63"Hani biz meleklere, "Adem için secde edin" demiştik. Onlar da secde etmişlerdi, ama İblis etmemişti, "Ben, bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim?" dedi. (Yine) dedi ki: "Benden şerefli kıldığın bu da kim ki, bana haber ver. Eğer beni Kıyamet gününe kadar geciktirirsen, andolsun ki onun zürriyetini, pek azı müstesna olmak üzere, mutlaka kendime bağlarım'." Allah da, "Defol git! Artık onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz cehennem hepinizin bir cezasıdır, tastamam bir ceza!". Bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır: Önceki Kısımla Münasebet Bu ayetlerin, kendinden öncekilerle münasebeti hususunda şu izahlar yapılır: 1) Bil ki Allah Teaiâ, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, kavminden ve zamanındakilerden ötürü büyük bir sıkıntı içinde olduğunu zikredince, bütün peygamberlerin, kendi zamanlarında yaşayan insanlardan dolayı aynı durumda olduklarım beyan etmiştir. Baksana, peygamberlerin ilki Hazret-i Adem (aleyhisselâm)'dir Buna rağmen o, İblis'den dolayı büyük bir sıkıntı içine düşmüştür. 2) Kureyş kâfirleri şu iki şeyden, yani kibir ve hasedlerinden ötürü, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile çekişip inadlaşmış ve ondan o bâtıl isteklerde bulunmuşlardır. Kibirleri, onları Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e boyun eğmekten alıkoymuş; hasedleri de, Cenâb-ı Hakk'ın bu peygamberine verdiği nübüvvete ve yüce makama hased etmeye sevketmiştir. İşte bu sebeple, Allahü teâlâ, İblis'i imandan çıkıp küfre düşmeye sevkeden sebebin, bu İki şey, yani kibir ile hased olduğunu beyan etmiştir. Binâenaleyh bu iki şey, insanlar için eskiden beri mevcut olan büyük bir belâ ve sıkıntıdır. 3) Allahü teâlâ, onlar hakkında, "Fakat bu, onlarda büyük bir taşkınlıktan başka bir şey attırmıyor"(isra. 60) buyurunca, bu taşkınlığın sebebini beyan etmiştir. Bu da İblis'in, "Andolsun ki onun zürriyetini, pek azı müstesna olmak üzere, mutlaka kendime bağlarım" şeklindeki sözüdür. İşte Cenâb-ı Hak, burada bu maksatla Adem ve İblis kıssasını zikretmiştir. Bu ayetlerin, kendinden öncekilerle münasebetleri hususunda söylenecek söz budur. Hazret-i Adem-İblis Kıssasının Geçtiği Sureler Bil ki Cenâb-ı Hak, bu kıssayı şu yedi sûrede zikretmiştir: Bakara, A'raf, Hicr, İsrâ, Kehf, Tâhâ ve Sâd... Bu husustaki ayrıntılı izahımız, Bakara, A'raf ve Hicr Sûrelerinde geçmişti. Binâenaleyh tekrara gerek yok. Ama bazı meseleleri dile getirmenin bir sakıncası yok. Ayetle İlgili Bazı Başka Meseleler Secde Emrinin Muhataptarı Alimler, Hazret-i Adem'e secde ile emredilenlerin bütün melekler mi, yoksa sadece yeryüzü melekleri mi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. "Melekler" kelimesinin zahiri umûm ifade etmektedir. Fakat A'raf Sûresi'nin sonunda Cenâb-ı Hak, göklerdeki melekleri vasfederken (anlatırken) buyurduğu, "Sadece o (Allah'a) secde ederler" (A'raf, 206) ayeti, gökteki meleklerin, bu umûmî ifâdenin dışında kabul edilmesini gerektirir. Bu Secdenin Keyfiyeti Ayetteki "secde" ile, alınları yere koyma şeklindeki secde mi, yoksa saygı gösterme manası mı kastedilmiştir. Birinci manaya göre, Adem'e secde edilmiştir. Bir diğer izaha göre şöyle de denilebilir: "Aslında secde edilen Allah idi. Hazret-i Adem bu secdenin kıblesi oldu." Üçüncü Mesele İblis meleklerden midir değil midir? Eğer o meleklerden değilse, meleklere verilen secde emri, onu nasıl içine alır? Dördüncü Mesele İblis, tâ baştan beri mi kâfirdi, yoksa o anda (secde etmeyi reddettiği zaman) kâfir olduğu mu söylenebilir? Beşinci Mesele Melekler, Hazret-i Âdem'e, o tam hayatiyet kazandığı anda mı, yoksa daha sonra mı secde ettiler? Altıncı Mesele İblisin secde etmekten imtina etme hususunda ileri sürdüğü