir. İşte Yûsuf'un sözünde de böyledir. Yine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) "Mü'min'in kalbi Rahman (Allah)'ın parmaklarından ikisi arasındadır' buyurmuştur. Bu hadisteki iki parmak ile, bir fiili yapma ve yapmama sebebi olan şeyler kastedilmiştir. İşte bu iki tür sebep de, Allah'ın var etmesi ile olur. Aksi halde, bu sebepler de, başka sebeplere dayanırdı ki, bu da teselsülü gerektirir. Binâenaleyh Hazret-i Yusuf'un "Allah'a sığınırım" sözünün, biz (ehl-i sünnetin) kader görüşüne delil olan en önemli delillerden olduğu sabit olur. Allah en iyi bilendir.

Yusuf'un Üç Cümlesi Arasındaki İrtibat

Üçüncü Soru: Yûsuf (aleyhisselâm), o kadının isteğine karşı, üç şekilde cevap vermiştir:

a) "Allah'a sığınırım" diyerek;

b) "O benim efendimdir, o bana güzel bir mevki vermiştir" diyerek;

c) "Hakikat şudur ki zâlimler asla felah bulmaz" diyerek. Binaenaleyh bu üç cevabm, birbirleriyle irtibatı nedir?

Cevap: Bu sıralama, son derece güzel ve yerindedir. Çünkü Allah'ın kullarına nimet ve lütufları çok olduğu için, Allah'ın emir ve mükellefiyetlerine boyun eğip, ontan kabul etmek, herşeyden önemlidir. Bundan dolayı, onun, "Allah'a sığınırım" ifadesi, Allah'ın haklarının, böylesi işlere manî olacağına bir işarettir.

Hem sonra insanların hukukunun da gözetilmesi farzdır. Binaenaleyh o adam, benim için lütutta bulunduğuna göre, onun lütuf ve iyiliğine, kötülükle karşılık vermek, çok çirkin bir davranış olur.

Ayrıca insanın kendi nefsini zarardan koruması da vâcibtir. Dolayısıyle (bu münasebetten tadılacak) lezzet, dünyada rezil ve rüsvaylığın, ahirette de, şiddetli bir azabın sebebi olacak çok kısa bir lezzettir. Azıcık olan bu lezzetin peşinden, son derece büyük zararlar geldiğine göre, akıl onun yapılmamasını ve ondan sakınılmasını gerektirir. İşte Hazret-i Yusuf (aleyhisselâm)'un "Hakikat şudur ki zâlimler asla felah bulmaz" sözü, buna işarettir. Dolayısıyla bu üç cevabın, en güzel bir tertib üzere sıralanmış olduğu sabit olmaktadır.

23 ﴿