29"İkisi de kapıya koştular. O (kadın) bunun gömleğini arkasından boylu boyunca yırttı. Kapınm yanında (kadının) efendisine rastgeldiler. (Kadın) dedi ki: "Zevcene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan, yahut acıklı bir azabtan başka ne olabilir!" (Yusuf): "O, kendisi benim nefsimden murad almak istedi" dedi. Kadının yakınlarından bir şâhid, şöyle şâhidlik etti: "Eğer onun gömleği önünden yırtılmış ise, kadın doğru söylüyor. O zaman o (Yûsuf), yalancılardandır. Yok eğer gömleği arkadan yırtıldıysa, (kadın) yalan söylüyordur. O takdirde O (Yusuf), doğru söyleyenlerdendir." Vakta ki (kadının efendisi, Yûsuf'un gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu gördü, o zaman dedi ki: "Şüphesiz ki bu, siz (kadınların) fendinizdendir. Doğrusu sizin fendiniz büyüktür. Yûsuf, sen bundan (bu meseleyi söylemekten) vazgeç. (Ey kadın), sen de günahına istiğfar et. Çünkü sen cidden günahkârlardan oldun". Bil Ki Allahü teâlâ, o kadının Hazret-i Yûsuf'a niyetini kurduğunu nakledince; bunun peşinden Yûsuf'u nasıl elde etmeye çalıştığını ve Yûsuf'un nasıl ondan kaçtığını naklederek, "İkisi de kapıya koştular" buyurmuştur. Bu ifâde ile, Hazret-i Yûsuf'un ondan kaçıp kapıdan çıkmaya çalıştığı; kadının da, onu kendisine çekmek için, peşinden koştuğu anlatılmıştır. Ayetteki bu fiilin masdarı olan, "İstibâk" birşeye herkesten önce ulaşmayı istemek demektir. Buna göre bu ifadenin manası, "Onlardan herbiri diğerinden daha önce kapıya ulaşmayı istediler. Kapıya önce Yusuf ulaşırsa, açıp kaçacaktı, kadın ulaşırsa, Yusuf'un çıkmaması için kapıyı tutacaktı" demektir. Binâenaleyh bu tabir "Her ikisi de kapıya koşuştular", "kapıya doğru koşuştular" demektir. Bu tıpkı, "Musa, kavmini yetmiş adam olarak seçti, " yani "kavminden yetmiş adam seçti" (A'raf, 155) ayetinde olduğu gibidir. Bil ki Hazret-i Yûsuf, kapıya doğru koşuyordu ve kapıdan çıkmak istiyordu. Kadın da, onun peşinden koşuyordu. Kadın, ancak onun gömleğinin arkasını tutabildi ve böylece o gömleği arkasından uzunlamasına yırttı. İşte tam o esnada, kocası geliverdi. İşte Hak teâlâ'nın "Kapının yanında, kadının efendisine rastgeldiler" ifâdesi ile bahsedilen budur. Bu ifade "O ikisi, kadının "Efendim" dediği kocası ile, tam kapıda karşılaştılar" demektir. Allahü teâlâ ayette, "İkisinin efendisi olana" buyurmayıp, kadının efendisine" buyurdu. Çünkü Yûsuf (aleyhisselâm), hakikatte (işin aslında) bu adamın kölesi değil idi. İşte o anda kadın töhmet altında kalmaktan korktu, önce davranıp, Hazret-i Yûsuf (aleyhisselâm)'a, o çirkin zina işini iftira etti ve "Zevcene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan, yahut acıklı bir azabtan başka ne olabilir!" dedi. Bu sözün manası açıktır. Bu ifâdede birkaç incelik bulunmaktadır: 1) Bundaki mâ edatı mâ-i nâfiye manasına olabilir. O zaman mana, "Onun cezası, ancak zindandır" şekiinde olur. Yine bu edatın istifhâmiye (soru için) olması da mümkündür. Buna göre mana. "Onun cezası, hapis olunmaktan başka nedir?" şeklinde olur. Bu senin, 'Evde Zeyd'den başka kim var?" sözün gibidir. 