gerekçesi, "Ben, bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim?" şeklindeki sözü müdür, yoksa başka birşey midir? Yedinci Mesele Bu ayetler, İblis'in Rab Teâlâ'yı tanıyıp kabul ettiğine delâlet etmektedir. Fakat o yine de, kibri ve hasedi yüzünden küfre düşmüştür. Bazıları bunu kabul etmeyerek, onun Allah'ı tanımayıp, O'na asla inanmadığını söylemişlerdir. Sekizinci Mesele Allah'ın İblis e mühlet ve fırsat vermesinin, onu, vesvesesi ile insanlara musallat kılmasındaki hikmetinin sebebi nedir? Ayetin Tefsirine Dönüş Şimdi ayetin tefsirine dönüyor ve diyoruz ki: Allahü teâlâ bu ayette, İblis'in bir çeşit amelini (davranışını) ve iki şekildeki sözünü bize haber vermiştir. O ameli, Hazret-i Adem'e secde etmemesidir. Bu, ayette "Onlar da secde etmişlerdi, ama İblis etmemişti" ifadesi ile anlatılan şeydir. O iki sözünden birincisi, "Ben, bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim?" ifadesidir. Bu cümledeki istifham, istifham-ı inkârı olup, manası "Benim yaratıldığım asıl madde, Âdem'inkinden daha şerefli ve kıymetlidir. Öyle ise benim, ondan daha kıymetli ve şerefli olmam gerekir. Daha kıymetli olanın, daha düşük olana secde etmesinin emredilmesi, aklen çirkin bir iştir" şeklindedir. Onun ikinci sözü, "Benden şerefli kıldığın bu da kim ki, bana haber ver" ifadesidir. Zeccâc bundaki tabirinin "Bana haber ver" manasında olduğunu söylemiştir. Bu tabirin tefsiri hususunda, En'am Sûresi'nde uzun açıklamalar yapmıştık. Hazret-i Adem'in Şerefi Ayetteki, ifadesi ile ilgili şu izahlar yapılır: 1) Bu, "Bana üstün kıldığın bu kimseden, bana bahset. Onu, bana niçin üstün kıldın. Halbuki ben ondan daha hayırlıyım" demektir. Fakat bütün bu diğer ifadeler, ayetten anlaşıldığı için, bu kısa cümle ile yetinilmiştir. 2) Bu ifâdenin başındaki, "Bu" lafzının, başından harf-i istifham hazfedilmiş bir mübteda. ellezî ism-i mevsûlünün de sıla cümlesi ile birlikte onun haberi olması da muhtemeldir. Buna göre ayetin takdiri, "Söyle bakalım: Bu mudur benden üstün kıldığın varlık!" şeklindedir. Bu, küçük ve hakir görme üslubunda söylenmiş bir sözdür. Bundaki istifham harfi, era'eyteke (Bana haber ver) ifadesinin başında istifham bulunduğu için, hazfedilmiş ve tekrarına gerek kalmamıştır. 3) Bunun, "Bana haber ver" ifadesinin mef'ûlü olmasıdır. Çünkü bu era'eyteke tabirindeki kâf, sırf hitab için gelmiş olup, irâbta mahalli yoktur. Buna göre, şeytan sanki taaccüb ve yadırgama üslûbunda, "Şayet onu görseydin ve buseydin, bana üstün ve şerefli tutmaman gerekirdi!" manasında, "Bana üstün kıldığını gördün mü, tanıdın mı?" demiştir. İşte bu, ifadenin esas manası budur. Şeytanın Mühlet İstemesi Cenâb-ı Hak, sonra şeytanı "Eğer bana Kıyamet gününe kadar mühlet verirsen, andolsun ki onun zürriyetini, pek azı müstesna olmak üzere, mutlaka kendime bağlarım" dediğini nakletmiştir. Bu ifade hakkında birkaç bahis vardır: Birinci Bahis: İbn Kesir bu kelimeyi, hem vasıl hem vakıf halinde, yâ harf-belirtmek suretiyle, (......) şeklinde; Âsim, İbn Âmir, Hamza ve Kisâî, yâ'yı hazfederek, (......) şeklinde; Ebû Amr ise, sadece vasıl (geçiş) halinde yâ harfini belirterek okumuştur. "Le Ehtenikenne" Kelimesinin İzahı İkinci Bahis: Le Ehtenikenne kelimesi hakkında iki görüş vardır: 1) Bunun manası, "Tamamıyla, külliyyen almak" manasına gelir. Nitekim Arapça'da, birisinin malını, en küçük parçasına kadar araştırıp alan kimse için "Falanca, falancanın yanındaki (elindeki) malın hepsr aldı" denilir. Yine çekirgeler ekini tamamen yediği zaman, (......) denilir. 