33"Allah'ın kutsal kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça, kıymayın. Kim mazlum olarak öldürülürse biz onun velisine bir selâhiyyet vermişizdir. O da. katilde israf etmesin. Çünkü o, cidden yardıma mazhar edilmiştir". Bu, Allahü teâlâ'nın, bu ayette nehyettiği şeylerin ikinci nev'idir. Bununla ilg.t birkaç mesele vardır: Birinci Mesele Bir kimse şöyle diyebilir: "Allah'ı İnkârdan sonra en büyük günâh, adam öldürmedir. Binâenaleyh, Allahü teâlâ'nın, bu ayetlerde, önce zinayı yasaklamakla işe başlayıp, ikine olarak da öldürmeyi yasaklamasının sebebi nedir?" Buna şu şekilde cevap verebiliriz: Biz, zina kapısının açılmasının, insanın, varlık âlemine girmesine mâni olacağını; öldürmenin ise, o varlık âlemine girdikten sonra, insanı yok etmek demek olduğunu beyân etmiştik. Binâenaleyh, onun varlık alemine girmesi, varlık âlemine girdikten sonra onun yok edilmesinden önce gelir. İşte bundan dolayı, Allah, önce zinadan, sonra da adam öldürmeden bahsetmiştir. İkinci Mesele Bil ki, öldürmede aslolan, tektd edilmiş olan haramlıkta Helâl olması ise, ancak arızî bir sebepten dolayı sabit olur Durum böyle olunca, muhakkak ki Allahü teâlâ, as hükmüne binâen, mutlak manada öldürmeyi nehyetmiş, sonra da bu asıl hükümden, kendisinde öldürmenin helâl olduğu durumu istisna ederek, -ki bu helâlliği sağlayan şey de, arızî birtakım sebeplerin olmasıdır- "haklı bir sebep olmaksızın" buyurmuştur. Binâenaleyh, biz burada, öldürmede aslolanın, haramlık olduğunu beyân etme ihtiyacını hissediyoruz. Bunun böyle olduğuna şunlar delâlet eder: 1) Öldürmek, zarar vermektir. Zarar vermede aslolan ise, onun haram olmasıdır. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Dinde üzerinize hiçbir güçlük de yüklemedi" (Hacc, 78) ve "..size güçlük istemez" (Bakara, 185) buyurmuştur. Bir de, (İslâm'da), zarar ve zarar ile mukabelede bulunma yoktur. 2) Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, "insanoğlu, Allahü teâlâ'nın yaptığı bir binadır. Allah'ın yaptığı binayı yıkan melundur" hadisidir. 3) İnsanoğlu ibadetle meşgul olmak için yaratılmıştır. Cenâb-ı Hak, "Ben, cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım"(Zariyât, 56) buyurmuştur. Hazret-i Peygamberde "Allah'ın, kulları üzerindeki hakkı, O'na ibâdet etmeleri ve Ona hiçbir şeyi ortak koşmamalandır" Buhâri, Cihâd, 46; Müslim, İmân, 48 (1/58-59). buyurmuştur. İbâdetle meşgul olmak ise, öldürme bulunmadığında tam olur. 4) Öldürmek, fesat çıkarmak demektir. Binâenaleyh, Cenâb-ı Hakk'ın yeryüzünde fesâd çıkarmayın" (A'raf, 56) ayetinden dolayı, onun haram kılınmış olması gerekir. 5) Öldürmenin haram olduğunu bildiren delil ile, mubah olduğunu bildiren delil çatıştığında, âlimler, haram olduğunu bildiren delilin râcih olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Aslı gerektiren şey haramlık olmasaydı, bu, müreccihsiz bir tercih olmuş olurdu ki, bu imkânsızdır, olamaz. 