35

"Hani bir zaman Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, suretlenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım. Onun yaratılışını bitirdiğim, ona ruhumdan üflediğim zaman, derhal onun için secdeye kapanın." Bunun üzerine meleklerin hepsi, toptan secde etti. Ancak iblis, bu secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı. (Cenab-ı Hak:) "Ey iblis, sen niçin secde edenlerle beraber olmadın?" dedi. (iblis), "Ben, kuru bir çamurdan, suretlenmiş bir balçıktan yarattığın bir beşere secde edeyim diye var olmadım" dedi. (Allahü teâlâ) şöyle buyurdu: "O halde, çık buradan! Çünkü sen, artık kovuldun. Hiç şüphesiz dîn gününe kadar lanet, senin tependedir".

Bil ki Allahü teâlâ, ilk insanın yaratılışını zikredip, bunu zikretmek suretiyle de, muhtar ve kadir ilâhın (kendisinin) varlığına istidlalde bulununca, bundan sonra o insanın kıssasını (serüvenini) anlatmıştır. Bu da şöyledir: Allahü teâlâ, meleklere Hazret-i Âdem'e secde etmelerini emretmiş ve onlar bu emre itaat etmişlerdi. Fakat iblis, bundan kaçınmış ve inâd edip secde etmemiştir. Bu ayetlerle ilgili birkaç mesele vardır:

Beşer Kelimesinin Manası

Bu Hazret-i Âdem (aleyhisselâm)'in bir beşer oluşunun izahı hakkındadır. Bundan murad, onun, kendisine dokunulan ve kendisi ile yüz yüze gelinilebilen kesif bir cisim olmasıdır. Melekler ve cinlerin cisimleri ise, beşerin cisminden ve maddesinden daha fâtif ve şeffaf olduğu için, onlara dokunulamaz. Her canlının dış cildine de "beşere" denilir. Hazret-i Âdem (aleyhisselâm)'in kuru bir çamurdan suretlenmiş bir balçık oluşu ile ilgili açıklama daha önce geçmişti.

Ayetteki, "Onun yaratılışını bitirdiğim zaman" ifâdesi ile ilgili iki görüş vardır:

1) Bu, "Onun şeklini, insan suretinde ve beşer hilkatinde (yaratılışında) yapıp, düzelttiğim zaman" demektir.

2) Bu, "Onun bedeninin cüzlerini, yaratılışının tam, mutedil ve düzgün olması, unsurlarının da tam tenasüb ve uyum içinde bulunması ile düzelttiğim, düzenlediğim zaman" demektir. Nitekim Cenâb-ı Hak, gerçekten, "Biz insanı, birbiriyle karışık bir damla sudan yarattık" (insan, 2) buyurmuştur.

Âdem'e Ruh Üflenmesi

Ayetteki "ve ona ruhumdan üflediğim zaman " tabiri ile ilgili birkaç bahis vardır:

1) Nefh yani üfleme, havayı, bir cismin boşluğuna kaydırmak, akıtmaktır. Bu lafzın zahiri, bize, ruhun hava ve rüzgâr gibi birşey olduğunu ihsas ettirir. Yoksa burada onun üflendiğini söylemek doğru olmazdı. Fakat ruhun hakikatine dâir tam izah, ayetinin tefsirinde gelecektir.

2) Burada Cenâb-ı Hak, onu şereflendirmek ve kıymetini göstermek için, Hazret-i Âdem'in ruhunu "ruhumdan" diyerek zat-ı ilâhiyesine nisbet etmiştir.

Meleklere Secde Emredilmesi

Ayetteki "Derhal onun için secdeye kapanın" emri ile ilgili olarak da birkaç bahis vardır:

1) Bu secde, aslında Hazret-i Âdem içindir, ya da Âdem (aleyhisselâm), bu secdenin kıblesi idi. Bu konu da Bakara sûresinde geçmişti.

2) Burada Âdem (aleyhisselâm)'e secde etmeleri emredilenler, gök meleklerinin tamamı, yahut bir kısmı, yahut da yeryüzü melekleridir. Alimlerden bazıları, "Meleklerin büyükleri, Âdem (aleyhisselâm)'e secde etmekle emrolunmuşlardı" denilmesini caiz görmemektedirler. Bunun delili, A'râf sûresinin sonunda meleklerden bahsederken söylediği "Şüphe yok ki Rabbin'in katındakiler O'na kulluk etmekten asîâ kibirlenmezler, O'nu tesbih eder ve yalnız O'na secde ederler "(A'râf 206) ayetidir. Buradaki "Yalnız O'na secde ederler" ifâdesi hasr manasını anlatır ve bu onların yalnız Allah'a secde ettiklerine delâlet eder. Dolayısı ile onların, Âdem (aleyhisselâm)'e yahut Allah'dan başkasına secde etmelerine aykırıdır. Bu hususta söylenebilecek son söz şudur: Cenâb-ı Allah'ın, "Derhal onun için secdeye kapanın" ayeti, umûmî bir tabirdir. Fakat hâs olan ifâde, umûmî olandan önce nazar-ı itibara alınır.