2) Kadının, Hazret-i Yûsuf'a olan şiddetli arzusu ve sevgisi, onu bu durumda iki inceliğe riayet etmeye sevketti. Çünkü o, önce zindanı zikretti, "acıklı azabı" sonra zikretti. Çünkü seven, sevdiğine acı vermek istemez. Yine o kadın Yusuf'a bu iki şeyden birisinin yapılması gerektiğini de (açıkça) söylemedi. Aksine, sevgilisini kötülük ve acı ile birlikte zikretmekten korunmak için, bunu genel bir ifâde ile anlattı. Bir de hafifleterek "hapsedilme"den sözetti. Hapis bir günlüğüne olabildiği gibi, daha az bir zaman için de olabilir. Çünkü devamlı zindana atılma manası, bu ibare ile anlatılmaz. Aksine, "Onun, zindana atılmışlardan kılınması gerekir" denilir. Baksana Firavun, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'yı tehdid ederken şöyle demiştir: "Andolsun, eğer benden başka bir tanrı edinirsen, seni muhakkak ve muhakkak zindana atılanlardan ederim" 3) O kadın, Yusuf (aleyhisselâm)'un, gençliğinin baharında, gücünün kemâlinde, şehvetinin en ileri olduğu bir çağda olmasına rağmen, kendisinden korunmayı, uzak durmayı stediğini müşahede edince, onun temizliği ve nezihliği hususundaki inanç ve güveni dana da büyüdü. Bundan dolayı, "Yusuf, bana kötülük yapmayı istedi" demekten utandı, ve bu yalan iftirayı ona açıktan yapma gücünü kendinde bulamadı. Ancak bu ta'riz yollu (dolaylı) üslûbla yetindi. Binâenaleyh bir kendinde bu yalan iftirayı atmaya güç bulamayan şu kadına, bir de, o çirkin günahtan yaklaşık dörtbin sene sonra, ona bu iftirada bulunan şu "Haşvilere" bak! 4) Hazret-i Yûsuf (aleyhisselâm), o kadını vurup iterek, kendisinden uzaklaşktırmak istedi. da, kadın açısından, kötülük yapma yerine geçen birşey olmuştu. Bundan dolayı onun, "Zevcene kötülük etmek isteyenin cezası" şeklindeki sözü, ta'riz yerine geçen bir sözdür. Belki kadın bu "kötülük" sözü ile, kalbinden, Hazret-i Yusuf'un kendisini men edişini ve defedişini kastetmiştir. İşin zahirinde ise, bundan anlaşılan "O, buna uygun olmayan birşey yapmak istedi" manasıdır. Bil ki kadın bu sözü söyleyip Hazret-i Yûsuf, (aleyhisselâm)'un namusuna teke sürünce, Hazret-i Yûsuf (aleyhisselâm), bu töhmeti giderme ihtiyacını hissetti ve "O, kendisi benim nefsimden murad almak istedi" dedi. Yûsuf (aleyhisselâm), İşin başında kadının sırrını ifşa etmedi. Ancak, kendisinden, kendi namusunun lekelenmesinden korkunca işi ortaya vurdu. Hazret-i Yusuf'un Dürüstlüğünün Delilleri Bil ki, pekçok alâmet, Hazret-i Yusuf (aleyhisselâm)'un doğru, sadık olduğuna delâlet etmektedir: 1) İşin zahirine göre, Yusuf (aleyhisselâm), onların kölesiydi. Kölenin, mevlâsına, bu dereceye varan bir sataşmada bulunması mümkün değildir. 2) Onlar, Yusuf (aleyhisselâm)'un, çıkmak için alabildiğine koşmuş olduğunu görüp müşahade etmişlerdir. Halbuki kadın peşinde olan bir kimse, kapıdan bu şekilde çıkmaz. 3) Onlar, kadının en mükemmel bir biçimde kendisini süslediğini görmüşlerdi. Yûsuf (aleyhisselâm)'a gelince, onun üzerinde ise, kendisinde süslemeye dair hiçbir alâmet bulunmamaktadır. Binâenaleyh, bu fitnenin kadına atfedilmesi daha uygun olur. 4) Onlar uzun müddet Yusuf (aleyhisselâm)'un hallerini kontrol altında bulundurmuşlar, ama onda, onun bu kötü fiile yönelmesine uygun düşecek bir hal görememişlerdir ki, bu da zannı kuvvetlendiren şeylerdendir. 5) Kadın, Yusuf (aleyhisselâm)'un zina talebinde bulunduğunu açıkça söyleyememiş, aksine bu hususta müphem ve kapalı bir söz söylemiştir, Yusuf (aleyhisselâm) ise, durumu, açıkça ortaya koymuştur. Binâenaleyh, şayet Yusuf (aleyhisselâm) töhmet altında tutulacak birisi olsaydı, bunu açık lafızlarla, açıkça belirlemezdi. Çünkü hainlik yapan, korkak olur. 6) Denildiğine göre kadının kocası âciz (cinsî güçten yoksun) idi. Şehvet peşinde gezme emareleri, kadın hakkında daha güçlüydü. Binâenaleyh bu fitnenin kadına atfedilmesi daha uygun olur. Bu fitnenin başlangıcının kadından olduğuna delâlet eden pekçok emareler bulununca Yusuf (aleyhisselâm)'un sadık, hanımının ise yalancı olduğunu bildiği için, kocası utandı, bekledi sataşmadı ve sükût etti. Daha sonra Cenab-ı Hak, bu bahsedilen delilleri kuvvetlendirecek olan ve onun