30

"Eli sıkı olma, elini büsbütün de açma. Sonra kınanmış, pişman bir halde oturup kalırsın. Şüphesiz ki Rabbin, kimi dilerse rızkını genişletir, daraitır. Çünkü O, kullarından gerçekten haberdardır. Hakkıyla görendir".

Bil ki, Allahü teâlâ bir önceki ayette, Hazret-i Peygamber'e infâk etmesini emredince, bu ayette de, infâk etmenin adabını öğretmiştir. Bil ki Allah, mü'min kullarının nasıl harcamaları gerektiğini, Furkan Sûresi'nde beyan ederek, "Onlar ki harcadıkları vakit ne israf, ne de sıkılık yapmazlar, ikisi arası ortalama olur" (Furkan. 67) buyurmuş, curada da, Resulüne, aynı şekilde davranmasını emrederek, "Eli sıkı olma" buyurmuştur. Yani, "Pekçok sıla-i rahim ve hayır yolları hususunda, hem kendine, hem de ehline, çoluk-çocuğuna darlık vermek suretiyle (fazla harcama yapmaksızın) infaktan geri durma" demektir ki, bunun manası da şudur: Elini, o infâkı gerçekleştirme, açılmaktan men edilmiş, yumulu bir el gibi yapma!" "elini büsbütün de açma" yani "Elinde, herhangi bir şey kalmayacak derecede aşırı harcama" demektir.

Sözün neticesi şudur: Hukemâ, ahlâkla alâkalı eserlerde, şöyle yazmaktadırlar: Her insan için, ifrat ve tefrit olmak üzere, iki uç söz konusudur ki, bu ikisi de kınanmaktadır. Binâenaleyh cimrilik, vermeme de, eli sıkı olma da ifrattır. Tebzir, büsbütün vermek, saçıp savurmak da, infak da ifrattır ki, her ikisi de mezmûm ve kınanmıştır, kötüdür. Üstün huy, âdil ve orta olandır. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Böylece sizi, vasat (örnek, mutedil) bir ümmet yapmışızdır" (Bakara, 143) buyurmuştur.

Daha sonra Allahü teâlâ "Sonra kınanmış, pişman bir halde oturup kalırsın" buyurmuştur. Tek'ud fiilinin ne manaya geldiği, İsrâ 22 ayetinin tefsirinde geçmişti. Onun, "kınanmış" olmasına gelince bu, malını tamamen zayi etmesinden ve çoluk çocuğunu sıkıntı ve darlığa düşürmesinden dolayı, hem kendisinin hem de arkadaşlarının onu kınaması demektir. Onun, "pişman olması" manasına gelince, Ferrâ şöyle der: "Araplar deveye, yürüyemez hale geldiğinde, "Huvve mahsurun" derler. Yine, hayvanı yürütüp, derken yürüyemez hale geldiğinde de, "Hasertu'd-dâbbete" denilir. Cenâb-ı Hakk'ın "O göz, zelil ve bitkin olarak yine sana dönecektir"(Mülk. 4) ayeti de bu manadadır. Bu ayetteki hasır kelimesinin çoğulu, tıpkı "katla (ölüler)" ve Sar'â-(yere serilmişler, çarpılmışlar) kelimelerinde olduğu gibi, "Hasra"dır." Kaffâl da şöyle der: "Bu ayetin gayesi, bütün malını ve nafakasını harcayan kimsenin durumu, bineğinin yorgunluktan kesilerek hareket edememesi sebebiyle, yolda kalmış olan kimselere benzemektir. Çünkü, bu kadarcık mal, sanki de insanı ayın veya yılın sonuna ulaştıran bir binit gibidir. Bu, tıpkı bir devenin, insant, menzilinin sonuna ulaştırması haline benzer. Binâenaleyh o deve, yorgunluktan dolayı yorgun ve bitkin bir hale gelerek, hareket edemez bir duruma düştüğünde o kimse, tam yolun ortasında aciz ve şaşkın vaziyette kalakalır. Aynen bunun gibi insan da, bir aylık süre içinde kendisine ihtiyaç duyduğu o miktar malı harcadığında, o kimse de, ayın ortasında aciz ve şaşkın olarak kalakalır. Bunu yapan kimseyi, idaresizliği ve geçimi hususundaki dikkatsizliği sebebiyle, hem kendi çoluk-çocuğu, hem de onun eline bakan diğer kimseler kınarlar.

Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Şüphesiz ki Rabbin, kimi dilerse rızkını genişletir, daraltır" buyurmuştur ki. bu cümlenin gayesi, Peygamberine, rubûbiyyetini hatırlatmaktır. "Rabb" mahlûku ve merbûbu terbiye eden; onun işlerini ıslâh edip yoluna koyan; iyi ve doğru olacak, uygun olacak bir miktar üzere onun ihtiyaçlarını gideren, böylece de, bazısının rızkını genişleten, bazısınınkini de darlatan kimse" anlamına gelir. Arapçada kâdir kelimesi darlaştırma, kıtlaştırma anlamındadır. Cenâb-ı Hakk'ın "Rızkı kendisine daraltılmış bulunan" (Talak, 7) "Fakat ne vakit de onu deneyerek üzerine rızkım daraltırsa" (Fecr, 16) ayetleri de bu anlamdadır. Yani "Rızkı daraltılırsa" demektir. Allah bir kısım insanın rızkını da bol vermiştir. Çünkü onların menfaatine muvafık olan da budur. Nitekim O, "Eğer Allah kullarına bol rızık verseydi yer(yüzün)de muhakkak ki taşkınlık ederler, azarlardı" (Şura, 27) buyurmuştur.

Cenâb-ı Hak, "Çünkü O, kullarından gerçekten haberdardır. Hakkıyla görendir" buyurmuştur. Yani, "Allahü teâlâ, her insanın maslahat ve menfaatinin, kendisine İşte o kadar miktar vermesinde bulunduğunu bilir. Binâenaleyh, kullarının rızıkları hususundaki farklılık, kendisinin cimri olması sebebiyle olmayıp, tam aksine, onların menfaatlerini görüp gözetmiş olması sebebiyledir" demektir.

Fakirlik Endişesiyle Evlatlarınızı Öldürmeyin

30 ﴿