31"iman edip de güzel güzel amellerde bulunanlara gelince, biz, şüphesiz iyi amel ve hareket edenlerin mükafaatmı zayi etmeyiz. Onlar için altından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada, tahtlar üzerinde kurularak. altın bileziklerle bezenecekler. ince ipek kumaştan, kalın ipekten yeşil elbiseler giyeceklerdir. Ne güzel mükâfaat, ne güzel dayanak!". Bil ki Allahü teâlâ kâfirlerle ilgili tehdidi zikredince, bunun peşinden müminlerle ilgili vâ'dini getirmiştir. Ayetle ilgili birkaç mesele vardır. Cenâb-ı Hakk'ın, "îman edip de güzel güzel amellerde bulunanlara gelince" ifâdesi, salih amelin imandan başka olduğuna delâlet eder. Çünkü, oradaki atıf, başkalığı gerektirir. Cenâb-ı Hakk'ın, "biz şüphesiz iyi amel ve hareket edenin mükafaatmı zayi etmeyiz" ifâdesinin zahiri, mümin kimsenin amelinin güzel olması sebebiyle Allah'dan bir alacağı bulunduğunu iktiza etmektedir. Alimlerimize göre alacaklı olmak, Cenâb-ı Hakk'ın va'dından dolayıdır. Mu'tezile'ye göreyse,yapılan ren dolayıdır. Halbu ki, Mu'tezile'nin görüşü yanlıştır. Çünkü Allah'ın, kul üzerinde pekçok nimeti vardır. Bu nimetler, şükrü ve kulluğu gerektirir. Şükür ve kulluk ise, başka bir mükâfaat gerektirmezler. Çünkü görevi ifâ etmek, başka bir şey gerektirmez. Cenâb-ı Hakk'ın "İman edip de güzel güzel amellerde bulunanlara gelince biz şüphesiz iyi amel ve hareket edenlerin mükâfaatlarını zayi etmeyiz" ifadesinin senzeri, şairin şu sözüdür: "Muhakkak ki Allah halifeye, kendisiyle her şeyin (yetki) mührünün umulacağı, bir melik elbisesi giydirdi (giydirsin.)" "Ayetteki inne, edatının tekrar edilmesi, amelleri ve onlara mukabil verilen mükâfaatı tekid etmek içindir. Ayetteki ülâike kelimesi, inne'nin haberi olup, "biz zayi etmeyiz" cümlesi de, mu'tarıza, ara cümledir. Sen, hem "biz zayi etmeyiz" ifâdesini, hem de, "onlar" ifâdesini, inne'nin iki ayrı haberi kabul edebileceğin gibi, ülaike ifâdesini, mübhem bırakılan "ecr" (mükâfaat) kelimesini beyân eden müstenef bir kelâm da kabul edebilirsin. Bil ki Allahü teâlâ önce mübhem olan bir mükafaattan bahsedip, daha sonra da bu hususu şu bakımlardan ayrıntılı biçimde açıklamıştır: 1) Onların bulundukları yerin nitelenmesi. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın. "Onlar için, altından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır" ayetinin anlattığı husustur. Arapça'da "adn" ikâmet etmek demektir. Buna göre ayetin manası, "onlar için.... ikâmet edecekleri cennetler vardır" şeklinde olabilir. Bu tıpkı, "Burası ikâmet edilecek bir yerdir, evdir" denilmesine benzer. Adn lafzının, cennetin belli bir yerinin ismi olması da caizdir ki, bu muayyen yer, cennetin ortası, merkezi ve cennetin en kıymetli yeridir. Biz bu hususu daha önce tafsilatlı olarak izah etmiştik. Ayetteki cennât, çoğul bir kelimedir. Binâenaleyh, bununla murad edilenin, Cenâb-ı Hakk'ın, "Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimseler için iki cennet vardır." (Rahman, 46) ayeti olması mümkün olduğu gibi bununla her bir mükellefin payına düşenin başlı başına bir cennet olduğu hususunun kastedilmiş olması da mümkündür. Cenâb-ı Hak, o cennetlerin altlarından ırmakların aktığını belirtmiştir. Zira dünyada iskân edilen yerlerin en üstünü içlerinden nehirlerin aktığı bağlık bahçelik yerlerdir. 2) Oünyadakilerin elbiseleri, ya zinet elbisesidir, ya da tesettür, giyinip örtünme elbisesidir. Zinet elbisesi hakkında Cenâb-ı Hak, "Orada, altın bileziklerle bezenecekler" buyurmuştur. Bu, "Allah onları bu şekilde bezer ve süsler" veyahutta, " melekler onları bu şekilde süsler" anlamındadır. Bazı kimseler de, onların herbirinin üzerinde üç çeşit bilezik bulunduğunu; tefsirini yapmakda olduğunuz ayetten dolayı altın bilezikler; "Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir" (insan, 21) ayetinden dolayı gümüş bilezikler. ... 'incilerle" ... (Hac, 23) ayetinden dolayı da inciden yapılma bilezikler bulunduğunu söylemişlerdir Örtünme için giyindikleri elbiselerine gelince, bu da "ince ipek kumaştan, kalın ipekten yeşil elbiseler giyeceklerdir" ayetinin ifâde ettiği hususturki, bunlarla ahiretteki ince ipek kumaş ile kalın ipek kumaş kastedilmiştir. Birincisi (sündüs), ince ipek demektir. İkincisi de, kalın ipek demek olup, bu kelimenin aslının Farsça olduğu, daha sonra Arapçalaştığı da ileri sürülmüştü. Kelimenin Farsça'daki aslı ise "kalın" anlamında olan (Istebreh) dir. Buna göre şayet, "Allahü teâlâ'nın zinetle ilgili ifadede meçhul olarak yuhallevne buyurup, ipeklerle ilgili olan ifade de ise. yelbesûn şeklinde buyurarak böylece giyinme işini o cennetliklere nisbet etmesinin sebebi nedir?" denilirse, biz deriz ki: Giyinme işinin, onların ametleri karşılığı olarak hak ettikleri şeye; zinetlerin de, Allah'ın doğrudan doğruya bol kerem ve lütfunun bolluğunun eseri olmak üzere onlara ihsan edip verdiği şeylere bir işaret olması muhtemeldir. 3) Bu, onların, o cennetlerde nasıl oturduklarıyla alâkalıdır. Cenâb-ı Hak bu hususu da vasfederken, "tahtlar üzerine kurularak" buyurmuştur. Âlimler şöyle demişlerdir: (......) kelimesi erîke kelimesinin çoğulu olup, "erike" de, "gelin odasında bulunan koltuk, divan" demektir. Gelin odasında bulunmayan divana ise, "erîke" denilmez. Cenâb-ı Hak, bu üç kısmı böylece vasfedince "Ne güzel mükâfaat, ne güzel dayanak!" buyurmuştur. Cenâb-ı Hak, bu ayetin sonunda bu ifâdeye, daha önce geçen 'Yo ateş) ne kötü bir dayanaktır!" ifâdesine mukabil olmak üzere yer vermiştir. |
﴾ 31 ﴿