79

"Andolsun ki Biz, Musa'ya, "Kullarımla geceleyin yola çık, yetişilmekten korkmayıp, çekinmeyip, onlara denizde kuru bir yol aç" diye vahyettik. Derken Firavun orduları ile birlikte arkalarına düştü. Deniz kendilerini nasıl kapladıysa, işte öyle kapladı. Firavun kavmini saptırdı ve hidayete erdirmedi".

Bil ki ayetteki, "Andolsun ki Biz, Musa'ya "Kullarımla geceleyin yola çık..." diye vahyettik" ifadesinde, bu hadisede Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'a icabet eden (inananların) çok olduğuna bir işaret vardır. İşte bundan dolayı Allahü teâlâ, onları Firavun'un adamlarından kurtarıp ayırmayı istemiş ve Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'a onları geceleyin yola çıkarmasını vahyetmiştir.

Gece Yolculuğunun Faydaları

Gece. yolculuk etmeye, "sery" denilir. "İsrâ"a da aynı manayadır. Buna göre eğer, "Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'nın onları gece yola çıkarmasındaki hikmet nedir?" denilirse, biz deriz ki, bunun böyle bazı sebebleri vardır:

1) Onların, düşmanın gözü önünde toplanmamaları ve böylece de düşmanın, bunların istediklerini yapmalarına mâni olmamalarını temin etmek için...

2) Bu Firavun ve adamlarını, onların peşine düşmesine mâni olması için...

3) İki ordu birbirine yaklaştığında, Musa (aleyhisselâm)'ın ordusunun, Firavunun (kalabalık) ordusunu görüp, dehşete kapılmamaları için...

Ayetteki, "Onlara denizde kuru bir yol aç"ifadesine gelince, bu hususta şu iki izah yapılabilir:

1) Buradaki "darb" (vurma) fiili, "ca'l" (kılma, yapma) manasınadır. Bu, Arapların, "O, ona malından bir hisse "darbetti" yani "ayırdı" ve "Darbu lebin (kerpiç dökmek) onun işidir" sözlerinden alınmadır.

2) O, onlar için, asası ile denize vurarak bir yol açtı. Bu, "Hazret-i Musa (aleyhisselâm) denize asası ile vurdu ve deniz yarıldı" demektir. Bu manaya göre, buradaki "darb" (vurma) fiili, "tarik" (yol) kelimesini mef'ûl olarak almıştır. Velhasıl ayetteki yol vurma (yol açma) ifadesi ile, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ın, vurarak yolu kurutması manası kastedilmiştir.

Denizdeki Güvenlik Sebepleri

Daha sonra Cenâb-ı Hak, o yolda hertürlü emniyet unsurlarının mevcut olduğunu, şunlarla beyân buyurmuştur:

1) Yolun kuru olduğunu belirterek... Kuru manasındaki yebesan kelimesi, yabisen ve yebsen şeklinde de okunmuştur. Bunu yâbisen şeklinde okuyan "yol" manasına almış olur. Bunun bâ'nın herekesi ile yebesen şeklînde okunuşuna gelince bil ki, yebes ve yabis aynı manaya olup, "Kupkuru yol" demektir. Bu kelimenin, bâ'nın sükûnu ile okunmasına gelince, bu da, bunun harekeli şeklinin hafifleştirilmişidir. Buna göre mana, "O yolda, su bulunması şöyle dursun, ne cıvık çamur, ne de bir ıslaklık olmasın" şeklindedir.

2) Ayetteki, 'Yetişilmekten korkmayıp, çekinme" ifadesi ile belirtilen husus... Bu, "Sen, Firavun'un sana yetişmesinden korkma. Çünkü ben, onu oyalamak ve geriye bırakmak suretiyle, seninle onun arasındayım" demektir.

Sibeveyh şöyle der: Ayetteki şu iki sebebten ötürü, merfûdur.

a) Hal cümlesi olduğu için... Bu, mesela "Korkmaksızın, endişe etmeksizin" demen gibidir.

b) Yeni bir cümle başlangıcı olarak... Yani, "sen, korkmazsın" demek olur. "Bu, aynı zaman Ferrâ'nın görüşüdür. Ahfeş ve Zeccâc. bunun tıpkı, (Bakara, 48) ayetinin, takdirinde olması gibi "O gün korkma" manasında olduğunu söylemişlerdir.

Hamza bunu (korkma) şeklinde okumuştur. Bu okuyuşun şu iki izahı yapılır:

a) Bu, bir nehiydir.

b) Ebu Ali bunu, "Eğer o yolu vurursan, korkma" manasında olmak üzere, şartın cevabı kabul etmiştir.

