7"Ey Zekeriyyâ, hakikaten biz sana, Yahya adında bir oğul müjdeleriz ki, bundan evvel biz ona hiç bir (kimseyi) adaş yapmamıştık". Bu ifadeyle ilgili birkaç mesele vardır: Hazret-i Yahya(aleyhisselâm)'ın Doğum Müjdesi Alimler, "Ey Zekeriyyâ" diye nida edenin kim olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu cümleden olarak ekseri ulemâ, bunun Allahü teâlâ olduğu kanaatindedirler. Bu böyledir, zira bu ayetten önceki ifadeler, Hazret-i Zekeriyya'nın Allahü teâlâ'ya hitabta bulunup O'na niyaz ettiğine delâlet etmektedir. Bu ayetler onun, "Ya Rabbi, doğrusu (...) Benim kemiğim yıprandı. Ben Sana duâ etmem sebebiyle bedbaht olmadım" (Meryem, 4) ve "bana... ihsan et" (Meryem, 5) şeklindeki ifadeleridir. Bundan sonraki ayet de, Hazret-i Zekeriyya'nın, Allah'a hitabda bulunduğunu göstermektedir ki bu da onun, "Rabbim, benim nasıl oğlum olur ki?" (Meryem, 8) sözüdür. Hem bu ayetten önceki ayetler, hem de bu ifade, Hazret-i Zekeriyya'nın Allah'a hitap ettiği ayetler olunca, bu nidanın da, Allah'tan olması gerekir. Aksi halde, ayetlerin nazmı (normal düzeni) bozulmuş olur. Bazı kimseler, bu nidanın melek tarafında yapılmış olduğunu ileri sürmüşler ve bu hususta şu iki delili zikretmişlerdir: 1) Cenâb-ı Hak, Âl-i İmran sûresinde "O, mihrabda durup namaz kılarken melekler ona (şöyle) nida etti: "Gerçek Allah sana... Yahyayı müjdeler" (Al-i imran, 39) buyurmuştur. 2) Zekeriyya (aleyhisselâm), "Dedi ki: "Rabbim, benim nasıl oğlum olur ki? Karım kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son haddine varmışımdır" (Meryem. 8) deyince, "Öyledir. Rabbin buyurdu ki: O, bana göre pek kolay" (Meryem, 9) demiştir ki, bunun Allah kelâmı cümlesinden olması caiz değildir. Binâenaleyh bunun, meleğin sözü gerekir. Birincisine şu şekilde cevap verebiliriz: "Burada, biri Allah'ın, meleğin nidası olmak üzere, iki nida bulunmaktadır" denilebilir. İkincisinin cevabını da inşaallah, biz Cenâb-ı Hakk'ın, "Öyledir. Rabbin buyurdu ki: O. bana göre pek kolaydır" ifadesinin, Allah'ın kelâmından olmasının mümkün olduğunu beyan ettiğimizde vermiş olacağız. Buna göre şayet, "Eğer duâ izne bağlıysa, ayetteki müjde ve beşaretin manası ne oluyor? Yok, eğer müsadesiz oluyorsa, daha niçin Cenâb-ı Hak, "beşareti, müjdeyi izinden önce getirmiştir?" denilirse, buna şu şekilde cevap veririz: Bu Cenâb-ı Hakk'ın Zekeriyya'ya tahsis ettiği bir durumdur. Binâenaleyh onun, izinsiz olarak böyle bir talepte bulunması caiz olmuştur. Cenâb-ı Hakk'ın, bu hususta Hazret-i Zekeriyya'ya bunun vaktini bildirmeden müsade etmiş olması, bundan ötürü de onu müjdelemiş olması mümkündür. Müfessirler, Cenâb-ı Hakk'ın, "bundan evvel biz ona hiçbir (kimseyi) adaş yapmamıştık" ifadesi hakkında şu iki şekilde ihtilaf etmişlerdir: a) İbn Abbas, Hasan el-Basrî, Said İbn Cübeyr, İkrime ve Katâde'nin olan görüşe göre, Hazret-i Yahya'dan önce hiç kimse, bu İsimle adlandırılmamıştır. b) Ayetteki semiyyâ kelimesi "benzer", "nazîr" manası kastedilmiştir. Bu Cenâb-ı Hakk'ın tıpkı, "Onun bir adaşı olduğunu bilir misin? (Hayır yoktur)"(Meryem, 65) ayetinde olduğunu gibidir. Alimler bu hususta da şu ekilde ihlitaf etmişlerdir. 1) O, günah işlemeyen ve günahı kafasından bile geçirmeyen bir seyyid ve nefsine hakim olan kimse (hasûr) idi. Bu, sanki Hazret-i Zekeriyyâ'nın, "Rabbim, sen onu çok rıza sahibi kıl" (Meryem, 6) şeklinde isteğine bir cevaptır. İşte bu sebeple ona, "hakikaten biz sana, dinde bir benzerini daha önce yaratmadığımız bir çocuğu müjdeliyoruz. Böyle olan kimse de, hoşnut olunmanın zirvesindedir" denilmek stenmiştir. Bu izah, tutarsızdır. Zira bu, Hazret-i Yahya'nın Adem, Nûh, İbrahim ve Musa (aleyhisselâm) gibi kendisinden önce geçmiş olan peygamberlere üstün kılınmış olmasını gerektirir ki bu, ittifakla yanlıştır. 2) Bütün insanlara, onlar dünyaya geldikten sonra, babaları ve anneleri ad boyarlar. Yahya (aleyhisselâm)'a gelince, dünyaya gelmeden önce onun adını Allah, koymuştur. Binâenaleyh bu, sadece ona ait bir özelliktir. Binâenaleyh onun, bu özellik itibariyle bir benzeri bulunmamaktadır. 