6) Biz, insanda, sırf akıllı bir varlık oluşundan başka, herhangi bir sıfatını mmadığımızda, onun öldürülmesinin haram olduğuna hükmederiz. Ve yine biz, onun sırf insan olmasından başka bir şeyini, halini bilemediğimizde, onun kanının helâl olduğuna hükmedemeyiz. Binâenaleyh sırf insan oluş, onun öldürülmesinin haram olmasını gerektirmeseydi, bu böyle olamazdı. Bütün bu izahlarla öldürmede aslolanın haram oluş olduğu ve onun öldürülmesinin helâl oluşunun, ancak arızî birtakım sebeplerden dolayı olabileceği sabit olmuş olur. Bunun böyle olduğu sabit olunca biz diyoruz ki: Allahü teâlâ öldürme işinde aslolanın haramlık olduğuna hükmederek "Allah'ın kutsal kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça, kıymayın" (İsra, 33) buyurmuştur. O halde Cenâb-ı Hakk'ın, "...kıymayın" buyruğu, bir nehiy ve haram kılmadır. O'nun, ". .haram kıldığı..." ifadesi de, bu haramlığı, tekîdli olarak yeniden beyan buyurmadır. Daha sonra da Cenâb-ı Hak, bu haram oluştan arızî ve tesadüfi sebepleri istisna ederek, "...haklı bir sebep olmadıkça..." buyurmuştur. Sonra burada, iki yol bulunmaktadır: Birinci Yol: Ayetteki, "...haklı bir sebep olmadıkça" istisnası mücmeldir. Çünkü burada, o haklı sebebin ne olduğu ve izahı bulunmamaktadır. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Kim mazlum olarak öldürülürse, biz o mazlum olarak öldürülenin velisine, kâtile, kısasın tam olarak uygulanmasını isteme konusunda bir yetki ve selâhiyet vermişizdir" buyurmuştur. Bu ifade, o mücmel kelâmın bir beyânı addedilebilir. Bunu şu şekilde izah edebiliriz: Cenâb-ı Hak sanki, "Allah'ın haram kıldığı cana haklı bir sebep olmadıkça, kıymayın. Bu haklı sebep ise, o mazlum olarak öldürülenin velisine, kısasın tam olarak uygulanmasını talep etme hususunda bir yetki vermiş olmamızdır" demiştir. Bunun böyle olduğu sabit olunca, bu ayette, ".. .haklı sebep"le murad edilenin, sâdece bu şeklin olmasının gerektiğidir. Buna göre ayetin takdiri, "Allah'ın kutsal kıldığı cana kıymayınız. Ancak kısâs halinde müstesna" şeklinde olur. Bu takdire göre bu ayet, tek bu sebep hariç, öldürmenin haram olması hususunda sarîh bir nass olmuş olur. Böylece de, bu tek durumun dışında kalan hallerde, öldürmenin, aslı olan haramlığı üzere kalması gerekir. Dokunulmazlığı Gideren Sebepler İkinci Yol: Biz, şöyle diyebiliriz: Sünnet, ayette bahsedilen o "haklı sebep"in şu üç şeyden birisi olduğunu göstermektedir Bunlar da, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in "Müslüman bir kimsenin kanı, ancak şu üç sebepten dolayı helâl olur: İmandan sonra küfre görmesi, evlendikten sonra zina etmesi ve haksız yere adam öldürmesi" Buhâri, Diyât. 6; Müslim, Kasâme, 25-26 (3/1302-1303); Müsned, 1/61-70.hadisinde ifade edilmişlerdir. Hadis Ayeti Tahsis Eder Bil ki bu hadis, ahâd hadislerdendir. Binâenaleyh, biz şayet Cenâb-ı Hakk'ın, "Kim mazlum olarak öldürülürse, biz onun velisine bir selâhiyet vermişizdir ifadesinin, onun, "...haklı bir sebep olmadıkça..." ifadesinin bir tefsiri olduğunu söylersek, ayet, bu tek sebebin dışında, insanları öldürmenin helâl olmayacağ hususunda sarih bir ifade olur. Bu durumda da, bu hadis bu ayeti tahsis etmiş olur Ki bu da bizim, "Kur'an'ın umumî nasslarını, ahâd haberlerle tahsis etmek caizdir" şeklindeki sözümüze varıp dayanır. Ama biz, Cenâb-ı Hakk'ın, "Kim mazlum olarak öldürülürse, biz onun velisine bir selâhiyet vermişizdir" buyruğunda, O'nun, ". .hak bir sebep