Bu kıraata göre alimler, ayetteki ifadesi hususunda şu dört izahı yapmışlardır:

1) Bu, müste'nef (yeni) bir cümledir. Buna göre sanki, "sen korkma, yani sana yakışan korkmak değil kendini emin hissetmektir" denilmiştir.

2) Bu fiilin sonundaki elif, Lâme'l-fiili olan yâ'dan çevrilme bir elif değildir. Fakat bu, fâsıla'dan ötürü getirilmiş, "zâid" bir eliftir. Bu tıpkı, (Ahzab, 67) ve (Ahzâb. 10) ayetlerindeki, son elifler gibidir.

3) Bu, tıpkı "Sanki benden önce hiç Yemenli bir esir görmemiş gibi, cılız ve zayıf, yaşlı bir kadın bana güler" şiirinde olduğu gibidir.

4) Bunun manası, "sen Firavun'un yetişmesinden korkma ve suda boğulmaktan endişe etme" şeklindedir.

Hâk Teâlâ'nın "Derken Firavun ordularıyla birlikte, arkalarına düştü" ifadesi hakkında, Ebu Müslim şöyle der: "Dilciler, ve kelimelerinin aynı manaya olduğunu söylemişlerdir ki, bu muhtemeldir. Yine bu ifadedeki bâ harf-i ceninin zâid olma ihtimali de vardır. Buna göre mana, "Firavun, ordusunu onların arkasına düşürdü" şeklinde olur. Bu tıpkı, "(Ey Musa), sakalımı ve başımı tutma" (Taha, 94) ile, (......) (isra, 1) ayetlerinde olduğu gibidir. Zeccâc bu ifadenin, Firavun ve onunla birlikte ordusu onların peşine düştü" şeklinde okunduğunu söylemiştir. Yine bu (......) şeklinde okunmuştur. Buna göre manası, "Firavun ordusunu onlara yetiştirdi" seklindedir. Bu bâ harf-i cerrinin, (birlikte) manasına olması da mümkündür.

Firavun Ordusunun Denizde Boğulması

Cenâb-ı Hakk'ın, "Deniz kendilerini nasıl kapladıysa işte öyle kapladı" ifadesi "O deniz Firavun ile ordusunun üzerine çıktı ve üzerlerini örttü" demektir. Buradaki, "Nasıl kapladıysa" ifadesi, bunun çok dehşetengiz birşey olduğunu bildirmek içindir, yani, "Onları, künhünü, ne olduğunu ancak Allah'ın bilebileceği birşey kapladı" demektir. Bu ifade, şeklinde de okunmuştur. Buna göre fiilin faili ya Allah'tır, yahut "kaplayan o şey"dir, yahut da Firavundur. Çünkü ordusunun bu belaya salan ve helakine sebeb olan odur.

Hak teâlâ, "Firavun kavmini'saptırdı, hidayete erdirmedi" buyurmuştur. Kâdi bunu delil getirerek şöyle der: "Eğer insanların sapması, Allah'ın yaratmasıyla olsaydı, burada, "Firavun kavmini saptırdı" denilmeyip, aksine, "Allah onları saptırdı" denilmesi gerekirdi. Bir de Allahü teâlâ, Firavunu, onları saptırdığı için kınamıştır. Binâenaleyh Cenâb-ı Hakk'ın küfrü yaratmış olması nasıl düşünülebilir? Çünkü, başkasını bir şeyle zemmeden (kınayan) kimsenin, o işi hiç yapmaması gerekir. Aksi halde, kendisi bu zemme müstahak olmuş olur." Ayetteki "hidayete erdirmedi" ifadesi, yine Firavun'un "Sizi doğru yoldan başkasına iletmiyorum (hidayet etmiyorum)" (Mü'min, 29) demiş olmasından ötürü, Firavunla alay etmedir.

