34

"Yûsuf dedi ki: "Yâ Rabbi, zindan bana bunların davet ettikleri şeyi yapmaktan daha sevimlidir. Eğer sen bunların tuzaklarını benden döndürmezsen (belki) onlara meyleder ve câhillerden olurum." Rabbi de onun duasını kabul etti ve onların tuzaklarını kendisinden savdı. Çünkü o hakkıyla işiten ve herşeyi bilendir".

Bil ki o kadın, "Yemin ederim, eğer o kendisine emredeceğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve muhakkak zillete uğrayanlardan olacak" deyip, diğer Mısırlı kadınlar bu tehdidi duyunca, anlaşılıyor ki onlar da Yûsuf'a yüklenmiş ve "Onun emrine karşı diretmende bir fayda yok. Aksi halde hapse düşer, zillete uğrarsın" demişlerdir.

Yûsufun Maruz Kaldığı Vesveseler

İşte bu noktada Yûsuf (aleyhisselâm)'a çeşitli vesveseler gelmiştir:

1) Zeliha, son derece güzel.

2) Onun malı mülkü var. O, kendi isteğine uyması halinde, herşeyini kendisine vermeye kararlı.

3) Mısırlı kadınlar Yûsuf'u zorlamış ve herbiri onu bu hususta teşvik etmeye ve başka yollarla tehdid etmeye başlamışlardı. Kadınların bu konudaki hile ve tuzakları pek çetindir.

4) Yûsuf (aleyhisselâm), o kadının şerrinden korkuyor ve onun, kendisini öldüreceğinden endişe ediyordu. Böylece Yûsuf'da hem o kadının isteğine uyma arzusu, hem de ona muhalefet etmekten duyduğu endişe birlikte meydana çıkmıştı. Böylece Yûsuf (aleyhisselâm), bu çok ve kuvvetli sebeblerin (vesveselerin), kendisine tesir edeceği endişesine kapıldı.

Bil ki beşer kuvveti ve insan takati böylesi kuvvetli bir ismetin meydana gelmesine yetmez. İşte o esnada Hazret-i Yûsuf Rabbisine sığınarak, "Ya Rabbi, zindan bana bunların davet ettikleri şeyi yapmaktan daha sevimlidir" demiştir. Buradaki "Sicn" kelimesi, masdar olarak, fetha ile "Secn" (zindana atılmak) şeklinde de okunmuştur.

Sicn (Zindan) İle İlgili İzahat

Bu ifade ile ilgili iki soru vardır:

Birinci Soru: Hapsedilmek son derece kötü bir şey, kadınların, yapmasını istedikleri şey ise arzu edilen birşeydir. O halde, Yûsuf nasıl olmuş da, "Güç olan, benim için arzu edilenden daha iyidir" demiştir?

Cevap: O arzuyu ve lezzeti, büyük bir elem takib edecektir. O elem de, dünyada kötülenme, ahirette ise ilâhî cezaya dûçâr olmaktır. Hoşa gitmeyen zindanı tercih etmenin peşinden ise, büyük mutluluklar gelecektir. O mutluluk da, dünyada övülmek, ahirette de, devamlı olan mükâfaatı elde etmektir. İşte bundan dolayı O, "Zindan bana, bunların davet ettikleri şeyi yapmaktan daha sevimlidir" demiştir.

Ehven-i Şerrin Cevazı

İkinci Soru: Onların onu hapsetmeleri, tıpkı zinanın bir masiyet (günah) oluşu gibi bir masiyettir. Binâenaleyh hapsedilmek bir masiyet olduğu halde, Yûsuf (aleyhisselâm) nasıl "zindan bana daha sevimlidir" diyebilmiştir?

Cevap: Sözün takdiri şudur: "Bu iki şeyden, yani zina ile hapse düşmekten birisinin mutlaka olması gerektiğine göre, hapse düşmek bana daha uygundur. Her Diri şer olan iki şeyden birisini mutlaka yapmak gerekir ise, onlardan daha ehven (hafif, az şekli) olanını tercih etmek evlâdır."

Günahtan Koruyan Allah'dır

Daha sonra "Eğersen bunların Tuzaklarını benden döndürmezsen, (belki) onlara meyleder ve câhillerden olurum" demiştir. Ayetteki (......) ifadesi, "Onlara meylederim" manasındadır. Nitekim Arapçada, bir kimse oyuna eğlenceye yöneldiğinde (......) denilir. Alimlerimiz, insanın, Allah onu günahtan döndürmediği müddetçe, günahtan kendisini alamıyacağına bu ayeti delil getirerek şöyle demişlerdir: "Çünkü bu ayet, Allahü teâlâ'nın Hazret-i Yusuf'u o çirkin fiilden vazgeçirmediği takdirde, onun ona düşebileceğine delâlet ediyor. Bunu şöyle izah edebiliriz: Birşeyi yapmaya dâir olan sebep ve kudret ile, yapmamaya dâir olan sebeb ve kudret birbirlerine denk olurlar ise, o iş meydana gelemez. Çünkü fiil, bu iki taraftan birinin üstün gelmesi, diğer tarafın mağlub olması demektir. Halbuki her iki taraf birbirine denk olduğunda, bu acı şeyin meydana gelmesi, iki zıddı bir arada bulundurmak demek olur ki, bu muhaldir. Eğer iki taraftan birinde üstünlük meydana gelirse, onu üstün kılmak, kul tarafından değildir. Aksi halde teselsül gerekir. Tam aksine bu, Allah'dandır. O halde "sarf" (bir şeyden insanı vazgeçirme), o işi mercuh kılmak (yapılmaması tarafını ağır bastırma) demektir. Çünkü o iş, ne zaman "mercuh" olursa, onun meydana gelmesi imkansız olur. Meydana gelen, üstün olan taraftır. Binâenaleyh eğer o iş, "mercuh" ten, meydana gelecek olsa, "mercuhiyyet" var iken rüchâniyyet (üstünlük) (yapılma tarafı) tahakkuk etmiş olur ki, bu da iki zıddı birleştirmeyi gerektirir. Bu ise muhaldir. Böylece, bunun kulun kötü fiilden çevrilip alıkonulmasının ancak Allahü teâlâ tarafından olacağı sabit olur.

Bu sözü, bir başka açıdan şöyle de izah edebiliriz: Hazret-i Yusuf (aleyhisselâm)'da, o günahı işlemeye arzu uyandıracak bütün sebebler mevcuttu. Bu sebebler de, onun kadının malından ve makamından istifade etmesi, kendisinden ve yiyeceğinden yararlanmasıdır. Sonra onu bu işten vazgeçirecek kuvvette, nefret ettirici müteaddit sebebler meydana geldi. Durum her ne zaman böyle olursa, yapma tarafındaki sebebler gittikçe kuvvetlenir, yapmama tarafındaki sebebler de zayıflar. İşte tam o esnada, Hazret-i Yusuf (aleyhisselâm), Allahü teâlâ'dan kalbinde o günaha sevkedecek sebebleri yok eden ve bunlara zıd olan çeşitli sebebler yaratmasını istemiştir. Çünkü eğer bu karşı sebebler, kalbte tahakkuk etmeyecek olsa, o günaha düşmeye sevkedecek sebebler, karşı koyacak sebeblerden hâlî olmuş (meydanı boş bulmuş) olurlardı. Bu durum da fiilin mutlaka yapılması neticesini verirdi. İşte Yusuf (aleyhisselâm) "(Belki) onlara meyleder ve câhillerden olurum" ifâdesi ile, bunu kastetmiştir.

Yusuf'un Zindana Atılması

34 ﴿