62

"(Musa) "Sizinle buluşma, zinet (bayram) günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir" dedi. Bunun üzerine Firavun dönüp gitti. Sonra bütün hilesini toplayıp geldi. Musa. onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size, Allah'a karşı yalan düzmeyin. Yoksa Allah azab ile sizin kökünüzü kurutur. Allah'a karış yalan uyduran herkes, muhakkak hüsrana uğramıştır." Böylece onlar aralarında, işlerini, çekişe çekişe görüşürler, sonra da gizlice müşavere ettiler",

Buluşma Yeri ve Zamanı

Bil ki ayetle ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Ayetteki, "sizin bulaşma vakti" ifadesinin, Firavunun sözü olması, yani bu vakti ve yeri belirleyenin onun olması muhtemel olduğu gibi, bunun Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ın sözü olması da muhtemeldir. Kâdi birincisinin daha açık olduğunu, çünkü bu toplanmayı isteyenin Musa (aleyhisselâm) değil, Firavun olduğunu söylemiştir.

Ama bana göre, daha tercihe şayan olan, bunun Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'a ait olması gerekir. Bu şu sebeblerden dolayıdır:

1) Firavun "Şimdi sen kendinle bizim aramızda bir buluşma yeri ve zamanı tayin et" demiş ve bu söz ona cevaben söylenmiştir.

2) Zaman olarak zinet (bayram) gününün belirlenmesi, yapılacak şeyi herkesin görmesini sağlar. Binâenaleyh zaman olarak bu günü seçmek ancak işinin göz boyamaktan ibaret olduğunu bilen batıl taraftarı kimseye değil, kudret-i ilâhiyyenin kendisi ile birlikte olduğunu bilen hak taraftan kimseye uygun düşer.

3) Ayetteki, "Sizin mev'idiniz" ifadesi, bir topluluğa hitabtır. Eğer biz bunu, Firavunun Musa (aleyhisselâm) ve Harun (aleyhisselâm)'a karşı söylediğini kabul edersek, o zaman bu durumda, ya bir ta'zim (saygı) dan dolayı bunun böyle söylendiğini kabul etmemiz gerekir ki bu, Firavun'un Hazret-i Musa (aleyhisselâm) ve Hazret-i Harun'a karşı tutumuna uygun düşmez. Yahut da bunu, "Cem'inin (çoğulun) en azı, iki kişidir" şeklindeki görüşe göre böyle saymamız gerekir ki bu da caiz değildir. Fakat bu sözü, Musa (aleyhisselâm)'ın Firavun ve adamlarına söylenmiş kabul edersek, o zaman doğru olur.

İkinci Mesele

Bazı kimseler, "yevm" kelimesini mim'in zammesi ileokurlarken, Hasan el-Basri, mim'in nasbi ile okumuştur. Zeccâc şöyle der: "Bu kelime merfû (zammeli) kılınırsa, (mahzûf) mübtedanm haberi olur ve manası, "O randevu vaktiniz, zinet günüdür" şeklinde olur. Ama mansub (fethalı) okuyan, bunu zarf yapmış olur ve manası, "sizin o randevunuz, zinet günü olacaktır" şeklinde olur.

Ayetteki (......) ifadesi "Randevu vaktiniz insanların kuşluk vakti toplanmalarıdır" demektir. Buna göre, buradaki en-i masdariyye (ve cümlesi) mahallen merfû olmuş olur. Bunun "zinet" kelimesine atfedilerek, mahellen mecrûr olması da mümkündür. Buna göre, Hazret-i Musa (aleyhisselâm) sanki, "Sizin randevu vaktiniz, zinet (bayram) günü ve insanların kuşluk vakti toplandığı gündür" demiştir.

Buna göre eğer, "Ayetteki, "Şimdi sen kendinle bizim aramızda bir buluşma yeri ve zamanı tayin et" ifadesini tefsir ederken, bunun manasının, "Cayamayacağımız o buluşma yerini, dümdüz bir yer kıl" şeklinde olduğunu söylememiş miydiniz? Öyleyse buna, zaman zikredilerek cevab vermesi nasıl uygun düşer?" denilirse, biz deriz ki: Bu, her ne kadar lafzan bir uygunluk arzetmiyorsa da, mana bakımından bir uygunluk bulunmaktadır. Çünkü onları mutlaka zinet (bayram) gününde, insanların toplandığı bir günde ve belli bir yerde toplanıyor olmaları gerekir. Binâenaleyh bu zaman, randevu vakti olarak belirlenince, yerde belirlenmiş oldu.