böyle bir suçtan beri olduğuna delâlet edecek, günahkâr olanın kadın olduğunu gösterecek başka bir delili de Hazret-i Yusuf'a bildirmiştir ki o da, Cenâb-ı Hakk'ın, "Kadının yalanlarından bir şahit, şöyle şahitlik etti" buyruğudur. Ayette bahsedilen bu şahidin kim olduğu hususunda üç görüş bulunmaktadır: a) Bu, o kadının amcasının oğlu olup, hikmetli ve şahsiyetli bir kimseydi. O esnada melik ile birlikte, o kadının yanına girmek istiyorlardı. O şöyle demiştir: "Biz, kapının ötesinden gürültüyü ve gömleğin yırtılma sesini duyduk. Ancak ne var ki biz, onlardan hangisinin diğerinin önünde olduğunu anlayamadık. Binâenaleyh, eğer gömlek ön taraftan yırtılmışsa, kadın doğru söylüyor, adam ise yalancı. Yok, eğer gömlek arkadan yırtılmış ise, adam doğru söylüyor, sen ise, yalancısın." Bunun üzerine onlar gömleği kontrol edip onun arkadan boylu boyunca yırtıldığını gördüklerinde amcasının oğlu, "Çünkü sizin fendiniz büyüktür" yani, "Bu sizin işinizdir" dedi. Daha sonra da Yusuf'a, "Aldırma, bunu sakla"; kadına da, "Günahın için mağrifet taleb et" dedi. Bu, müfessirlerden büyük bir cemaatın görüşüdür. Beşikte Konuşan Beş Kişi b) Bu da, İbn Abbas (radıyallahü anh), Said İbn Cübeyr ve Dahhâk'dan rivayet edilmiştir. Buna göre ayette bahsedilen o şahit, Cenâb-ı Hakk'ın kendisini beşikte konuşturmuş olduğu bir çocuktu. Bu cümleden olarak İbn Abbas şöyle demiştir: "Beşikte dört küçük konuşmuştur. 1) Yusuf'un şahidi; 2) Firavunun kızı Maşite'nin oğlu; 3) Meryem oğlu İsâ ve 4) Rahib Cüreyc'in arkadaşı. Cübbaî şöyle demiştir: "Şu sebeplerden dolayı birinci görüş daha evlâdır: a) Şayet Allahü teâlâ o çocuğa bu sözü söyletmiş olsaydı, sadece onun buna şehâdette bulunması, o kadının yalancı olduğu hususunda yeterli ve kesin bir delil olmuş olurdu. Çünkü çocuğun konuşması kesin olan akti delillerdendir. Halbuki gömleğin önden veya arkadan parçalanmasıyla yapılan istidlal zannî ve zayıf bir istidlaldir. Kati ve kesin bir delil bulunmuyorken, o delilden zannî olan delile başvurmak caiz değildir. b) Cenâb-ı Hak, "Kadının yakınlarından bir şahit şöyle şahitlik etti" buyurmuş, kadın hakkında kabule şayan olsun diye, o kadının kadın tarafından olduğunu bildirmiştir. Çünkü kadının akrabalarından ve sülalesinden olanların zahirî durumu, kadına herhangi bir kötülük ve zarar vermeyi düşünmeyeceklerine delâlet eder. O halde o adamın, şahidin, kadının kendi yakınlarından olduğunun zikredilmesinin gayesi, o adamın şehâdetini güçlendirmektir. Bu tercihlere ancak, delâlet zannî olduğu zaman başvurulur. Binâenaleyh bu şehâdet, beşikte olan bir çocuk tarafından yapılmış olsaydı, onun şehâdeti kati bir hüccet olurdu ve o şahidin kadının tarafından olmasıyla olmaması arasında bir fark kalmaz, böylece de (ehlinden, yakınlarından) kaydının bir tesiri olmazdı. c) Örfe göre şahit, hadiseyi bilen ve onu ihata eden kimseye denilir. d) Bu şahit, gömlektir. Mücahid, "şahit gömleğin arkadan yırtılmış olmasıdır" demiştir ki, bu görüş son derece zayıftır. Zira gömlek bu şekilde nitelenemez ve, bir aileye mensup sayılamaz. Bil ki, birinci görüşte de bir problem bulunmaktadır. Çünkü, bahsedilen ipuçları, Hazret-i Yusuf'un, o günahtan berî olduğuna kesinkes delâlet etmez. Zira, adamın, zina etmek için o kadına yöneldiği, kadının ise ona kızdığı, bunun üzerine adamın kaçtığı, böylece de kadının o adamın peşinden koştuğu ve onu iyice dövmek için arkadan çektiği, işte böylece de kadın günahtan berî, adam da günahkâr, suçlu olduğu halde, onun gömleğinin arkadan yırtılmış olduğu ihtimal dahilindedir. Cevap: Biz, kadınm yalancı olduğunun