15"Onlara, gökten bir kapı açsak da, oradan yukarı çıksalar (dahi), muhakkak ki, "Gözlerimiz döndürülmüştür. Belki de biz, büyülenmişler zümresiyiz" diyeceklerdir". Bil ki bu söz, Cenâb-ı Hakk'ın En'âm süresindeki, "Eğer sana kağıt içinde bir kitap göndermiş olsaydık da, kendileri de elleriyle onu tutmuş bulunsalardı, o inkarcılar yine behemahâl, "Bu apaçık bir büyüden başkası değildir" derlerdi" (Enam.7)ayetinde bahsedilen şeyin aynısıdır. Netice olarak diyebiliriz ki, müşrikler, Hazret-i Muhammed'in Allah katından gönderilmiş bir elçi olduğu hususunda onu, açıkça tasdik eden melekler indirmesini istediklerinde, Allah bu ayette, böyle olması halinde, o kâfirlerin, "Bu, ancak bir sihir nevi'ndendir" diyeceklerini, bu kâfirlerin de "Biz onları görüyor sanıyoruz ama, aslında biz onları görmüyoruz" diyeceklerini beyan buyurmuştur. Netice olarak diyebiliriz ki Allahü teâlâ, meleklerin indirilmesinde fayda olmadığı için, onları indirmemiştir. Bir Grubun Gördüğü Şey İnkâr Edilebilir mi? İmdi eğer, "Büyük bir cemaatin, güpegündüz sağlam ve sağlıklı bir göz ile, müşahede ettikleri şeyin varlığı hususunda şüphe etmeleri nasıl caiz olabilir? Şayet bu hususta şüphe edilebilseydi, o zaman safsata, (hiçbir şeyin hakikatte olmaması) gerekirdi ki, bu durumda da hisse, maddeye ve müşahadeye itimât diye bir şey kalmazdı" denilirse, Kâdî buna şu şekilde cevap vermiştir: "Allahü teâlâ onları, gördükleri şeyde şüphe etmekle vasfetmemiş, aksine onları bu sözü söylemekle vasfetmiştir. Halbuki insanın, inâd ederek ve işi yokuşa sürerek yalana yeltenmesi caizdir." Sonra Kadi, kendi kendine bir soru sorarak, "Büyük bir kalabalığın, elle tutulur, gözle görülür şeyler hususunda şüpheler izhâr etmeleri doğru mudur?" demiş ve bu soruyu yine kendisi, "Bu, onları, bir delili savuşturmak veya hasmı yenmek için bir araya gelmek gibi muteber ve gerçek bir gaye ile bir araya toplayıp birleştirdiğinde doğru olabilir. Hem bu söz Hazret-i Peygamberden melek ndirmesini isteyen muayyen bir toplumdan sâdır olmuş olan bir sözdür. Böyle bir stek, ancak o kavmin liderleri tarafından öne sürülür ki, liderlerin sayısı azdır. Az kimseler de, inatlaşmak ve işi yokuşa sürmek gibi olan şeylere yönelebilir. Kâfirlerin Mucizeyi Sihir Saymaları Cenâb-ı Hakk'ın, "oradan yukarı çıksalar (dahi)" buyurmuştur. Arapça'da bir kimse bir işi gündüzün yaptığında, "Falanca gündüzünü şöyle yaparak geçirdi" denilir. Araplar, ancak gündüzün yapılan her iş hakkında tabirini kullanırlar. Bu tıpkı onların, ancak gece yapılan işler hakkında (......) demeleri gibidir. Bunun masdarı, (......)dir. Cenâb-ı Hak, (......), buyurmuştur. Arapça'da yani urûc, yükselmek" denilir. Kişinin üzerine basarak yukarıya çıkmış olduğu merdivene denilmesi bundandır. Müfessirlerin, bu ayetle ilgili şu iki açıklaması : Sunmaktadır: 1) Cenâb-ı Hakk'ın, "oradan yukarı çıksalar (dahi)" ifâdesi, müşriklerin sıfatlarındandır. İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir: "Şayet o müşrikler, merdivenler üzerinde yükselip Allah'ın melekûtuna, kudretine, saltanatına ve Allah'a olan haşyetlerinden dolayı tirtir titreyen o meleklerin ibâdetlerini müşahade etselerdi, onlar Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in ayın yarılması, cin ve insanların bir benzerini getiremiyeceği : Peygambere has Kur'an gibi bir mucizeyi inkâr etmeleri gibi, o görmeleri hususunda şüpheye düşer, küfür ve cehaletlerinde ısrarlarını sürdürürlerdi. 