34"Yetimin malına, o, erginlik çağına erişinceye kadar yaklaşmayın. Ancak en iyi bir surette olması müstesna. Bir de ahdi yerine getirin. Çünkü ahidden sorulur". Bil ki bu, Allahü teâlâ'nın bu ayetlerde nehyettiği şeylerin üçüncüsüdür. Bil ki zinanın, neseb karışıklığına sebebiyet verdiğini, bunun da çocukların büyütülüp terbiye edilmesine ihtimam göstermemeye yol açacağını, bu ihtimamsızlığın da soyun kesilmesi neticesine götüreceğini, bunun da yeni insanların dünyaya gelmesini önleyeceğini anlatmıştık. Katillik ise, insanların dünyaya geldikten sonra yok edilmeleri demektir. Dolayısıyla, zinayı ve katilliği nehyetmenin, netice itibarı ile canları telef etmekten nehyetmeye dayandığı sabit olmuş olur. Bundan dolayı Allahü teâlâ bütün bunları zikredince, bunun peşinden, matları telef etmekten nehyetmiştir. Çünkü insanların canlarından sonra, en kıymetli şey, mallarıdır. Malları telef edilmemesi gereken insanlar ise, öncelikle yetimlerdir. Çünkü yetim, küçük, zayıf ve tamamen âciz olduğu için, malının telef edilmesiyle ona büyük zarar verilmiş olur. İşte bundan ötürü Cenâb-ı Hak, bilhassa yetimlerin mallarını telef etmeyi nehyederek, "Yetimin malına (...) yaklaşmayın. Ancak en iyi bir suretle olması müstesna" buyurmuştur. Bunun bir benzeri de, "Büyüyecekler (de ellerinizden alacaklar diye, yetimlerin mallarını), israf ile tez elden yemeyin. (Yetimlerin velilerinden) zengin olan (ona) tenezzül etmesin. Fakir olan ise, (ondan) örfe göre yesin" (Nisa, 6) ayetidir. Ayetteki, "Ancak en iyi bir surette olması müstesna" istisnasının manası hususunda, şu iki izah yapılmıştır: a) Yetimin malını, artırıp çoğaltacak muamelelerde, alış-verişlerde bulunmak müstesna. b) O mala ihtiyaç duyduğunda, ondan yemen müstesna. Mücâhid, İbn Abbas (radıyallahü anh)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bir kimse, o maldan yeme ihtiyacı hissederse, onu örfe göre (normal bir ölçüde) yer ve yediğini, eli genişlediğinde öder. Eğer eli hiç genişlemezse, ona bundan dolayı bir mes'ûliyet olmaz." Bil ki velinin, yetim üzerindeki velayeti, o yetimin erginlik (nikâh) çağına ulaşmasına kadar sürer. Cenâb-ı Allah bu hususu, bir başka ayetinde, "Yetimleri, (nikâh) çağma erdikleri zamana kadar (gözetip) deneyin. Eğer o vakit, onlarda bir akıl ve salah görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin" (Nisa, 6) buyurarak beyân etmiştir. O halde ayette geçen, "eşüdd" kelimesi ile murad edilen, o yetimin aklı ve rüşdü ile malını iyi kullanıp idare edecek bir hale ulaşmasıdır. İşte bu noktada, başkalarının onun üzerindeki velayeti sona erer. Bu çağ, buluğ çağıdır. Ama yetim, aklı kemale ermeksizin buluğ yaşına gelirse, başkasının onun üzerindeki velayeti devam eder. Allah en iyi bilendir. Aklın erginliğe ermesi ise, mükemmel leş mesi ve his ve hareketlerinin kuvvet bulmasıdır. Allah en iyi bilendir. Sözünüzde Durunuz Cenâb-ı Hak "Bir de ahdi yerine getirin. Çünkü ahidden sorulur" buyurmuştur. Bil ki Allahü teâlâ, ilk önce beş şeyi emretmiş ve sonra şu üç şeyi nehyetmiştir: a) Zina'yı, b) Haksız yere adam öldürmeyi, c) En iyi bir suretle olması müstesna, yetimin malına yaklaşmayı. Bu nehyin peşisıra da üç emri getirmiştir: Birincisi: "Ahdi yerine getirin" emridir. Bil ki bir işi belgelemek ve onu iyice sağlama almak için, önceden yapılmış olan anlaşma, "ahid"dir. O halde ayetteki, "Ahdi yerine getirin "emri, "Ey iman edenler, bağlandığınız akidleri yerine getirin" (Maide. 