olmadıkça" buyruğunun bir tefsiri olmadığını söylersek, bu durumda bı hadis, ayette bahsedilen bu haklı sebebin bir tefsiri ve beyânı olmuş olur. Böyle olmas halinde de bu, bizim "Kur'an'ın umûmî nasslarını, haber-i vâhidle tahsis etmek caizdir" şeklindeki sözümüze istinâd etmemiş olur. Binâenaleyh, bu incelik böylece bilinmiş ola!. Allah en iyisini bilendir. Üçüncü Mesele Bu ayetin zahirine göre, öldürmenin helâl olmasının sebebi, sadece o kimsenin, mazlum bir kimseyi öldürmüş olmasıdır. Ama bu hadisin zahiri ise, ayetin bu hükmüne diğer şu iki şeyin de eklenmesini gerektirir. Bunlar: a) İmandan sonra küfre girme, b) Evlendikten sonra zina etme'dir. Bir başka ayet de, dördüncü bir sebebin bulunduğunu göstermektedir ki bu ayet de, Cenâb-ı Hakk'ın, "Allah'a ve Rasûlüne harb açanların, yeryüzünde fesâdçılığa koşanların cezası, ancak öldürülmeleri, ya asılmaları...dır" (Maide, 33) ayetidir. Bir başka ayet de, beşinci bir sebebin bulunduğuna delâlet etmektedir ki, bu da küfürdür. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Allah'ın ve peygamberinin haram ettiği şeyleri haram tanımayan, (...)larla muharebe edin" (Tevbe, 29) ve "onları nerede bulursanız, yakalayıp tutun, onları öldürün" (Nisa, 89) buyurmuştur. Fukahâ da bu hususta söz söylemiş ve diğer birtakım şeyler hususunda ihtilâf etmişlerdir: 1) Namaz kılmayan kimse öldürülür mü, öldürülmez mi? Şafiî (r.h)'ye göre öldürülür; Ebu Hanîfe (r.h)'ye göre öldürülmez. 2) Lûtîlik (Homosexualite) öldürülmeyi gerektirir mi gerektirmez mi? Şafiî'ye göre, gerektirir; Ebu Hanîfe'ye göre, gerektirmez. 3) Büyü yapan kimse, "Ben, falancayı yaptığım büyüyle öldürdüm" dediğinde, Şafiî'ye göre, onun bu sözü, onun öldürülmesini gerektirir, Ebû Hanîfe'ye göre gerektirmez. 4) Diğer bir şeyle, cisimle öldürmek kısası gerektirir mi gerektirmez mi? Şafiî'ye göre gerektirir, Ebu Hanife'ye göre gerektirmez. 5) Zekât vermemek öldürmeyi gerektirir mi gerektirmez mi? Alimler, bu hususta Hazret-i Ebu Bekir zamanında ihtilaf etmişlerdir. 6) Hayvana yaklaşmak öldürülmeyi gerektirir mi gerektirmez mi? Fukahânın ekserisine göre, gerektirmez. Bir kısmına göreyse, gerektirir. Gerektirmez diyenlerin delili, bu ayetin, tek bir sebep, yani mazlumu öldürme hariç, mutlak manada öldürmeden men etme hususunda sarih bir ifade olmasıdır. Bu tek sebebin dışında kalan yerlerde, onun asıl haramlığı üzere kalması gerekir. Bu görüşte olanlar, sözlerine devamla şunu da söylemişlerdir: Bu nass mutlak manada kan dökmenin haremliğini gerektiren pekçok delil ile de desteklenmektedir. Binâenaleyh, bu delillerle amel etmemek, ancak muarız bir delil bulunduğu zaman söz konusudur. Bu karşıt delil de, ya mütevâtir bir nass, yahut da ahâd hadislerden olan bir nass veyahut da bir kıyas olabilir. Bu hususta mütevatir nass bulunmamaktadır. Aksi halde ihtilaf olmazdı. Âhâd haberlerden olan nassa gelince, bu, bu pekçok mütevatir nassa nisbetle "mercûh" (zayıf ve geri planda) bir delil olmuş olur. Kıyas ise, nassa muâraza edemez (onun karşısında duramaz). Binâenaleyh, bu güçlü ve kesin temel kaidenin muktezasına göre, sayılı ve belli birtakım durumlar hariç, kan akıtmada aslolamr onun haram oluşu