28

"Akrabana, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. İsraf ile saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti arayarak, onlardan sarf-ı nazar edersen, o durumda kendilerine yumuşak söz söyle".

Bil ki bu, ayetlerde ele alınan hayır ve tâat amellerinin, dördüncüsüdür. Bu ifâdeyle ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Ayetteki âti "ver" emrinin kime hitab olduğu hususunda iki görüş bulunmaktadır:

Birinci Görüş: Bu, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e bir hitabtır. Böylece, Cenâb-ı Hak ona, pay ve ganimetten almaları vûelb olan haklarını, akrabalarına vermesini emretmiş; yine o Peygambere, fakirlerin ve yolda kalmışların haklarını da, bu pay ve ganimetten ayırarak vermesini de farz kılmıştır.

İkinci Görüş: Bu, herkese bir hitabtır. Bunun böyle oluşunun delili, bu hitabın, "Rabbin. "Kendisinden başkasına kulluk etmeyin"diye hükmetti"tisra, 23) ifadesine atfedilmiş olmasıdır. Buna göre mana, "Senin, ana-babaya itaatini yaptıktan sonra, derece derece olmak üzere, akrabalarına da iyilik yapman ve sonra da, fakirlerin ve yolda kalmışların hallerini de iyileştirmen vacibtir" şeklinde olur.

Bil ki Cenâb-ı Hakk'ın "Akrabana,., hakkım ver" buyruğu, mücmel bir emir olup, bu ifadede, o hakkın ne olduğunun bir izahı yoktur. Şafiî (r.h)'ye göre, çocuklar ve ana-babadan başka hiç kimseye infâkta bulunmak farz olmaz. Bazı alimler ise, ihtiyaçlarına göre, mahremlere (nikâhı helâl olmayan yakın akrabaya) infâk etmenin farz olduğunu söylemişlerdir. Alimler, meselâ amcaoğulları gibi, mahremlerden olmayan kimselerin, sevgi, ziyaret, iyi muâmele ve darlık ve genişlik zamanlarında yapılacak olan ülfetten başka bir hakları olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir.

Fakirler ve yolda kalmışlara gelince, bunların hükümleri, Tevbe Sûresi'ndeki (Ayet. 60) zekât ayetinin tefsirinde geçmişti. İnsana, fakirlere, hem kendisinin hem de çoluk-çocuğunun yiyeceğini-giyeceğini karşılayacak şeyleri; yolda kalmışa da, ona yetecek azık ve biniti vermeleri farz olur.

İsraf Haramdır

Daha sonra Cenâb-ı Hak, "israf ile savurma" buyurmuştur. Arapça'da tebzîr", malı ifsâd etmek ve onu saçıp savurmaktır. Osman İbn Esved şöyle demiştir: "Ben, Mücâhid'le beraber, Kâ'be'nin etrafındaki mescidleri dolaşıyordum. Derken, Mücâhid, başını kaldırıp bakarak "Şayet bir kimse, Allah yolunda, bu dağ kadar infâk edecek olsa, müsriflerden olmaz; ama, Allah'a isyanın söz konusu olduğu tek bir dirhem harcayacak olsa, müşriklerden olur" dedi." Bir kimse, herhangi bir hayır hususunda çokça infakta bulundu da, ona, "israf etmenin hiçbir hayrı yoktur" denildiğinde o, "Hayırda israf olmaz!" diye cevap verdi. Abdullah İbn Ömer'den şöyle dediği rivayet edilmiştir "Bir gün, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), abdest alan Sa'd'a uğradı da, "Ey Sa'd, bu israf ne!" buyurdu. Bunun üzerine Sa'd, "Ey Allah'ın Rasûlü, abdestte de israf var mıdır?" deyince, Hazret-i Peygamber: "Evet, akan bir nehrin kıyısında abdest alıyor olsan dahi!., " buyurdu.

İsraf İle Şeytanın Münasebeti

Daha sonra Cenâb-ı Hak, israfın kötü birşey olduğuna, israf etme işini, şeytanın Sterinden olmakla vasfederek dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştur: "Çünkü, saçıp savuranlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır." Ayette Bahsedilen bu kardeşlikle, bu çirkin fiil hususunda, onların o şeytana benzetilmeleri kastedilmistir. Bu böyledir, zira Araplar, bir şeyi devam!; yapan kimseyi, o şeyin kardeşi diye adlandırırlar da ve meselâ, o kimse bu işleri devamlı yaptığında, "Falanca cömertlik ve keremin kardeşidir", "Falanca, yolculuğun kardeşidir" derler. Ayetteki deyiminin manasının, "Onlar, hem dünyada hem de ahirette, şeytanların arkadaşlarıdır" şeklinde olduğu da söylenmiştir. Cenâb-ı Hak, "Kim Rahman'ı anmaktan gafil olursa biz ona şeytanı musallat ederiz. Artık bu, onun arkadaşıdır" (Zuhruf. 36) ve "O zulmedenleri, onlara eş olanları, yani onların şeytanlardan olan eşlerini toplayın "(Saffat, 22) buyurmuştur.

