100"Bu onların cezasıdır. Çünkü onlar ayetlerimizi tanımayarak kâfir oldular ve "Bir yığın kemik ve kırıntı olunca mı, hakikaten biz mi yeni bir yaratılışla diriitilecekmişiz?" dediler. Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, kendileri gibilerini yaratmaya kadir olduğunu görmediler mi? Allah onlar için bir ecel tayin etti ki onda hiç şüphe yoktur. Böyle iken zâlimler ancak gâvurlukta ayak diretirler. De ki: "Rabbinin rahmet hazinelerine siz mâlik olsaydınız, o zaman harcamaktan tükenir korkusu ile, hiç şüphesiz cimrilik ederdiniz." Gerçekten insan çok cimridir". Allahü teâlâ, her türlü tehdidini beyan buyurunca, "Bu onların cezasıdır. Çünkü onlar, ayetlerimizi tanımayarak kâfir oldular" buyurdu. Bu ayetteki bi-ennehüm'deki bâ harfi, sabebiyye bâ'sıdır. Bu, "cezanın (karşılığın) illeti ameldir" diyen kimseler için bir delildir. Allah en ıyi bilendir. Bil ki Allahü teâlâ nübüvveti inkâr edenlerin şüphelerine cevap verince, haşri, neşri inkar edenlere de cevap vermek için. bunların şüphelerine ver vermiştir. Bu süphe de şudur: "İnsan çürüyüp kırıntı haline geldikten sonra, onun aynısının yeniden meydana gelmesi imkânsız bir şeydir." Allah buna, gökleri ve yeri yaratmaya kadir olanın, insanları yeniden ilk şekilleriyle yaratmaya kadir olması uzak birşey değil diyerek cevap vermiştir. Cenâb-ı Hakk'ın "Kendileri gibilerini yaratmaya kadir olduğunu (görmediler mi?)" ifadesiyle ilgili İki görüş vardır: 1) Bu, "Allah, onları ikinci defa yaratmaya da kadirdir" demektir. Böylece Cenâb-ı Hak, onları ikinci defa yaratışını "misil" kelimesi ile ifade etmiştir. Bu tıpkı kelamcıların, "iade (yeniden yaratma), ibtida (ilk yaratma) gibidir" sözlerine benzer. 2) Bu, "Allah, kendisini bir bilen, O'nun hikmet ve kudretinin mükemmel olduğunu kabul eden ve böylesi yanlış şüpheleri bırakan başka kullar yaratmaya kadirdir" demektir. Bu izaha göre, bu ifade tıpkı, "(Allah) eğer dilerse, sizi giderir, yepyeni bir halk getirir" (ibrahim, 19) ve "yerinize sizden başka bir kavmi getirir" (Tevbe, 39) ayetlerinde olduğu gibidir. Vahidi şöyle der: "Birinci görüş daha uygundur. Çünkü o, öncesi ile daha uyumludur. Allahü teâlâ bahsedilen delil ile, öldükten sonra dirilmenin, Kıyametin haddizatında mümkin şeylerden olduğunu anlatınca, bunun peşinden, bu dirilmenin ve Kıyametin meydana gelmesi için, Allah katında belli bir zamanı olduğunu, "Allah onlar için bir ecel tayin etti ki onda hiç şüphe yoktur" diyerek belirtmiştir. Daha sonra ise, "Böyle iken zâlimler, ancak gâvurlukta ayak diretirler", yani "Bu apaçık delillerden sonra onlar ancak küfürde, nefrette ve inkârda ayak diretirler" buyurmuştur. İnsan Malik Olsaydı Cimrilik Ederdi Cenâb-ı Hak, "De ki: "Rabbimin rahmet hazinelerine siz mâlik olsaydınız, o zaman harcamaktan tükenir korkusuyla, hiç şüphesiz cimrilik ederdiniz" buyurmuştur. Bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır: Kâfirler, "biz, sana katiyyen inanmayız; tâ ki bizim için şu yerden bir pınar akıtasın" (isrâ, 90) deyince, mallarının artması ve geçimlerinin genişlemesi için, nehirlerin ve pınarların akıtılmasını istemiş oldular. İşte bunun üzerine Allahü teâlâ onlara, "Allah'ın rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, cimrilikte ve kıskançlıkta devam eder, hiç kimseye faydalı olmak istemezdiniz" dedi. Buna göre, onların istedikleri o şeyleri yerine getirmenin bir faydası yoktur. İşte ayetin, kendinden öncekilerle münasebeti hususundaki izahımız budur. Allah en iyi bilendir. Ayetteki lev entüm ifadesi ile ilgili, biri nahiv, diğeri de beyân ilmi ile ilgili iki bahis vardır. Nahvî bahis şudur: Lev edatının özelliği, fiilin başına gelmesidir. Çünkü bu kelime, birşey bulunmadığı için, diğer birşeyin de olmayacağını ifade eder. İsim, zatlara; fiil ise, işlere tesirlere delalet eder. O halde yok olan zâtlar değil, fiiller ve tesirlerdir. Binâenaleyh "lev" kelimesinin, fiillere has olduğu sabit olur. Nitekim nahivciler, buna delil olarak, Mütelemmis'in şu şiirini getirmişlerdir: "Şayet dayılarımdan başkaları bana bir nakısa, bir eksiklik getirmeyi dilerlerse, onların en önde gelenlerinin başına, felâket mührünü basarım." Bu, takdirindedir. İlmi beyân ile ilgili bahis de şudur: Sözde önce zikredilmek, "tahsise" delâlet eder. O halde ayetteki, ifadesi, bu cimrilik ve kıskançlığın onlara mahsus olduğuna delalet eder. Allah'ın fazl ve rahmet hazineleri sınırsızdır. Buna göre mana, "Eğer sizler sınırsız hayır ve nimet hazinelerinesahip olsaydınız bile, bu cimriliğinizi yine de sürdürürdünüz" şeklinde olup, onların bu sıfatla alabildiğine mevsuf olduklarını göstermektedir. Cenâb-ı Hak, daha sonra "insan çok cimridir" buyurmuştur. Arapça'da, bir insan harcamada ve infakta kusur ettiğinde, fiili kullanılır. İmdi, eğer, "insanda büyük ve şerefli bir cömertlik de vardır?" denilirse, buna birkaç yönden cevap verebiliriz: 1) Aslında insan cimridir. Çünkü muhtaç olarak yaratılmıştır. Muhtaç olan ise, mutlaka sayesinde ihtiyacını gidereceği şeyleri sever ve onları kendisi için tutup muhafaza eder. Fakat insan, bazan harici sebepler ile, bu şeylerde cömertlik yapar. Binâenaleyh insanın aslında cimri olduğu sabit olur. 2) İnsan, malını övülmek, teşekkür edilmek ve görevlerini yerine getirmek için harcar. Binâenaleyh gerçekte o, bir karşılık almak için harcamada bulunmuş olur. O halde o, gerçekte cimri demektir. 3) Ayette bahsedilen "İnsan" ile, biraz önce (geçen ayetlerde) anlatılan kimseler kastedilmiştir. Bunlar, "Biz, bizim için şu yerden bir pınar akıtmadıkça, sana katiyyen inanmayız" diyen kâfirlerdir. |
﴾ 100 ﴿