3) Ayetin zahiri Hak teâlâ'nın, Hazret-i Adem'e ruhundan üfürdüğü için, meleklerin ona secde etmeleri gerektiğine delâlet etmektedir. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın, "Onun yaratılışını bitirdiğim" "Ona ruhumdan üflediğim zaman" ve "Derhal onun için secdeye kapanın" cümleleri, fâ-i takıbiyye ile birbirine bağlanmıştır. Bu edat ise, bu üç işin "terâhisine" manidir (yani bunlar hemen, peş peşe olmuşlardır).

Cenâb-ı Hakk'ın "Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde etti" beyanına gelince, Halil ve Sibeveyh "hepsi" ve "toptan" kelimelerinin, ard arda gelen iki te'kid olduğunu söylemişlerdir. Müberred'e bu ayet sorulunca o, şöyle demiştir: "Eğer Allahü teâlâ burada, melekter secde etti" demiş olsaydı, bundan, onların bir kısmının secde etmiş oldukları manası çıkarılabilirdi. Ama küllühüm buyurunca, bu ihtimal ortadan kalkmış ve onların hepsinin secde ettikleri anlaşılmıştı.

Sonra geriye şöyle bir başka ihtimal kalmıştır: "O melekler hep birden, aynı anda mı secde ettiler, yoksa başka başka zamanlarda mı secde ettiler? İşte Cenâb-ı Hak, "toptan" buyurunca, hepsinin birlikte, aynı anda secde ettikleri anlaşılmıştır." Zeccâc, Müberred'in bu görüşünü nakletmiş ve, "Halil ile Sibeveyh'ingörüşü daha güzeldir. Çünkü "ecmâ'ün" (toptan) kelimesi, mârife bir kelime olup "hal" olamaz" demiştir.

İblis Meleklerden miydi?

Ayetteki "Ancak iblis (müstesna)" ifâdesine gelince, âlimler İblis'in de Âdem'e secde etmekle emrolunduğu hususunda ittifak etmişler, ama onun meleklerden olup olmadığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu mesele, Bakara sûresinde detaylıca geçmişti.

Ayetteki "O, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı" ifâdesi, bir müste'nef cümledir ve takdiri şöyledir: Sanki birisi, "O secde etti mi?" diye sormuş da bunun üzerine, "Hayır, bundan kaçındı ve secde etmeye karşı büyüklük tasladı" denilmiştir.

"Allah'ın İblis'e Hitabı" Meselesi

Cenâb-ı Hak, "(Allah), "Ey iblis, sen niçin secde edenlerle beraber olmadm?" dedi" buyurmuştur. Bil ki âlimler, "Ey iblis" hitabı ile, "Allah ona "Ey iblis" dedi" manası kastedildiği hususunda icmâ etmişlerdir. Bu, Allahü teâlâ'nın iblis ile konuşmuş olmasını gerektirir. İşte bundan ötürü bazı kelamcılar şöyle demişlerdir: "Allahü teâlâ bu hitabı (sözü), iblise, bazı elçilerinin lisanı (dili) ile ulaştırdı." Fakat bu görüş zayıftır. Çünkü iblis cevap olarak, "Ben kuru bir çamurdan... yarattığın beşere secde edeyim diye var olmadım" demiştir ki, buradaki "yarattığın" ifâdesi, gaibe söylenecek bir söz değil, karşıda hazır bulunan birisine yapılan bir hitabtır. Sözün zahiri, Allahü teâlâ'nın iblis ile, iblis'in de Allahü teâlâ ile vasıtasız olarak konuşmuş olduğunu göstermektedir. Allahü teâlâ'nın vasıtasız olarak konuşması, makamların en büyüğü ve mertebelerin en yücesi olduğu halde, bu nasıl düşünülebilir, yine böyle bir şeyin kâfirlerin başı ve reisi olan İblis için olması nasıl söz konusu olabilir?" denilirse, buna şöyle cevap verilebilir: "Allahü teâlâ'nın konuşması, eğer teşrif ve ikram üslûbunda olursa, ancak o durumda konuşulan için yüce bir mertebe olur. Ama bu, tahkîr ve zelil kılma üslubunda olursa hayır."