2) Bu yükselme, meleklere aittir. Buna göre mana, "Allahü teâlâ şayet o kâfirleri, semânın, meleklerin inip çıktığı, açılmış kapılarını görebilecekleri bir durumda var eşeydi, o zaman bunu, yine olduğunun tersine çevirir ve: "Büyücüler bizi büyülediler ve Dizi, asla hakikatleri bulunmayan o batıl şeyleri müşahede eder bir biçime soktular" derlerdi. Cenâb-ı Hak "Gözlerimiz döndürülmüştür" diyeceklerdir" buyurmuştur. Bununla ilgili iki mesele bulunmaktadır: İbn Kesir, şeddesiz olarak, sukiret şeklinde okurken, diğer kıraat imamları, kafin şeddesiyle sukkiret şeklinde okumuşlardır. Vahidî şöyle der: (......)'nin anlamı, Büyü ile gözlerimiz perdelendi ve engellendi, kapandı" şeklindedir. Bu dilcilerin görüşüdür. Onlar şöyle demişlerdir: Bunun aslı, su fışkırmasın diye yarığı ve çatlağı tıkamak manasına gelen "es-sekru" kelimesinden gelmektedir. Böylece sanki o gözler, tıpkı, şeddin suyun akışına mani olması gibi, bakıştan men edilmiş olurlar. Bu fiili, şeddeli okumak ise, aynı mananın daha fazlasını iktizâ etmektedir." Ebû Amr İbn el-Alâ ise, şöyle demektedir: "Bu kelime, içkinin vermiş olduğu sarhoşluğu ifâde eden es-sekru kelimesinden alınmıştır. Yani, "O gözler tıpkı, sarhoş bir adamın başına gelen durum gibi, aklının karışması gibi, kızmış ve o kızgınlık sebebiyle de onların görmesi ve bakışı bozulmuş" demektir. Şeddesiz okuyuşun manası bu olduğuna göre, şeddelisi ile bu işin tekrar tekrar meydana geldiği kastedilmiştir." Ebu Ubeyde de şöyle demiştir: ifâdesi, "gözlerimiz kapandı, perdelendi; binâenaleyh onların durması ve vazife yapamaz hale gelmesi gerekir" demektir. Bu görüşe göre bu kelimenin aslı, "sükûn" manasına varıp dayanmış olur. Nitekim, Arapça'da rüzgâr dindiğinde denilir. Yine, sıcaklık sona erdiğinde, sükûne erdiğinde denilir. Rüzgârın esmediği gece manasında denilir. Nitekim şair Evs de şöyle demiştir: "Uykusuz geçirdiğim bir gece yüzünden, gözlerim kızardı, bakamaz oldum!. Bir gece ki, ne sakin idi ne de pırıl pırıl." Yine, şaşıp bakamaz hale geldiğinde, "sekeret aynuhû sekren" (Gözü şaşırdı, bakamaz hale geldi) denilir. Buna göre ifâdesinin manası, "Gözlerimiz bakamaz hale geldi" şeklinde olur. Bu görüş Zeccâc'ın tercih ettiği görüştür. Ebu Ali el-Farisi ise şöyle demiştir: Bu tabirin manası, "O gözlerimizin nuru nüfuz etmez ve eşyayı nasıl iseler öylece algılayamaz hale geldiler" şeklindedir. Buna göre ayetteki "sekr" kelimesinin manası, "Bir şeyi, devamlı olan adet ve alışkanlığından çıkarıp, düzenini bozmak olur. Suyu, eski akmış olduğu arkdan çevirmek manasına gelen"Teskîru'l-mâ'i"deyimi de bu anlamdadır. İçkideki sarhoşluk, yani "sekr" de, kişinin uyanık iken, içmeden önceki zihnî keskinliğinin sona erip onun düşünce ve zihninin, içmeden önceki gibi nüfuz sahibi olmaması demektir. ifadesiyle ilgili olan bu dört görüş gerçekte mana cihetiyle birbirine yakındırlar. Allah en iyisini bilendir. Cübbai şöyle der: "Sihirbazların, insanların gözlerini büyüteyebileceklerini, böylece de onların, insanlara, bir şeyi olduğundan başka bir biçimde gösterebileceklerini caiz görenlerin, nebî ve peygamberlere olan imanları sadık, doğru olmaz. Bu böyledir, zira onlar bunu tecviz ettiğinde, bu durumda belki de, Muhammed ibn Abdullah diye gördüğü bu kimse, o Muhammed değil, aksine şeytan; müşahede ettiğimiz o mucizelerin de aslında hakikatları yoktur; aslında bunlar, o sihirbazların bâtıl fikirleri nev'inden şeyler olmuş olur. Bu kapı açıldığında da, her şey bâtıl olur." Allah, en iyi bilendir. |
﴾ 15 ﴿