44"Benim kullarımın üzerinde, senin hiçbir nüfuzun yoktur. Azıp sapanlardan sana tâbi olanlar müstesna.. Seksiz şüphesiz, onların topuna vaadolunan yer, cehennemdir. Onun yedi kapısı, onlardan her kapının da ayrılmış birer payı bulunmaktadır". Bil ki İblis, "yemin olsun ki ben de yeryüzünde, onların masiyetlerini mutlaka onlara süslü göstereceğim. Onların hepsini mutlaka azdıracağım. Ancak onlardan, muhlis kulların müstesna" (Hicr, 39-40) deyince, bu söz, o İblis'in, Allah'ın ihlaslı olan kulları üzerinde de bir sultası olduğu zannını uyandırmıştır. Bunun üzerine Allahü teâlâ bu ayette, ister ihlaslı, isterse ihlassız olsunlar, onun Allah'ın herhangi bir kulu üzerinde bir sultasının bulunmadığını, aksine o kullardan, İblis'e sadece kendi irâde ve ihtiyariyle tabi olanların tâbi olacaklarını, ancak ne var ki, bu tâbi olmanın da İblis'in tâbi olmaya zorlaması ve icbâriyle olmadığını beyan etmiştir. Netice olarak diyebiliriz ki: İblis, kendisinin, Allah'ın kullarından bazısı üzerinde bir sultası olduğu zannını vermeye çalışmış, Allahü teâlâ ise, onun bu hususta yalan söylediğini, kullarından, hiçbiri üzerinde asla bir sultası ve hükümranlığı olmadığını beyan buyurmuştur. Bunun bir benzeri de, Hak teâlâ'nın, İblis'in söylediğini naklettiği, "zaten benim sizin üzerinizde hiç bir hükmüm ve nüfuzum da yoktu. Yalnız ben sizi çağırdım, siz de bana hemen icabet ettiniz" (ibrahim, 22) ifadesidir. Cenâb-ı Hak, bir başka ayetinde de, "Hakikat şudur ki iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde o (şeytanın) hiçbir hâkimiyeti yoktur. Onun gücü ancak, onu yâr edinmekte olanlara ve onu kendisine (Allah'a) eş koşanlaradır" (Nahl, 99-100) buyurmuştur. Cübbâi şöyle demektedir: "Bu ayet, avamın dediği gibi, şeytanların ve cinlerin, insanları çarpıp akıllarını alabildikleri şeklindeki inancın yanlış olduğuna delâlet eder. Onlar bu İşi çoğu kez, büyücülere İsnat ederler Ama bu, Allah'ın hakkında nass gönderdiği şeyin hilâfinadır." Ayetle İlgili bir başka görüş de şudur: İblis, "Ancak onlardan muhlis kulların müstesna" (Hicr. 40) deyip, kendisinin muhlis insanları azdıramayacağım belirtince, Cenâb-ı Hak onun bu sözünü doğrulayarak, "Benim kullarımın üzerinde, senin hiçbir nüfuzun yoktur. Ancak azıp sapanlardan sana tâbî olanlar müstesna " buyurmuştur. İşte bundan ötürü Kelbî, bu son ifadede bahsedilen "kutlardın, İblis'in müstesna tuttuğu kimseler olduğunu söylemiştir. Bil ki birinci görüşe göre "sana tabî olanlar hariç" ifâdesini, müstesna kabul etmek mümkündür. Çünkü ayetin manası, "Azıp sapanlardan sana tabî olanlar müstesna, benim kullarım üzerinde hiçbir sultan ve hükümranlığın yoktur. Çünkü, emrettiğin ve nehyettiğin şeylerde sana uydukları için, ancak azıp sapanlar üzerinde sultan ve tahakkümün söz konusudur" şeklindedir. İkinci görüşe göre ise, bunun istisna olması imkansız olup, buradaki İlla, lakin-fakat manasınadır. Cenâb-ı Hak, "Seksiz şüphesiz onların topuna vaadolunan yer cehennemdir" buyurmuştur. İbn Abbas şöyle demiştir: Allahü teâlâ böyle buyurarak İblis'i, onun taraftarlarını ve azıp sapıp ona tabî olanları kastetmiştir. Daha sonra O, "Onun yedi kapısı bulunmaktadır" buyurmuştur. Bu tabirle ilgili iki görüş vardır: 1) Cehennem, üst üste yedi tabakadır. Her bir tabakaya "dereke" denir. Bunun böyle olduğuna, "Hiç şüphesiz münafıklar, cehennemin en alt derekesindedirler" (Nisa, 145) ayeti de delildir. 2) Cehennemin karargahı yedi kısma ayrılmıştır ve her kısmın bir kapısı vardır. İbn Cüreyc'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bunların ilki cehennemdir, sonra "Lezâ", sonra "Hutame", sonra "Sa'ir", sonra "Sakar", sonra "Cahîm" sonra, "Hâviye" gelir." Dahhâk şöyle demiştir: "İlk tabakada (derekede), mü'minler, günahları nisbetinde azab olunur ve sonra oradan çıkarılırlar. İkincisi, yahudilere; üçüncüsü, hristiyanlara; dördüncüsü sâbiîlere; beşincisi, mecûsilere; altıncısı, müşriklere; yedincisi de münafıklara aittir. Cenab-ı Hak, "Onlardan her kapının da ayrılmış birer payı bulunmaktadır" buyurmuştur. Bununla ilgili iki mesele vardır: Asım, Ebu Bekrin rivayetine göre, bunu (......) şeklinde okurken; diğer mütevatir kıraat imamları, şeddesiz ve zâ ile, (......) diye okumuşlardır. Zührî ise, şeddeli olarak (......) şeklinde okumuştur. Anlaşılan, o hemzeyi hazfedip, (......) kelimesinin (......) haline gelmesi gibi, hemzenin harekesini ze harfine verip sonra da şeddeleyerek, ze üzerinde vakfetmiştir. Cüz,' birşeyin parçası manasına olup, cem'i "ecza" lafzıdır. Nitekim "onu parçalara ayırdım" manasında, dersin. Buna göre ayet "Allah, onları kısım kısım ayırdı" manasında, "İblise tabî olanlarını kısımlara ayırdı, ve her birini, cehennemin bir bölümüne soktu" demektir. Bunun sebebi şudur: Küfrün mertebeleri ve dereceleri, ağırlık ve hafiflik bakımından farklı farklı olunca, azab ve ikâbın da dereceleri, ağırlığına ve hafifliğine göre farklı farklı olmuştur. Allah en iyi bilendir. |
﴾ 44 ﴿