Biz bu hadiseyi, bu husustaki konuları anlatalım: İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir: "Allahü teâlâ, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'a, kavmi ile birlikte denizi geçip gitmesini emredip, Musa (aleyhisselâm) ve İsrailoğulları da, kutlamakta oldukları bir bayramdan ötürü Firavunun kavminden, zinetler ve binek hayvanlarını ödünç almış olunca, Hazret-i Musa (aleyhisselâm) onları geceleyin yola çıkardı. Sayıları, altıyüzûçbin küsur kişi idi. İçlerinde altmış yaşından yukarı, yirim yaşından aşağı kimse yoktu. Yusuf (aleyhisselâm) ölürken İsrailoğullarına, Mısır'dan ayırtacakları zaman kendisinin kemiklerini de (mezarından) çıkarıp götürmelerini vasiyet etmişti. Fakat onlar, bunu bulup çıkaramadılar, ve ne yapacaklarını şaşırdılar. Derken onlara (Hazret-i Yusuf (aleyhisselâm)'ın) kemiklerinin yerini (mezarını) bir ihtiyar kadın gösterdi. Böylece onları çıkarıp alabildiler. Bunun üzerine Hazret-i Musa (aleyhisselâm), o ihtiyar kadına: "Dile benden ne dilersen" dedi. Kadın, "Cennete seninle olayım" dedil.

Yine ibn Abbas (radıyallahü anh) şunu rivayet etmiştir: "Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ile, Hazret-i Ebu Bekir (radıyallahü anh), araplardan bir karı-koca yanına girerler. Onların, bir dişi keçiden başka hiçbirşeyleri yoktur. Onlar keçilerini, bu iki misafirleri için keserler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) o adama "Medine'de bir adamın (peygamber olarak) zuhur ettiğini duyduğunda, ona git. Belki Allah, sana bu keçiden daha hayırlısın verir" dedi. O, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, peygamber olarak ortaya çıktığın duyunca, hanımı ile birlikte, ona gitti ve: "Beni tanıdın mı?" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Evet tanıdım" deyip ona: "Ne istersen iste..." dedi. O da, "seksen keçi" dedi. Hazret-i Peygamber ona seksen keçi verip: "İsrailoğullarından olan o ihtiyar kadın senden daha hayırlı (akıllı)..." buyurdu.

Denizde Yolların Açılması

Firavun, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ı yakalamak için peşine düştü. Ordusunun sağ-sol iki cenahı ve merkezinde bulunanlar hariç, sırf önünde (Öncü kuvvetler olarak), birbuçuk milyon insan vardı. Hazret-i Musa (aleyhisselâm), (Kızıl) denizin kenarına ulaşınca: "İşte burada emrolundum" dedi. Daha sonra denize, "Haydi ayrıl, ayrıl" dediyse de, deniz ayrılmadı. Derken Allahü teâlâ ona, denize asâ ile vurmasını vahyetti. O da ona vurdu ve deniz açılıverdi. Daha sonra adamlarına, haydi girin" dedi. Ama onlar, "Nasıl girelim, orası çamur" dediler. Bunun üzerine Hazret-i Musa (aleyhisselâm) (Allah'a) dua etti ve oraya saba rüzgarı esti. Böylece ora kurudu. Onlar: "Biz, bazılarımızn boğulmasından korkuyoruz" dediler. Bunun üzerine, Hazret-i Musa (aleyhisselâm), onların yolları arasına, birbirlerini görebilecekleri delikler (pencereler) yaptı. Sonra denize girip, (bu yollardan) geçtiler. Firavun da o yollara yöneldi. Adamları ona: "Musa (aleyhisselâm), denizi büyülemiş, sen sanki deniz yarılmış gibi görüyorsun" dediler. Firavun bir erkek ata binmişti. Derken Cebrail (aleyhisselâm), bir kısrak at üzerine binmiş olarak, otuzüç melekle geliverdi ve Firavun'un önüne geçti. Böylece Firavun'un atı, kısrağı görüp Firavun'u onun peşinden çekip götürdü. Melekler de Firavun'un ordusu arasına girerek, "Kralınızı takibedin" diye bağırmaya başladılar. Böylece en sonda olanlar bile denize girdiğinde, ilk girenler neredeyse denizden çıkmak üzere idiler. Derken deniz onların (hepsinin) üzerine kapandı ve böylece boğulup gittiler, İsrailoğulları, denizin onların üzerine kapanışının sesini duyup: "Ey Musa, bu da ne?" dediler. Hazret-i Musa (aleyhisselâm): "Allah, Firavunu ve ordusunu suya garketti" buyurdu. Bunun üzerine onları seyretmek için geri döndüler ve: "Ey Musa onları bizim görmemiz için çıkarması hususunda Allah'a dua et" dediler. Hazret-i Musa (aleyhisselâm) dua edince, deniz onları kıyıya attı ve İsrailoğulları onların silahlarını (ganimet olarak) aldılar." İbn Abbas (radıyallahü anh) şunu da rivayet etmiştir: 'Cebrail (aleyhisselâm): "Ey Muhammed, keşke benim, tevbe eder korkusundan ötürü Firavunu o su ve çamur içerisinde nasıl çiğnediğimi görseydin" dedi. İşte bu ayette, "Deniz kendilerini nasılkapladıysa işte öyle kapladı" ifadesi ile anlatılan husustur. Bu kıssa ile ilgili birkaç bahis var:

Birinci bahis: Rivayet edilen haberlere göre Musa (aleyhisselâm), asâsıyla denize vurunca, geçilmesi kolay olan kuru oniki yol meydana geliyor, yollar arasında da, adeta büyük dağlar gibi, su duvarları oluşur. Bunun üzerine İsrailoğullarından herbir boy, bu yollardan bir yol tutar... Kimi alimler de şöyle demiştir: "Aksine, tek yot meydana gelmiştir" Birinci görüşün delili, haberler ile, Cenâb-ı Hakk'ın, "... her parça kocaman dağ gibi oldu" (Şuâra, 63) ayetidir. İkinci görüşün delili ise, Cenâb-ı Hakk'ın, "... onlara denizde kuru bir yol aç" ayetidir. Bu ifadenin, her ne kadar cinse nisbetle "yollar"a hamledilmesi mümkün ise de, tek bir yolu kapsar.

İkinci bahis: Rivayet edildiğine göre, Musa (aleyhisselâm) onlara yol açıp, bu yolu da onlara gösterdikten sonra İsrailoğulları, yine serkeşlik yapmışlar ve: "Biz, birbirimizi görmek istiyoruz (oradaki su duvarlarını kaldır)" demişlerdir ki, bu akıldan uzak gibi görünmektedirler. Çünkü onlar, Firavunun geldiğini gördüklerinde çok korkmuşlardı. Korkan kimse, bir kaçış ve kurtuluş yolu bulunca, anlamsız bir serkeşliğe nasıl zaman ayırabilir ki?...

Üçüncü bahis: Firavun zeki bir kimse idi; Hatta, deha derecesinde.,. O halde o, kendisini tehlikeye atmayı nasıl seçebilmiştir? Kendisi de biliyordu ki, denizin. yarılması onun emriyle olmamıştı... İşte alimler bu hususta iki izah şekli zikretmişlerdir:

1) O sırada Cebrail (aleyhisselâm), aygır bir atın üzerinde bulunuyordu, Firavun'un kısrağı da, bunun üzerine onu takib etti. Ancak bir kimse çıkıp şöyle diyebilir: "Bu uzak bir ihtimaldir, çünkü kralın bu gibi (tehlikeli) yerlere, bütün askerlerden önce kalması uzak bir ihtimal görünmektedir. Alimlerin yaptığı açıklamalar ise ancak, durum böyle olduğu zaman tam olabilir. Bir de, durum şayet onların dediği gibi olsaydı, girmesi konusunda Firavun mecbur gibi olmuş olurdu. Bu ise, onun korkusunu daha da artırır ve onu, girmemeye gayret etmeye sevkederdi: Diğer taraftan, Cebrail (aleyhisselâm) daha işin başında, Firavun'u kavmiyle birlikte olarak yakalayıp onları denize atmaya muktedir olduğu halde, Cebrail bu çareye başvurmaya niçin ihtiyaç duymuş olsun?

2) Doğru olan şöyle denilmesidir: Firavun, önde giden askerlerine denize girmelerini emredince, onlar da girdiler ve boğulmadılar. Bunun üzerine firavun, kurtulacağı zannına kapıldı. Askerlerin tamamı girinceyse, Allahü Teâlâ onları boğdu..." diyebilir.

Dördüncü bahis: Cebrail (aleyhisselâm) hakkında, onun, Firavun'u, iman eder korkusuyla su ve çamura batırdığına dair rivayet edilen haber akıldan uzak olup isnadı zayıftır. Çünkü, meleklerin ve peygamberlerin, imana mani olmaya çalışmaları düşünülemez.

Beşinci bahis: Yine, Musa (aleyhisselâm)'ın denizle konuşup ona: "Benim için yarıl da, senin içinden yürüyüp geçeyim" dediği, denizin de ona: "Benim üzerimden hiçbir asi yürüyemez" şeklinde cevap verdiği şeklindeki rivayet, bizim prensiplerimize göre imkansız değildir. Çünkü bize göre, hayat için, bir beden ve bünye şart değildir. Mu'tezileye göreyse, bu bizzat sözle değil, lisân-ı hâl ile söylenmiştir. Allah en iyi bilendir.

Beni İsrail'in Tur'a Çıkması

79 ﴿