3) O, ihtiyar bir babadan ve kısır, ihtiyar bir kadından olmuştur. Bil ki, birinci izah daha uygundur, zira semiyyâ kelimesini "misil, benzer" manasına almak, her ne Kadar bir medh ve övgüyü ifade ediyorsa da, ancak ne var ki bu, zaruret bulunmaksızın, hakîki manadan udûl etmedir ve bu da caiz değildir. Ama Cenâb-ı Hakk'ın, "Onun bir adaşı olduğunu bilir misin? (Hayır, yoktur)" (Meryem, 65) ayetinde kelimenin zahiri manasını terkettik. Çünkü Cenâb-ı Hak "O halde sen O'na kulluk et ve kulluğunda da iyice sebat et. Onun bir adaşı olduğunu bilir misin?" (Meryem, 65) buyurmuştur. Cenâb-ı Hakk'ın, sırf böyle olmasının, O'na ibâdetin vacib olmasını gerektirmeyeceği malumdur. İşte bundan dolayı biz, ayetin zahiri manasını terkettik. ona orada ise, zahirî manayı terketme hususunda zorunluluk bulunmamaktadır. Binâenaleyh, o ayete zahiri manasına göre anlam verilmesi gerekir. Bir de, Yahya'nın sadece bu ismi almasında bir tür tazim ve saygı bulunmaktadır. Çünkü biz, bir kralın meşhur bir lakabı olduğunda, onun tebaasının ona saygıdan dolayı, o lakabla lakaplanmayıp, tam aksine bu lakabı sadece krala bıraktıklarını görmekteyiz. İşte burada da böyledir. O'na Yahya Adının Verilmesinin Sebebi Bu mesele, Yahya (aleyhisselâm)'ın bu ismi alması hakkındadır. Salebi bu hususta şu açıklamaları rivayet etmiştir: a) İbn Abbas (radıyallahü anh)'dan Allah Yahya (aleyhisselâm) vasıtasıyla, annesinin kısırlığını gidermiştir" dediği rivayet edilmiştir. b) Katâde şöyle demiştir: "Allahü teâlâ onun kalbini iman ve tâatle ihya etmiştir. "Bir ölü iken kendisini dirilttiğimiz" (Enam, 122) ve "sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman" (Enam, 24) ifadeleriyle, kendisine itaat edene "hayy", isyan edene de "meyyit-ölü" adını vermiştir. c) Onun ihyâsı, tâat ile olmuştur. Böylece o, günah işlemek şöyledursun, onu gönlünden bile geçirmemiştir. Çünkü İkrime, İbn Abbas (radıyallahü anh)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Yahya İbn Zekeriyya hariç, herkes günah işlemiş yahutta onu gönlünden geçirmiştir. Ama o, onu ne gönlünden geçirmiş, ne de yapmıştır" buyurmuştur. d) Ebu'l-Kasım Hubeyb de şöyle demiştir: "Yahya (aleyhisselâm) şehid edilmiştir. Şehidi ise, "Bilakis onlar Rableri katında diridirler. Rableri katında rızıklanırlar" (Al-i İmran, 169) buyruğundan dolayı, Rableri katında diridirler. e) Amr ibn Abdullah el-Makdisi'nin ileri sürdüğü şu husus: Allahü teâlâ, Hazret-i İbrahim'e, hanımı Yesâre'ye ki onun ismi o zaman böyledi, "Ben, senden, ismi Hay. - (diri, yaşayan) olan ve aklından hiç günah geçirmeyen bir kul, çocuk çıkaracağım, elde edeceğim" demesini vahyetti. Bunun üzerine de Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm), (hanımına), "O çocuğa, senin isminin harflerinden bir harf bağışla" dedi. O da ona, isminden bir harf hibe etti de, böylece onun ismi Yahya oldu. İbrahim'in hanımının ismi de Yesâre idi. Böylece onun ismi (ye harfini hibe edince), Sâre oldu. f) Yahya (aleyhisselâm), Hazret-i isa'ya ilk iman edendi. Böylece onun Kalbi, bu iman sayesinde hayata kavuştu, diri ve "hayy" oldu. Bu böyledir, çünkü Yahya (aleyhisselâm)'ın annes kendisine hamile iken, Hazret-i İsa'ya hamile olan Meryem ile karşılaştı. Bunun üzerine Yahya (aleyhisselâm)'ın annesi Hazret-i Meryem'e, "Ey Meryem, hamile misin?" dediğinde Meryem, "Niçin sordun?" deyince de o, "Ben, karnımdakinin senin karnındakine (saygı) secdesi ettiğini hissediyorum" diye cevap verdi. g) Din, Yahya (aleyhisselâm) ile hayat bulmuştur. Çünkü Hazret-i Zekeriyya onu, dini ihya için Allah'tan talep etmişti. Bil ki bu izahların tamamı tutarsızdır. Çünkü lakab isimlerinde iştikak aranmaz. İşte bundan dolayı tahkik erbabı, "Lakab isimleri, müsemmâds (müşarun ileyhde) asla bir sıfata delâlet etmeyen işaret isimleri gibidirler" demişlerdir. |
﴾ 7 ﴿