46"O mallar, o oğullar (hep) dünya hayatının zinetidir. Bakı olacak olan sâlih ameller ise, Rabbinin nezdinde sevabca da hayırlıdır, emelce de hayırlıdır". Allahü teâlâ, dünyanın çok çabuk sona ereceğini, sonlu olduğunu, son bulmanın ise, zeval, fânilik ve helak olmak demek olduğunu beyân edince, mal ve oğulların da dünya hayatının zineti olduğunu bildirmiştir. Bundan muradı, bu cüz'ı (bazı şeylerle ilgili) durumu, külli hükmün içine sokmaktır. Biz şimdi, bu kıyasın neticesini şöyle ortaya koruz: Mal ve evlâd dünya hayatının süsü püsüdür. Dünyanın süsü olan herşey ise, fânidir, çabucak sona erer. İşte bu iki mukaddime çok net ve açık olarak, mal ve evladların da, hemen sona ereceği ve fani olduğu neticesini verir. Aklı olan insanın, böylesi şeylerle övünmesi, sevinmesi ve onlara değer vermesinin, kabîh (çirkin) bir iş olduğu net olarak ortaya çıkar. Binâenaleyh bu, mallarının ve evlâdının çok olması ile, fakir müminlere karşı böbürlenen o müşriklerin bu görüşlerinin yanlış olduğunu çok net bir biçimde gösteren aklî bir delildir. Cenâb-ı Allah daha sonra, o fakir müminlerin, bu zengin kâfirlerden daha üstün olduklarına delâlet eden hususu zikrederek, "Baki olacak olan sâlih ameller ise, Rabbinin'nezdinde sevabca da hayırlıdır, emelce de hayırlıdır" buyurmuştur. Bu delili şu şekilde açıklarız: Dünya iyilikleri, malları ve hayırları sonlu ve fânidir. Ahiret hayırları ise devamlı ve bakidir. Devamlı ve baki olan, sonlu olandan daha hayırlıdır. İşte bu, zarurî (kesin) olarak çıkarılan bir neticedir. Hele de, dünya hayırlarının değersiz ve önemsiz; ahiret hayırlarının ise kıymetli ve yüce olduğu sabit ise. Çünkü dünya hayırları hissi ve maddî; âhiret hayırları ise aklî ve manevîdir. Hak teâlâ'nın, "Allah göklerin ve yerin nurudur"(Nur, 25) ayetinin tefsirinde aklen idrâk edilen şeylerin, hissî (duyularla bilinen) şeylerden daha efdal olduğunu beyan etmek için, zikrettiğimiz pek çok delile göre, aklî olan şeyler, hissi olanlardan daha kıymetlidir. Durum böyle olunca da, aklî ve hissî mutlulukların toplamı, uhrevî saadet olur. Binâenaleyh uhrevî saadetlerin, dünyevî saadetlerden daha üstün olmaları gerekir. Allah en iyi bilendir. Müfessirler, bu ayetteki "el-bâkiyâtu's-sâlihat" tabiri ile ilgili olarak, şöyle bazı görüşler ileri sürmüşlerdir; 1) Bunlar "Subhânallahi vel-hamdülillahi velâ ilahe illâllâhu vallahu ekber" şeklindeki tesbihlerimizdir. Gazali bu tesbihin izahı hususunda güzel bir açıklama yapmıştır: O şöyle der: "Rivayet olunduğuna göre, kim "Subhânallah" (Allah'ı tesbih ve tenzih ederim) derse, onun için on misli sevab gerçekleşir. "Velhamdülillahi" "Hamd, Allah'adır" dediğinde, sevabı yirmi olur. "Ve lâ ilahe illâllâhu" "ve Allah'dan başka hiçbir tanrı yoktur" dediğinde, otuz olur. "vallâhu ekber" "Allah en büyüktür" dediğinde ise, kırk olur. Gazali sözüne şöyle devam eder: "Bu hususta işin aslı şudur: Mükafaat derecelerinin en büyüğü, marifetullaha ve muhabbetullaha dalmaktır. Binâenaleyh insan, "subhânallah" dediğinde Hak Sübhanehû ve Teâlâ'nın, Kendisine yakışmayan herşeyden münezzeh olduğunu anlamış olur. Bu anlamanın tahakkuk etmesi ise, insan için büyük bir mutluluk ve mükemmel bir sevinçtir. İnsan bu bilgi ile birlikte, "velhamdülillahi" dediğinde, Hak Subhânehû ve Teâlâ'nın, kendisine yakışmayan herşeyden münezzeh olduğu gibi, gerekli olan -herşeyi vermenin ve bütün hayır ve kemalleri bol bol akıtmanın mebdei olduğunu da ikrar etmiş olur. Böylece marifet dereceleri kat kat artar. Muhakkak ki biz, "Onun sevabı kat kat artar" demiştik. Bununla beraber kul, "Laiiâhe illallah" dediğinde, muhakkak ki uygun olmayan herşeyden münezzeh olan o "zât"ın, uygun olan herşeyin mebdei olduğunu ve varlık âleminde bu özellikte ancak tek bir mevcûd olduğunu ikrar etmiş olur. Böylece de marifetin mertebesi üç olmuş olur. Şüphesiz o mükâfaatın dereceleri de üç olmuş olur. Kul, "Allahu Ekber" dediğinde ise bunun manası, "Allah kibriyâsının ve celâlinin künhüne ulaşmaktan akılların âciz kalacağı yücelik büyüklük ve aşkınlıktadır. Böylece marifetin dereceleri dörde ulaşmış olur, ve böylece mükâfaatın dereceleri de dört olur." 2) Baki olacak olan salih ameller'den murad, beş vakit namazdır. 3) Bunlar, güzel sözlerdir. Nitekim Cenâb-ı Allah, "Onlar, sözün en güzeline irşâd edilmişlerdir" (Hacc. 24) buyurmuştur. 4) Seni, marifetullah, muhabbetullah ve hizmetullah ile meşgul olmaya sevkeden ve çağıran her fiil ve söz, baki olan salih amellerdendir. Seni mahlûkatın halleri ile meşgul olmaya sevkeden her söz ve fiil ise, bunun dışındadır. Çünkü Hakk'ın dışındaki her şey, zâtından ötürü fânî ve yine zâtından ötürü yok olucudur. Bundan dolay onlarla meşgul olup, onlara iltifat etmek, boş bir iş, boşa gitmiş bir gayrettir. Zâtından ötürü hak ve gerçek olana gelince, o, bakî olandır. Zevali kabul etmez. Muhakkak ki marifetullah, muhabbetullah ve itaatullah ile meşgul olmak, işte yok ve fan olmayacak bir tarzda "bakî" kalacak olandır. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "(Onlar) Rabbin nezdinde sevabca da hayırlıdır, emelce de hayırlıdır" buyurmuştur. Bu, "Allah'ın rızasını elde etmek için yapılan her amel ile ilgili mükafaat, arzu ve emel, şüphesiz daha hayırl ve daha faziletlidir. Çünkü bu amelleri yapan, dünyada Allah'ın mükafaatını, âhirette de nasibini arzu ve ümid eder" demektir. |
﴾ 46 ﴿