İblis'in Diretmesi

Ayetteki "Ben, kuru bir çamurdan, sûretlenmiş bir balçıktan yarattığın bir beşere secde edeyim diye var olmadım" sözü ile ilgili iki bahis vardır:

Birinci Bahis: Kelamın başındaki lâm, olumsuzluğu te'kid içindir ve manası, "Benim bir beşere secde etmem doğru olmaz" şeklindedir.

İblis'in Kıyası

İkinci Bahis: Bu sözün manası şudur: "Âdem'in beşer oluşunun, kesif (katı) bir cisim olduğunu gösterir. Halbuki iblis, ruhanî ve latif bir varlıktır. O halde, şu anda bile, bu bakımdan ikisi arasında fark vardır." Buna göre sanki şeytan, "Beşer, kesif bir varlıktır ve derisi (beşeresi) vardır. Ben ise rûhânî ve latif bir varlığım. Kesif ve maddi olan, rûhânî ve latif olanlardan daha düşüktürler. Daha düşük olana, daha yüce olan nasıl secde edebilir? Hem sonra Âdem, kuru bir çamurdan, suretlenmiş bir balçıktan yaratılmıştır. Bu asıl madde ise, son derece değersizdir. İbtis'in asıl maddesi ise ateştir. Ateş ise, dört asıl elementin en kıymetlisidir. İblis'in aslı, Âdem'in aslından daha kıymetlidir. Binâenaleyh İblis'in Âdem'den daha kıymetli ve şerefli olması gerekir. Şerefliye daha aşağı durumda olana secde etmesini emretmek çirkin olur. Binâenaleyh birinci söz, beşerî veya ruhanî olmak bakımından söz konusu olan farka -ki bu şu anda da mevcuttur-; ikinci söz ise, meydana geldikleri asıl maddeler bakımından bulunan farka işarettir. İblis'in şüphesinin tamamı bundan ibarettir.

Hak teâlâ'nın, "(Allah şöyle buyurdu): "O halde çık buradan! Çünkü sen artık kovuldun" ifâdesi, İblis'in ileri sürdüğü bu şüpheye açık bir cevap olmayıp, dolaylı bir cevaptır. Bunun böyle oluşu şöyle izah edilir: "Cenâb-ı Hakk'ın söylediği nass (kesin söz)dür. İblis'in söylediği şey ise, bir kıyastır. Kim nassa, bir kıyas ile muâraza eder (karşılık verirse), racîm ve merun (koğulmuş ve lanetlenmiş) olur. Bu hususta geniş izahı, A'râf sûresinde verdik.

Hak teâlâ'nın, "çık buradan" emri ile, "Adn cennetinden çık"; yahut "göklerden" yahut da "meleklerin içinden çık" gibi manaların kastedildiği söylenmiştir. Bu sözün geniş izahı, "racîm" lafzının izahı ile birlikte A'râf sûresinde geçmişti.

Şeytana Lanetin Kıyamete Kadar Olması .

Cenâb-ı Hak "Hiç şüphesiz din gününe kadar lanet senin tependedir" buyurmuştur. İbn Abbas (radıyallahü anh), ayetteki "din günü" tabiri ile, Kıyamet gününün kastedildiğini, çünkü kullara, o gün yaptıklarının karşılıkları verileceğini ve bunun "Mâliki yevmi'd-dîn" (Fatiha, 3) ayetinin manası gibi olduğunu söylemiştir. Buna göre eğer, (ilâ) edatı, mesafenin sonunu gösterir. Binâenaleyh ayet, bu lanetin Kıyamete kadar olacağını ve Kıyamet kopunca sona ereceği hissini verir?" denilirse, âlimler buna birkaç şekilde cevap verirler:

1) Bu ifâde ile, o lanetin devamlı olacağı manası kastedilmiştir. Burada Kıyametin zikredilmesi, insanların onu en son mesafe kabul etmelerinden ötürüdür. Bu, ebedilik manasım ifâde etmek bakımından, tıpkı insanların bu manada, "Gökler ve yer devam ettiği müddetçe" demeleri gibidir.

2) Bu, "sen, din gününe kadar, azab edilme söz konusu olmaksızın, göklerde ve yerde herkes tarafından kınanan ve lanetlenen kimse olacaksın. Ama o gün geldiğinde, laneti unutturan bir azabla azablanacaksın. Binâenaleyh o zaman lanet, bu azabın şiddetinden dolayı, sanki kaybolmuş ve gitmiş gibi olur" demektir.

35 ﴿