84"Ey Musa, seni kavminden (ayırıp böyle) acele ettiren nedir? Dedi: onlar, işte onlar da benim ardımca (geliyorlar). Ben sana yönelerek acele ettim ki, Yâ Rab hoşnut olasın". Bil ki, Cenâb-ı Hakk'ın, "Ey Musa, seni kavminden (ayırıp böyle) acele ettiren nedir?" ifadesinde, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'nın o yere, kavminden önce gittiğine dair bir delâlet bulunmaktadır. Bununla kastedilenin, Cenâb-ı Hakk'ın, hem bu sûredeki, "Turun sağ yanında sizinle va'dleştik, sözleşük" (Taha. 80) ifadesinde, hem de diğer sûrelerde, mesela "Musa ile otuz gece sözleştik" (A'raf, 142) ifadesinde kendisine dikkat çektiği şeyin olması gerekir ki, Cenâb-ı Hak, bu ifadelerle, Tûr'daki mikatı kastetmiştir. Ayetle ilgili birkaç soru vardır: Ayetle İlgili Bazı Sorulara Cevap Birinci soru: Cenâb-ı Hakk'ın, (......) ifadesi, bir istifhamdır. Halbuki Allah hakkında istifham, imkansızdır. Cevap: Buradaki istifham "istifhâm-ı inkârı" olup, bunda bir sakınca yoktur. İkinci Soru: Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'a önden gitme işi, ya yasaklanmıştı, veya yasaklanmamıştı. Eğer yasaklanmış ise, bu acelesi, ma'siyet, günâh olmuş olur. Böylece de peygamberlerden ma'siyet sudur etmiş olur. Yok, eğer biz, bu işin yasaklanmamış olduğunu söylersek, bu ifadedeki istifham, istifham-ı inkarı olamaz. Cevap: Belki de, Hazret-i Musa (aleyhisselâm), bu hususta bir nas bulamadı, ancak ne var ki o, içtihâdda bulunarak, önden gitmeye karar verdi. Derken, içtihadında yanıldığı için de, bu itaba muhatab oldu. Üçüncü Soru: Hazret-i Musa (aleyhisselâm) "acele ettim" demiştir. Halbuki, acele etmek, kınanmış olan birşeydir. Cevap: Dini konularda acele etmek, medhe değer birşeydir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Rabbinizin mağfiretine ve... cennete koşuşun"(Al-i İmran, 133) buyurmuştur. Dördüncü soru: Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ın, ifadesi, onun bu işi, Allah'a, "razı olma vasfını kazandırmak için yaptığına delâlet eder. Bu ise, şu iki açıdan olamaz: 1) Bu, Allahü teâlâ'nın sıfatında yenilenme meydana gelmesini gerektirir. 2) Bu rıza meydana gelmeden önce, Allahü teâlâ'nın, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'dan razı olmadığının söylenilmesi gerekir. Çünkü, var olanı yeniden elde etmek, imkansızdır. Eğer, Allah Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'dan razı olmamış olsaydı, o zaman onun ona gazab etmiş olması gerekirdi. Bu ise, peygamberlerin vasfına uymaz. Cevap: Bu ifadeyle (razı olma işini yeniden icad ve ihdas değil de), razı oluşun devamını sağlama kastedilmiştir. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın tıpkı, ifadesinde olduğu gibidir ki, bununla hidayet üzre olmanın devamlılığı kastedilmiştir. Beşinci soru: Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'nın ifadesi, onun, söz kesilen yere, Cenâb-ı Hakk'ın kendisine tayin edip belirlediği vakitten önce gittiğine delâlet eder. Aksi halde bu ise, "acele" vasfı verilemez. Sonra Hazret-i Musa (aleyhisselâm), Allah'ın emrine muhafelet etmenin, O'nun rızasını elde etmenin sebebi olduğunu sanmıştır ki, bu, Kelimullah olan Hazret-i Musa (aleyhisselâm) şöyle dursun, insanların en cahiline bile yakışmaz. Cevap: Bu, daha önce bahsettiğimiz cevaptır ki, bu da şudur: Bu husus, içtihâd-la vuku bulmuştur. İçtihadında ise, hata etmiştir. Altıncı soru: Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'nın ileyke (sana) demesi, Allahü teâlâ nın bir yerde (mekanda) olmasını gerektirir. Çünkü ilâ (harf-i cerh), intiha-i gayeyi yani bir mesafenin sonunu bildirir. Cevap: Biz, Allah'ın o dağda olmadığı hususunda aynı fikirdeyiz. Binâenaleyh buradaki "Sana" ifadesi ile, sözleşilen yer kastedilmiştir. Yedinci soru: Ayetteki, "Acele ettiren nedir?" ifadesi, bu acelenin sebebi ile ilgili bir sorudur. Dolayısıyla buna uygun düşecek cevap, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ın, "Senin daha fazla rızanı elde etmek istediğim ve senin sözünü duymayı arzu ettiğim için" demesi idi. Ama onun, "Onlar, işte onlar da benim ardımca geliyorlar" diye cevap vermesi, gördüğün gibi, bu soruya uygun değildir? Buna şu iki şekilde cevap verilir: 1) Allahü teâlâ'nın bu sorusu, şu iki hususu kapsar: a) Bizzat bu acele edişi yadırgama, b) Acele etmenin sebebini sorma. Binâenaleyh, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'a göre, bu iki hususdan cevap verilmesi gereken en önemlisi, ikincisidir. Dolayısıyla o, "benden ancak, örfte fazla önemli olmayan bir acele ediş, sâdır olmuştur. Binâenaleyh benimle, kendilerini ileri geçtiğim kimseler arasında, kavimlerin elçi heyetlerinde görülen, önemsiz bir ileri oluş söz konusudur" demek istemiştir, daha sonra da, niçin acele ettiğinin cevabını vererek, "Ben sana yönelerek acele ettim ki, Yâ Rab, hoşnut (razı) demiştir, 2) Hazret-i Musa (aleyhisselâm), başına gelen bu ilahi itab sebebiyle soruya uygun ve söylenene mutabık cevab veremedi. Bil ki ayetteki, "Ey Musa, seni kavminden (ayırıp böyle) acele ettiren nedir?" sorusunda Allahü teâlâ'nın Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'a o sözleşme yerinde, belli bir cemaatla birlikte bulunmasını emrettiğine bir işaret vardır. Âlimler bu cemaatin kimler olduğu hususunda, çeşitli görüşler belirtmişler ve bazı alimler, bunların Hazret-i Musa (aleyhisselâm) ile birlikte Tür Dağıha gitmeleri için Allah'ın seçtiği (belirlediği) o yetmiş temsilci olduğunu, dolayısıyla, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ın, Rabbisine iştiyakından ötürü, işte bunları geçip ileri gittiğini söylemişlerdir. Diğer alimler ise, "Bu belli cemaat İsrailoğullarının hepsidir. Bunlar, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ın Harun (aleyhisselâm) ile birlikte geride bıraktığı ve Allahü teâlâ'nın o, yetmiş kişi ile dönünceye kadar, içlerinde kendisinin adına hareket edecek bir halife belirlemesini emrettiği kimselerdir. İşte bundan ötürü, Hazret-i Musa (aleyhisselâm) "İşte onlar benim ardımca (geliyorlar)" yani bana yakın olan, beni bekleyenlerdir" demiştir" demişlerdir. Ebu Amr ve Ya'kûb, hemzenin Kesresi ile, isrî şeklinde; İsâ b. Ömer hemzenin zammesi ile üsrî şeklinde okumuşlardır. Yine İsa b. Ömer'in (......) kelimesini, kasr ile (......) şeklinde okuduğu da rivayet edilmiştir. Kelimeyi eseri şeklinde okumak, üsrî şeklinde okumaktan daha fasihtir, çünkü "İsr" lafzını Arap, kılıcın cilası manasında kullanır ki, bunun "iz" manasına alınması garibtir. |
﴾ 84 ﴿