18"Biz göğü, yeri ve ikisi arasında bulunan şeyleri oyuncuların (işi gibi, bir iş olmak üzere) yaratmadık. Eğer biz bir eğlence ve oyun edinmek isteseydik, onu elbet kendi tarafımızdan edinirdik. Biz böyle yapanlar değiliz. Hayır. Biz hakkı batılın tepesine atarız da onun beynini parçalar. Bir de görürsünüz ki o (bâtıl) yokolup gitmiştir. Vasfetmekte olduğunuzdan dolayı yazıklar olsun size!". Bri ki bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır: Ayetin, önceki ayetlerle münasebet ve ilgisi hususunda şu iki izah yapılmıştır. 1) Cenâb-ı Hak, yalanladıkları için, o belde ahâlisini helak ettiğini bildirince, bunun peşinden bu helakin bir adalet ve onların yaptıklarının bir cezası olduğunu ortaya koyan ifadeyi getirerek, "Biz göğü yeri ve ikisi arasında bulunan şeyleri, oyuncuların (işi gibi bir iş olmak üzere yaratmadık" buyurmuştur. Yani, "Tıpkı zorba ve zâlimlerin evlerini, saraylarını, Mfruşatlarını, oyun ve eğlence için, zevk için düzenlemeleri gibi, bir tavan gibi olan göğü ve bir döşeme gibi yeryüzünü ve bu ikisi arasındaki hayranlık veren, harikulade şeyleri, işte aynı onlar gibi, oyun ve eğlence için düzenlemedik. Biz bunları dini ve dünyevi faydalardan ötürü böyle yaptık. Bunların dini faydasi, onlar üzerinde tefekkür deklerin tefekkür etmeleridir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Onlar göklerin ve yerin yaratılışı hususunda tefekkür ederler" (Al-i imran, 191) buyurmuştur. Bunların dünyevi faydaları ise, bunlarda sayısız ve rakamlara sığmaz birçok menfaatin bulunmasıdır. Bu ayet tıpkı, "O göğü, o yeri ve bunlar arasında bulunan şeyleri Biz boşuna yaratmadık" (Sad. 27) ve "Biz, (gökleri ve yeri), ancak gerçek bir gaye ile yarattık" (Duhan, 39) ayetleri gibidir. 2) Bundan maksad, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in peygamberliğini ortaya koyup, onu inkar edenlere karşı bir reddir. Çünkü Cenâb-ı Hak, mucizelerini onun elinde ortaya koymuştur. Dolayısıyla, eğer o yalancı olsaydı, onun elinde mucize göstermek, oyun ve eğlence kabilinden olmuş olurdu. Halbuki oyun ve eğlence Cenâb-ı Hak için asla söz konusu değildir. Yok eğer o sâdk ise, bu durumda onların ileri sürdüğü her türlü tenkidleri fâsid olur. Zaten anlatmak istediğimiz de budur. Kâdi Abdul Cebbar şöyle der: "Bu ayet, oyun ve eğlencenin Allah'dan olmadığına delâlet etmektedir. Çünkü eğer böyle olsaydı, Cenâb-ı Hak lâib (oyuncu) olurdu. Arapça'da "lâib", oyun ve eğlence işini yapana denir. Binâenaleyh fiil için konulan ismin (ism-i failin) olmadığını söylemek, o fiilin olmadığını söylemek manasınadır." Buna şöyle cevab verilir: ileri sürdüğün bu husus (Ey Kâdi), daha önce defalarca geçtiği gibi, "Dâi" meselesi ile çürütülür. Hak teâlâ'nın "Eğer Biz bir eğlence ve oyun edinmek isteseydik, onu elbet kendi tarafımızdan edinirdik. Biz böyle yapanlar değiliz" buyruğuna gelince, bil ki "Kendi tarafımızdan" ifadesi, "Kudretimiz tarafından" manasınadır. Burada geçen "lehv" kelimesinin, Yemen Arapcasında "çocuk" manasına geldiği söylendiği gibi, "kadın" manasına geldiği de söylenmiştir. Hazret-i Mesih (İsâ) (aleyhisselâm)'nın ve Hazret-i Üzeyr'in Allah'ın oğlu olduklarını iddia edenlere bir red olsun diye, "Kendi tarafımızdan" ifadesine, "İnsanlardan değil, meleklerden" manası da verilmiştir. Ayetteki, "Hayır, Biz hakkı bâtılın tepesine atarız" ifadesindeki (......) Cenâb-ı Hakk'ı oynayıp eğlenmekten tenzih etmek ve zatının bütün bunlardan beri olduğunu anlatmak içindir. Buna göre Cenâb-ı Hak sanki, "Biz oyun ve eğlence edinmeyiz. Aksine bizim adetimiz ve hikmetimizin gereği, oyunu ciddiyet ile mağlub etmek ve bâtılı hak ile ezip geçmektir" demektedir. Allahü teâlâ bunu ifade için ve bunu ibtal ettiğini gözler önüne sermek için, "kazf" ve "demğ" (atmak ve parçalamak) fiillerini kullanmıştır. Buna göre Cenâb-ı Hak bunu, sanki kaya gibi katı ve sert bir cismi, yumuşak bir madde üzerine atıp onu ezmesine benzetmiştir. Hak teâlâ'nın, "Vasfetmekte olduğunuzdan dolayı yazıklar olsun size" ifadesi, "Kim, peygamberi yalanlamaya yeltenir, Kur'ân'ı bir sihir, saçma sapan bir söz gibi batıl bir şeye benzetirse, ona yazıklar olsun" demektir. İşte Cenâb-ı Hak bu hususa, "Vasfetmekte olduğunuz" sözü ile anlatmıştır. |
﴾ 18 ﴿