emarelerinin yakın derecesine varacak bir biçimde çok olduğunu beyân etmiştik. Binâenaleyh ulemâ, kendilerine dayanılarak hüküm vermede istinad edilmesi için değil, tam aksine güçlendirici ve tercih ettirici sebepler olması bakımından, bunlara diğer ipuçlarını da ilâve etmişlerdir. Daha sonra Cenâb-ı Hak, hadiseyi anlatarak, "Vakta ki, gömleğinin... gördü" buyurmuştur. Bu ifadede bahsedilen o gören kimsenin kadının efendisi, kocası olması muhtemel olduğu gibi, şahid olması da muhtemeldir. İşte bundan dolayı ulemâ, bu hususta ihtilaf etmiştir. O, "Bu sizin fendinizdendir" dedi. Yani, "Senin, "Zevcene kötülük etmek isteyenin cezası başka ne olabilir?" şeklindeki sözün, sizin fendinizdendir. Zira sizin, hile ve tuzaklarınız çok büyüktür" demektir. Kadın Fendinin Özelliği Buna göre şayet "Allahü teâlâ, insanları, zayıf ve yetersiz olarak yaratmışken, daha nasıl kadının fendinin büyük olduğu söylenebilir? Yine, erkeklerin fendi de kadınlarınkinden fazladır" denilirse, şu şekilde cevap verebiliriz: İnsanların yaratılışı, melekler, gökler ve yıldızlarınkine nisbetle zayıftır, dayanıksızdır. Kadınların fendi, beşerin fendine nispetle daha büyüktür. Bu iki söz arasında bir terslik bulunulmaktadır. Hem, kadınların bu konuda, erkeklerde bulunmayan hile ve tuzakları vardır. Bir de, onların bu konudaki tuzakları, erkeklerin tuzaklarının sebebiyet veremeyeceği biçimde ar ve utanç doğurur. Bil ki, o topluluk tarafından Yusuf (aleyhisselâm)'un bu kötü fiilden uzak ve berî olduğu anlaşılınca, Cenâb-ı Hak bu hususu da o (Şahidden veya kocadan) naklederek, onun "Yusuf, sen bundan vazgeç" dediğini nakletmiştir. Bu cümleden olarak, bu sözün aziz tarafından söylendiği ileri sürüldüğü gibi, bunun o şahidin sözü olduğu da ileri sürülmüştür ki bu, "Bu hadiseyi anlatmaktan vazgeçip, böylece onun haberi yayılmamış, böylece de büyük bir utanç meydana gelmemiş olur" demektir. Bunu söyeleyen kimse, Yusuf'a, hadiseyi gizlemesini emrettiği gibi, kadına da, af talebinde bulunmayı emrederek, "Sen de günahına istiğfar et!" demiştir. Bu sözün zahirinden, onun bağışlanma talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple onun, kocası tarafından affedilmeyi istemiş olduğu muhtemel olmuş olur ki, bu durumda mağfiretin anlamı, affedip vazgeçmek olmuş olur. Böyle olması halinde akla ilk gelen, bu sözü söyleyenin, şahid olduğudur. Yine Allah'dan mağfiret taleb edilmiş olması da, ihtimal dahilindedir. Çünkü o toplum, bir yaratıcının varlığını kabul ediyordu; ancak onlar bununla beraber putlara da tapıyorlardı. Bunun delili, Yusuf (aleyhisselâm)'un "Darmadağınık birçok düzme Tanrılar mı hayırlıdır, yoksa her şeye gâlib, kahhâr olan bir tek Allah mı?" (Yusuf. 39) demiş olmasıdır. Böyle olması halinde, bu sözü söyleyenin kadının kocası olması da düşünülebilir. Onun, dul "Çünkü sen cidden günahkârlardan oldun "şeklindeki sözü, o kadının daha evvel de çokça hata işlediğini belirtmektedir ki, bu da daha işin şaşında kocasının, Yusuf'un değil de karısının suçlu olduğunu bildiğine delâlet eden şeylerden birisidir. Zira kocası, karısının bizzat, uygun olmayan şeylere yeltendiğini biliyordu. Ebu Bekr el-Esamm, "Bu, hiç şüphesiz ki kıskançlığı az olan bir kocadır ki, karısından sadece mağfiret talebinde bulunmayı istemekle yetinmiştir" demiştir. Keşşâf Sahibi de şöyle demiştir: "O, erkekleri kadınlara "tağlîb" ederek müzekker günahkârlardan" demiştir. Bununla, "sen hata edenler neslindensin, soyundansın. İşte bu pis damar, sana, o nesilden sirayet etmiştir" nanasının da murad edilmiş olduğu söylenebilir. Allah en iyi bilendir. |
﴾ 29 ﴿