olduğu sabit olmuş olur. Allah en iyi bilendir. Maktulün Velisinin Yetkisi Cenâb-ı Hakk'ın "Kim mazlum olarak öldürülürse, biz onun velisine bir selâhiyet vermişizdir. O da, katilde israf etmesin" buyruğu hakkında iki bahis bulunmaktadır: Birinci Bahis: Bu ayet, Allah'ın kan sahibine öldürülenin velisine bir selâhiyet ve yetki tanıdığına delâlet eder. Ama, bu yetkinin hangi şey hakkında olduğunun izahına gelince, "biz onun velisine bir selâhiyet vermişizdir" ifadesinde buna herhangi bir delâlet bulunmamaktadır. Sonra burada iki yol vardır: 1) Allahü teâlâ, bundan sonra, "O da, katilde israf etmesin" buyurunca, o selâhiyetin, ancak kısasın tam olarak uygulanmasını isteme hususunda olduğu anlaşılmış olur. Böyle olması zayıf bir ihtimaldir. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın, "Kim mazlum olarak öldürülürse, biz onun velisine bir selâhiyet vermişizdir" buyruğundan, "o zâlimin o öldürme hususunda israf etmesi, ileri gitmesi uygur düşmez" manasının kasdedilmiş olması da muhtemeldir. Çünkü, öldürülen kimse, bu hükümranlığın ve selâhiyetin, onun velisine tanınmış olması sebebiyle yardıma mazhar kılınmış olur. 2) Ayette bahsedilen bu selâhiyet mücmel olup, bu, hem ayet hem de hadisle tefsir edilmiş olan bir ifadedir. Ayete gelince bu, Cenâb-ı Hakk'ın, Bakara Sûresi'ndeki "Ey iman edenler! Maktuller hakkında size kısas yazıldı- Hür, hür ile; köle, köle ile; dişi, dişi ile (kısas olunur). Fakat kimin lehinde maktulün kardeşi (velisi) tarafından cüzi bir şey affolunursa (hemen kısas düşer). Artık örfe uymak ve (diyeti) ona güzellikle ödemek (lâzımdır) "(Bakara, 178) ayetidir. Biz bu ayetin tefsirinde, ayetin bu hususta vâcib olanın, mükellefin kısas ile diyet arasında muhayyer olduğuna delâlet ettiğini açıklamıştık. Habere gelince, bu da, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Fetih gününde buyurduğu, "Kim, bir kimseyi öldürürse, onun velisi, şu iki şey arasında muhayyerdir: İsterse öldürürler, arzu ederse diyet alırlar' Benzer hadis: Ibn Mâce, Diyât, 3-4 (2/876-877); Tirmizl, Diyât, 1 (4/11). hadistir. Bu izaha göre ayetteki "O da, katilde israf etmesin" cümlesinin manası şöyle olur: "O, vefî için, isterse kısası tamamen tatbik ettirme; isterse diyeti tamamen alma selâhiyet olunca, (kısas tatbiki sırasında) katilde israf etmesin" şeklinde olur ki, bu da, "Bu hususta evlâ olan, o velînin, kısasın tam uygulanmasını istemeye yönelmesi değil, ya diyet almakla yetinmesi veyahut da affa temayül etmesidir" demektir. Netice olarak diyebiliriz ki, fi'l-katli ifadesindeki (fi) harf-i cerri, bâ (-ile) manasındadır. Buna göre ifadenin manası, "O, öldürmeye yönelmesi sebebiyle, sakın müsrif olmasın!" demek olur ki, bu da onu (velîyi), affetmeye ve diyetle yetinmeye bir teşvik olmuş olur. Nitekim Cenâb-ı Hak da, "(Ey erkekler) sizin bağışlamanız takvaya daha yakındır" (Bakara, 237) buyurmuştur. Ehl-i Kitabın Müşrik Olması İkinci Bahis: Ayet-i kerimede ifadesinde (......) kelimesi nekire olarak getirilmiştir. Nekire ise bilindiği üzere kemâle delâlet eder. Binâenaleyh, öldürülen kimse, mazlum olma vasfında tam ve kusursuz olmadığı sürece bu nassın hükmünün muhtevasına giremez. Şafiî (r.h) şöyle demiştir: "Biz, müslüman bir kimsenin, zımmîyi öldürdüğünde, onun bu ayetin hükmünün muhtevasına girmediğini delillendirmiştik. Bunun delili şudur: Zımmî, müşriktir. Müşrikin ise, kanı helaldir. Biz Hak teâlâ'nın, "Şüphesiz ki Allah, kendisine eş tanınmasını bağışlamaz. Ondan başkasını, dileyeceği kimseler için bağışlar" (nisa, 46) buyruğundan dolayı, onun müşrik olduğunu söyledik. Cenâb-ı Hak bu ayetinde, şirkin dışında kalan günahların, bazı kimseler hakkında affedileceğine hükmetmiştir. Binâenaleyh, şayet yahudî ve hristiyanların küfrü, şirkten başka bir şey olursa, bu ayetin muktezâsına göre, o günahların bazı kimseler için bağışlanmış olması gerekir. Onlar hiç kimse hakkında bağışlanmış olmadıklarına göre, bu, onların küfrünün şirk olduğuna delâlet eder. Bir de Allahü teâlâ, "Allah hakikaten üçün biridir" diyenler, andolsun kâfir olmuştur" (Maide, 73) buyurmuştur. Binâenaleyh, onların kabul ettikleri bu teslis, ya sıfatlar açısından bir teslis olur ki, bu batıldır; çünkü Allah'ın birkaç sıfatı olduğunu söylemek doğrudur, haktır ve ehl-i sünnet ve'l-cemaatin de görüşüdür. Fakat bunu, küfrü gerektiren bir teslis kılmak mümkün değildir. Yahut da bu, zâtlarda bir teslis olur. İşte, gerçek manada teslis bu olup, bunu söyleyenin müşrik olduğunda şüphe yoktur. Böylece zımmînin, müşrik olduğu sabit olur. Biz, Cenâb-ı Hakk'ın, "müşrikleri öldürünüz" (Tevbe, 5) ifadesinden dolayı, müşriğin öldürülmesinin farz olduğunu söyledik. Binâenaleyh, bu delilin muktezâst, zımmînin de kanının mubah olduğudur. Bu sebeple, mubahtık sabit olmasa bile, en azından mübahlık şüphesi bulunmaktadır. Bu sabit olunca, biz diyoruz ki: Onun, mazlum olma niteliğinde, tam ve mükemmel olmadığı sabit olur. Dolayısıyla Hak teâlâ'nın, "Kim mazlum olarak öldürülürse, biz onun velisine bir selâhiyet vermişizdir" buyruğunun hükmüne girmiş olmaz. Fakat hür bir kimse, köleyi öldürdüğünde, bu ayetin hükmüne girer. Fakat biz, "Ey iman edenler, maktuller hakkında size kısas yazıldı. Hür, hür ile; köle, köle ile; dişi, dişi ile (kısas olunur)" (Bakara, 178) ayetinin, hür insanın köleye karşılık öldürülemeyeceğine pek çok açıdan delâlet ettiğini izah etmiştik. Bu ayet, Hak teâlâ'nın "Kim mazlum olarak öldürülürse, biz onun velisine bir selâhiyyet vermişizdir" ayetinden daha husûsîdir. Husûsî olan, umûmî olandan önce nazar-ı itibara alınır. Binâenaleyh bu son ayet ile, ne kasten öldürmenin kısası gerektirdiğine, ne zımmîye karşılık müslümanın öldürülmesinin gerektiğine, ne de hür bir kimsenin köleye karşılık kısas edilmesi gerektiği mesefesinde delil getirilemeyeceği sabit olmuş olur. Kısasta İsraf Yasağı Cenâb-ı Hakk'ın, "O da, katilde israf etmesin" ifadesine gelince, bu hususta birkaç bahis vardır: Birinci Bahis: Bu hususta şu izahlar yapılmıştır: 1) Bu "israf" ile, o kimsenin (yani öldürülenin velisinin), hem katilin, hem de başkasının öldürülmesini istemesi manası kastedilmiştir. Bu böyledir, çünkü Araplardan birisi, soylu bir kabileden birisini öldürdüğünde, öldürülenin velileri, soylu olmayan (sayılmayan) katilin kabilesinden birçok kimseyi öldürürlerdi. İşte Allahü teâlâ bunu yasakladı ve sırf öldüren kimsenin kısas edilmesiyle yetinilmesini emretti. 