1) ayetinin bir benzendir. Binâenaleyh, "Ahidleri yerine getirin" ayetinin muhtevasına, alış-veriş, ortaklık, yemin, nezir (adama), sulh (barış) ve nikâh gibi bütün ahidler girer. Bu hususta sözün özü şudur: Ayetin muktezasına göre, iki kimse arasında geçen ve yapılan her akid ve ahde, o iki kişinin, akid ve ahidlerinin gereğine göre, bağlı kalmaları ve gereğini yerine getirmeleri icâb eder. Ahde ve akde bağlı kalmamayı gerektirecek ayrı bir delil (husus) bulunursa, bu durum müstesna. O halde, bu ayetlerin gereği, içinde karşılıklı anlaşma bulunan her alış-verişin ve ortaklığın :oğru olduğuna hükmetmedir. Bu nass, ahde ve akde vefa göstermek gerektiğine delâlet eden diğer nasslarla da kuvvetlenir. Mesela, "Ahid yaptıktan zaman, (o muttakiler) ahidlerini yerine getirirler" (Bakara, 177); "Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayetkardırlar" (mü'minun, 8), "Allah alış-verişi helal kılmıştır" (Bakara. 275); "Ey iman edenler, birbirinizin mallarını, karşılıklı rızâ ile yapılan bir ticaret olması müstesna, haram yollarla yemeyin" (Nisa. 28) ve, "Alış-veriş yaptığınız vakit şahid tutun" (Bakara,282) ayetleri gibi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, "Bir müslümanm malı, ancak kendi gönül rızası ile verilmiş olursa, başkasına) helâl olur!" Keştu'l-Hafa, 2/370. "(Alınıp-satılacak, değiştirilecek malların) cinsi farklı olduğu zaman, onlan peşin olarak, istediğiniz bi. alıp-satabilirsiniz" ve "Kim, görmeden birşeyi satın alırsa, onu gördüğü zaman alıp almamakta muhayyerdir" Kenzu'l-Ummal. 4/9703. buyurmuştur. Binâenaleyh bütün bu ayet ve haberler, alış-verişlerde, ahidlerde ve akidlerde asıl olanın, bunların geçerli olması ve bunların gereğinin yerine getirilmesinin farz olduğunu gösterirler. Bu sabit olunca biz deriz ki: "Bunun bâtıl ve fâsid olduğuna delâlet eden daha hususî bir nass bulursak, hususî nassın, umûmî nassa takdim edilmesi gerektiğini söyleriz. Aksi halde hepsinin doğruluğuna hükmederiz. Fakat nassın kıyas ile tahsis edilmesine gelince, biz onu batıl sayarız (kabul etmeyiz). İşte bundan dolayı, bütün muamelât kapılan, enine-boyuna, bu tek ayet ile bilinmiş ve zabtu rabt altına alınmış olur. Böylece de mükellefin yaptığı işle kalbi emin ve nefsi mutmain olmuş olur. Çünkü bu nasslar. o muamelâtın doğruluğuna delâlet ettiğine göre, Allah'ın beyanından (hükmünden) sonra başka beyân olamaz. Böylece de şer'î hüküm malûm ve mazbut olmuş olur. Daha sonra Cenâb-ı Hak "Çünkü ahidden sorulur" buyurmuştur. Bu hususta şu izahlar yapılmıştır: 1) Bununla, ahid yapanın, yaptığı ahidden mes'ûl olacağı murad edilmiştir. Buna göre, bu demektir ki, muzâf hazfedilmiş, muzâfun ileyh onun yerine geçmiştir. Bu tıpkı, "O beldeye sor" (Yusuf, 82) ayetinde olduğu gibidir. (Yani "o beldenin ahalisine sor" demektir.) 2) Bu, "Ahd mes'uldür (istenir)" yani, "Bunu yapandan, bu ahdi zâyî etmemesi ve tastamam yerine getirmesi istenir" demektir. 3) Bunun bozulduğu farzedilerek sanki ahidde bulunan, ama ahdini bozan kimseye, "Niçin bozdun, ahdini yerine getirmeli değil miydin?" diye hesap sorulur. Bu tıpkı, diri diri gömülen kızçocuğu hakkında, "Bu, hangi günahtan (suçtan) dolayı öldürüldü" (Tekvir, 9) denilmesi, yine Hazret-i İsa'ya "İnsanlara sen mi, "Beni ve anamı, Allah'dan başka iki ilah edinin" dedin" (Maide, 116) denilmesi gibidir. Burada hitap Hazret-i İsa'ya yapılmıştır, ama yadırgananlar başkasıdır. Ölçü ve Tartıyı Düzgün Tutunuz |
﴾ 34 ﴿