Daha sonra Cenâb-ı Hak, şeytanın vasfını belirterek, "Şeytani ise Rabbine karşı, çok nankördür" buyurmuştur. Şeytanın, Rabbine karşı "kefûr" olması demek, onun, bedenini, Allah'a isyan etme, yeryüzünde fesat çıkartma ve insanları saptırma hususunda kullanıp yıpratması demektir. İşte, tıpkı bunun gibi, Cenâb-ı Hakk'ın, kendilerine mal veya makam verip de, o mal ve makamını, Allah'ın rızasına muvafık olmayan yerlerde harcayan her kişi de, Allah'ın nimetine karşı çok nankör olmuş olur.

İmdi ayetten kastedilen mana şu olmuş olur: "Onlar, bu sıfat ve fiil hususunda, şeytanlarla uyum sağlamışlardır" manasında olmak üzere, "saçıp savuranlar .şeytanların kardeşidir. Şeytan ise, Rabbine karşı çok nankördür. Demek ki, saçıp savuranlar da, Rablerine karşı nankör olurlar" denilmek istenmiştir.

Alimlerden bazıları da şöyle demişlerdir: "Bu ayet, Arapların adetine uygun olarak gelmiş olan bir ayettir. Çünkü onlar, yağmalamak ve baskında bulunmak suretiyle mal biriktiriyor, sonra da bu mallarını şan, şöhret, kibir ve böbürlenme hususunda harcıyorlardı. Gerek Kureyş müşrikleri, gerekse diğerleri, insanları İslâmiyet'ten alıkoymak, onun mensuplarını yıpratmak ve İslâm'ın düşmanlarına yardım etmek için, mallarını harcıyorlardı. Ki işte bunun üzerine bu ayet, onların bu nevi amellerinin çirkinliğine dikkat çekmek için nazil olmuştur.

En Azından Yumuşak Söz

Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti arayarak onlardan sarf-ı nazar edersen..." buyurmuştur. Bu ifade, "Sen, fakirliğin ve malının az olması sebebiyle, açıkça geri çevirmekten utandığın için akraba, fakir ve yolda kalmışlardan yüz çevirirsen, "O durumda kendilerine yumuşak söz söyle." Yani, "dürüst, güzel, yumuşak söz." O halde, Cenâb-ı Hakk'ın, "Rabbinden umduğun bir rahmeti arayarak" ifadesi, fakirlikten bir kinaye olmuş olur. Çünkü, malı olmayanlar, Allah'ın rahmet ve ihsanını talep ederler. Binâenaleyh, mal yokluğu böyle bir talebin sebebi olunca, sebebin ismi müsebbebe verilmiş olur da, böylece fakirlik, Allah'ın rahmetini taleb etmekle tesmiye edilmiş olur. Buna göre mana, "Fakir olup, malın da az olduğunda sen, onlarla olan ülfetini, güzel söz ve güzel ifadelerle devam ettir Bundan da öte, onlara güzel vaadlerde bulun ve onlara bu hususta mazereti bulunduğunu, malının mülkünün olmadığını hatırlat!" şeklinde olur. Veyahutta da "Onlara, "Allah kolaylaştırır (kapıları bir gün açar)" de..." manası kastedilmiştir.

Ayette bahsedilen, "yumuşak söz"ün ne demek olduğu hususunda, şu izahlar yapılmıştır:

a) Bu, en güzel biçimde geri çevirmektir.

b) Bu, yumuşaklıkla ve yokuşa sürmeden onları savmaktır. Kisâi şöyle demiştir: "Arapça'da, "Sözümü ona yumuşak söyledim" manasında, "Yessertu tehu'l-kavle""sözü ona kolaylaştırdım" denilir.

c) Bazıları, bu tabirle Cenâb-ı Hakk'ın, "iyi bir söz ve bir ayıp örtme; ardından eziyyet gelen bir sadakadan hayırlıdır" (Bakara, 263) ayetinin ifade ettiği hususun kastedildiğini söyleyerek şöyle demişlerdir: Meysûr, "maruf, (meşru, makul) demektir. Çünkü maruf olan söz, tekellüfe gerek duymaz. Allah en iyisini bilendir.

Harcamada Orta Yol

28 ﴿