2) Bu, o kimsenin sadece katilin öldürülmesine razı olmamasıdır. Çünkü cahiliyye Arapları, katilin kabilesindeki ileri gelen soylu kimseleri, öldürülen adamlarına karşılık öldürmeyi isterlerdi. Bundan dolayı onlar, katilin kabilesinden belli kişileri öldürür, katile dokunmazlardı. 3) Bu, sadece katili öldürmekle yetinmeyip, ayrıca ona bir de müsle yapmak (çeşitli uzuvlarını kesmektir). Kaffâl. bunun bütün bu manaların hepsine birden hamledilmesinin uzak bir ihtimal olmadığını, çünkü bütün bu manaların, "israf" olma bakımından aynı olduğunu söylemiştir. İkinci Bahis: Kıraat imamlarının çoğu, bu fiili yâ ile, felâ yusrif şeklinde okumuşlardır. Bu hususta şu iki izah yapılabilir: 1) Buna göre kelamın takdiri, "O velinin, öldürme hususunda israf etmesi (aşırı gitmesi) uygun düşmez" şeklindedir. 2) Bu fiilin failinin, zâlim olan o katil olmasıdır. Buna göre ifade, "O zâlimin israf etmemesi gerekir" manasında olur ki, onun israf etmesi de, bu haksız yere öldürmeye yönelmesidir. Hamza ve Kisâî, bu fiili, muhâtab olarak, tâ ile fefa tusrif (sen israf etme) şeklinde okumuşlardır, Bu şekilde okuyuş şu iki manadan ötürü olabilir: a) Buradaki hitab, haksız yere öldürecek kimseyedir. Buna göre ona sanki, "Ey insan, israf etme" denilmiştir. Bu israf da, onun sırf bir haksızlık olan o öldürme işini yapmasıdır. Bu, "yapma, çünkü eğer onu mazlum olarak öldürürsen, senin de kısas ile öldürülmen gerekir" demektir. b) Bu hitab, öldürülenin velisinedir. Binâenaleyh bu, "Ey veli, (kısas ile) öldürmede israf etme", yani "katilin, kısas edilmesini istemekle yetin, daha fazlasını isteme" demektir. Maktul Hakkında Telafi Cenâb-ı Hakk'ın, "Çünkü o, cidden yardıma mazhar edilmiştir" ifadesi ile ilgili şu üç izah yapılmıştır: 1) Sanki, o haksız yere bu öldürme işine teşebbüs eden kimseye "yapma, çünkü öldüreceğin kimseye sana karşı hem dünyada, hem ahirette yardım edilir. Ona dünyada yapılacak yardım, katilin kısas edilmesi ile olur. Ahirette yapılacak yardım ise, onun mükâfaatının çok, öldürenin ise cezasının çok olmasıdır" denilmektedir. 2) Bu veliye, o zâlim katili öldürme hususunda yardım edilir. Binâenaleyh veli, du yardım ile yetinsin. Çünkü o, yardıma mazhar kılınmıştır. Bundan fazlasını umması uygun düşmez. Çünkü Allah'dan yardıma mazhar olmuş kimselerin fazlasını istemeleri haram olur. 3) Bu zâlim katilin, kısasın tastamam yapılmasını istemekle yetinmesi, fazlasını stememesi gerekir. Bil ki birinci ve ikinci görüşe göre, öldürülenin ve velisinin, Allah katından yardıma mazhar olmuş kimseler oldukları ortaya çıkmaktadır. İbn Abbas (radıyallahü anh)'ın şöyle dediği ayet edilmiştir: "Ali b. Ebu Talib (radıyallahü anh)'e dedim ki: "Allah'a yemin ederim ki, Ebu Sufyân'ın oğlu size gâlib gelecek. Çünkü Allahü teâlâ, "Kim mazlum olarak öldürülürse, biz onun velisine bir selâhiyyet vermişizdir" buyuruyor" dedim. Hasan el-Basrîde: "Allah'a yemin olsun ki, Muâviye, Hazret-i Ali'ye karşı, ancak "Kim mazlum olarak öldürülürse. biz onun velisine bir selâhiyyet vermişizdir" ayetinden ötürü muzafferiyet sağlamıştır" demiştir. Allah en iyi bilendir. Yetim Malını Koruyun |
﴾ 33 ﴿