Bayram (Zinet) Günü

Müfessirler, "zinet günü" hususunda şu izahları yapmışlardır:

1) Bu, onları giyinip kuşandıkları bayram günleridir.

2) Mukâtil bunun Nevruz Günü olduğunu söylemiştir.

3) Sa'id b. Cübeyr, bu günün onların pazar kurma günleri olduğunu söyler.

4) İbn Abbas (radıyallahü anh), bunun, aşure günü olduğunu söylemiştir. Cenâb-ı Hak, onlar o günde, kendilerini toplayan birisi olmaksızın, kendiliklerinden toplandıkları için, "toplanma" tabirini kullanmıştır. Bu kelime.yâ ile ve tâ ile, (Firavun'un insanları toplayacağı gün) şeklinde ve (senin insanları toplayacağın o gün) şeklinde de okunmuştur. Yine yâ ile okunup, bunun "İnsanları toplayan o gün" manasında olması da mümkündür. Bu fiilin, gâib siğası ile okunarak, failin Firavun olması da mümkündür. Bu, ya örfen padişahlara karşı yapılan (saygı) hitabına göre beyle olmuş olur yahut da, "Sizin buluşma yer ve zamanınız bayram vaktidir" ve (yahşûre fiilinin faili Firavun olarak) Firavun'un halkı topladığı bayram günüdür" demek olur. Hazret-i Musa (aleyhisselâm) onlara büyük bir kalabalığın huzurunda, binlerce şahidin gözü önünde, Allah'ın sözlerinin yüceliği görülsün ve Allah'ın dini ortaya çıkıp üstünlüğünü göstersin, böylece kâfirler, rezil; bâtıl, zail olsun ve bu iş, yolcu olan olmayan, göçebe-yerli herkes arasında çokça söylenip, meşhur olsun ve yayılsın diye, o günü, randevu günü olarak belirlemiştir.

Kâdi şöyle der: "Hazret-i Musa (aleyhisselâm) o günü, "zinet günü" sözüyle, o gündeki o belli vakti de "İnsanların toplandıkları kuşluk vakti" diye belirlemiştir.

Hak teâlâ'nın "Bunun üzerine Firavun dönüp gitti, sonra Bütün hilesini toplayıp geldi" ifadesine gelince, bil ki "tevelli" (yüz çevirme, dönme) bazan kabul etmeme, bazan da dönüp savuşma manasında olur. Burada, zahir olan bu kelimenin, dönüp gitme manasında olmasıdır ki bu, Firavun'un Musa (aleyhisselâm)'yı, biraraya gelmek üzere randevu taştığı o yerde bırakıp gitmesidir. Mukâtil, buna, "O yüz çevirdi, ve hakdan yüz çevirişini sürdürdü" manasını vermiştir. Ayetteki "Bütün hilesini topladı" ifadesinin içine, sihirbazlar, bu hadise için toplanan insanlar, sihirbazların alet ve edevatı ile sihirbazların getirip yaptıkları herşey girer. "Sonra geldi" ifadesinin muhtevasına da, Firavun'un, sihirbazları kavmini ve bütün alet-edevâtını getirişi girer. İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir: "Sihirbazlar yetmişiki tane idi ve herbirinin urganları vedeğnekleri vardı. "Bunların sayısının dörtyüz, hatta daha fazla olduğu da ileri sürülmüştür.

Sonra Firavun için Kubbeli bir seyir yeri yapıldı. Böylece o bunları seyretmek için oraya oturdu. O kubbeli yerin genişliği yetmiş zira idi.

Musa (aleyhisselâm)'nın Sihirbazlara Nasihati

Cenâb-ı Hak, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ın herşeyden önce bir ilâhi va'idi (tehdidi) ve onları söyleyip yapacakları her şeyden onları sakındıran bir tahziri ifade ederek, "Yazıklar olsun size, Allah'a karşı yalan düzmeyin" yani "Getirdiğim şeyin (mucizenin) hak olmayıp, bir sihir olduğunu iddia ederek, Allah'a karşı yalan düzmüş olmaytn ki bana muâraza etmeniz mümkün olsun" dediğini beyan etmiştir. Zeccâc "Veyla" kelimesinin nasbi caizdir. Çünkü manası, "Eğer onlar Allah'a karşı bir yalan uydururlarsa, Allah onlar veyli (o azabı) gerekli kılar" şeklindedir. demiştir. Bu kelimenin, tıpkı "Vay, kendim bir koca karı, şu zevcim de bir ihtiyar iken..."(hud, 72) ve "Eyvah bize, bizi kim diriltti" (Yasin. 52) ayetlerinde olduğu gibi, bir manâda olarak, mansub olması da mümkündür.