2) Bu, Arapların, hayvanın alt çenesine, insanın onu güdeceği bir yular bağlandığı zaman, (Hayvanı yularladı) deyiminden alınmıştır. Ebu Müslim şöyle demiştir: "Bu, "hanek" (ağız içinin altı ve üstü) kelimesinden, iftial vezninde bir fiildir. Buna göre şeytanlar aynen süvarinin, gem vasıtasıyla ata sahip olması gibi. insanlara sahip oluyorlardı. Birinci görüşe göre ayetin manası, "iğvâ ve tahrik ederek, onların kökünü kazıyacağım" şeklinde; ikinci görüşe göre de, "Nasıl hayvan gem ile güdülüp idare ediliyorsa, ben de insanları öyle güdüp, günahlara sevkedeceğim" şeklinde olur. İğvadan İstisna Edilenler Ayetteki, "pek azı müstesna" ifadesi ile, "Benim kullarımın üzerinde senin hiçbir tahakkümün yoktur" (Hicr, 49) ayetinde anlatılan kimseler kastedilmiştir. Buna göre eğer, İblis, Âdem'in zürriyeti hakkında nasıl beyle doğru bir zan ve tahminde bulunabilmiştir?" denilirse, biz deriz ki: Bu konuda birkaç izah söz konusudur: 1) İblis, meleklerin, "O (yeryüzünde) bozgunculuk edecek, kanlar dökecek kimseler mi yaratacaksın" (Bakara, 30) dediğini duymuş ve böylece bu hallerin meydana geleceğini öğrenmişti. 2) İblis, Âdem'e vesvese vermiş ve onda bir azim, bir kararlılık hali görememiştir. Binâenaleyh bu ifadenin zahiri de, azmin zayıflığı hususunda, evlâdlarının da Hazret-i Âdem gibi olduğunu ifade eder. 3) İblis, onun behîmi ve şehevî, parçalayıcı ve gazabî, vehmî ve şeytanî, aklî ve melekî kuvvetlerden mürekkeb olduğunu bilmiş ve yine ilk üç kuvvetin, yani şehvet, gazab ve vehim kuvvetlerinin, yaratılışın başlangıcında baskın ve üstün kuvvetler olduğunu, aklî kuvvetin ise ancak sonra kemâle erdiğini anlamıştır. Durum böyle olunca, İblis'in söylediği şey, zarurî olarak söz konusu olur. Allah'ın Şeytanı Kovması Bil ki Cenâb-ı Hak İblis'in bu sözünü naklettikten sonra, kendisinin de ona, "Defol git" dediğini bildirmiştir. Bu, "gelme"nin zıddı olan "gitmek" manasına değildir. Bu, "seçtiğin ve tercih ettiğin şeyi git yap" demektir. Bu sözden murad, oradan çekilme ve onu bu işiyle başbaşa bırakmak manasıdır. Cenâb-ı Allah sonra "Artık onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz cehennem hepinizin bir cezasıdır, tastamam bir ceza" buyurmuştur. Bunun bir benzeri de, Musa (aleyhisselâm)'nın Samiri'ye söylediği şu sözüdür: "Haydi (defol) git. Senin hayatın boyunca, nasîbin "Bana dokunmayın" demendîr" (Tâhâ, 97). Buna göre eğer, "buradaki zamir daha önceki "Kim sana uyarsa" ifadesine râcî olduğuna göre, bunun "Muhakkak ki cehennem onların bir cezasıdır" denilmesi daha uygun olmaz mıydı?" denilirse, biz deriz ki: Bu konuda birkaç izah şekli vardır: 1) Bunun manası, "Şüphe yok ki cehennem onların ve sizin bir cezanızdır" şeklindedir. Burada muhatab zamiri, gaib zamirine baskın çıkmış ve bundan dolayı burada, "hepinizin bir cezasıdır" denilmiştir. 2) Bu hitabın, "iltifat" üslûbu ile, gâib olan kimseler hakkında olması caizdir. 3) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kim kötü adet ortaya korsa, o yaptığının ve Kıyamet gününe kadar o adet ile amel edenlerin günahı onun üzerinedir' Dârimi, Mukaddime 44; İbn Mace, Mukaddime 14; Ahmed, 4/362 Binâenaleyh her günahların işlenişinde, onu işleyenin günahının bir misli de İblise yazılır. Bütün günahların temelinde İblis bulunduğu için, buradaki tehdide muhatab olan da İblis olmuş olur. Cenâb-ı Hak sonra, "Tastamam bir ceza" buyurdu. "Mevfûr" lafzının fiili, bazan lazım, bazan müteaddi olarak kullanılır. Nitekim Arapça'da müteaddi olarak, (Onu çoğalttım, bollaştırdım); (bollaşma) ve "mevfûr" (bol)mûfer (bol kılınmış) şeklinde kullanılır. Nitekim Züheyr "Kim ki, namusunu, haysiyetini korumak için iyilik yaparsa, onu tam olarak korur. Kim de sövülmekten çekinmezse, sövülür." Fiilin lâzım olarak kullanılması da, bir kimsenin (Mal çoğaldı, çok oldu) sözünde olduğu gibidir. Birinci takdire göre mana "Bu, çoğaltılmış bir cezadır" şeklinde; ikinci takdire göre, "Bu, çok olan bir cezadır" şeklinde olur. Buradaki "cezâen" tabiri, mef'ûl-ü mutlak olarak mansubtur. Şeytanın İnsanları Aldatması |
﴾ 63 ﴿