Cenâb-ı Allah, "Yoksa Allah azab ile sizin kökünüzü kurutur" yani. "O sizi, sizi tamamen yok edip, kökünüzü kurutacak bir azab verir" demiştir. Hamza, Âsim ve Kisâi yâ'nın ref'i ile, ifal babından olarak bunu, fe yüshitekum şeklinde; diğer kıraat imamları ise, sülâsiden olarak, fe yeshitekûm şeklinde okumuşlardır. Bu kelimeyi, if al babı üzere kullanma, Necid ve Beni Temim lehçesi; sülâsiden kullanma ise, Hicaz Lehcesi'dir. Binâenaleyh Cenâb-ı Hak sanki, "Kim Allah adına bir yalan uydurursa, onun için şu iki şey olur" demiştir. Birinci ya dünyada iken köklerinin kazınması yahut da ahirette şiddetli azaba dûcâr olmalarıdır ki bu ikisi de, "Yoksa Allah azab ile sizin kökünüzü kurutur" ifadesiyle anlatılmıştır. İkincisi, onların maksadlarına nail olamayıp, bundan mahrum kalmalarıdır. Bu da, ayetteki "(Allah'a karşı) yalan uyduran herkes, muhakkak hüsrana uğramıştır" ifadesi ile anlatılmıştır.

Cenâb-ı Allah, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ın, bunu söylediği zaman, sihirbazların onun bu sözüne aldırmayıp, kendi aralarında çekişe çekişe görüştüklerini beyân buyurmuştur. Bu münazaanın (çekişmenin) ne olduğu hususunda şu iki görüş belirtilmiştir: a) Onlar, tek bir şey üzerinde karar kılmak, ittifak etmek için, meseleyi aralarında müzâkere ettiler, b) Mukâtil "Onlar, aralarında ihtilafa düştüler" demiştir. Bazı alimler bu çekişme işine, Firavun ve adamlarının da dahil olduğunu söylerlerken, diğer bazılar, "Hayır, çekişenler sadece o sihirbazlar idi" demişlerdir. Ayet, her iki görüşe de muhtemeldir, zahirinde bunlardan birini tercihe götürecek bir şey yoktur.

Âlimler, ayetteki "Sonra da gizlice müşavere ettiler" ifadesi hakkında da şu izahları yapmışlardır:

a) Onlar, bu müşavereyi Firavun'dan gizlice yaptılar. Bunun böyle olmasına göre şu izahlar yapılmıştır:

1) İbn Abbas (radıyallahü anh): "Onlar kendi aralarında gizlice fısıldaşlarak, "Eğer Musa bize galib gelirse, ona tâbi oluruz" dediler" demiştir.

2) Kâtade şöyle der: "Onlar, "Eğer Musa bizim gibi bir sihirbaz ise, onu altederiz. yok eğer bu iş gerçekten ona gökten gelen birşey ise, o galib gelir" dediler.

3) Vehb b. Münebbih şöyle demiştir: "Hazret-i Musa, "Yazıklar olsun size, Allah'a karşı yalan düzmeyin" deyince, onlar, kendi aralarında, "Bu, bir sihirbaz sözü değil" derler."

b)Onlar, Musa (aleyhisselâm)'dan ve Firavun'dan gizlice, birbiriyle fısıldaştılar. Fısıtdaşmaları da, "Bu iki sihirbaz (yani Musa ile Harun), sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyorlar" (Taha, 63) şeklindeki konuşmalarıdır. Bu görüş Süddi'ye aittir.

c) Onlar, fısıldaşmalarını Musa (aleyhisselâm)'dan Harun (aleyhisselâm)'dan ve Firavun ile adamlarından gizlice yaptılar ve bu fısıldaşma sihirli ipleri ile değneklerini şlerini nasıl yapmaları gerektiği hususunda idi, yani hangi tarzda yaparsak galib geliriz ve kalblere tesir edip, inandırıcı oluruz ve Musa nınkini kusurunu ortaya koyabiliriz. hususunda idi. Bu görüş de Dahhâk'ındir.

Sihirbazların Aleyhte Konuşmaları

62 ﴿